- Kategori
- Öykü
Durmak

Birden ayağa kalktı ve olabildiğince koşmaya başladı. Zihni ilk kez bu kadar hızlı çalışıyordu. Damarlarından kan taşacaktı sanki o denli belirgindi suratındaki kan yolları.
Yüzüne rüzgâr çarptıkça nefesi ısındı, sonra bedeni. Ve olduğu yere ansızın yığıldı, bacakları hareketsiz kalmıştı. Yüzü mosmor, aklı parça parça…
Toprağa sürdü yanağını, avuçlarını gezdirdi zeminde. Doğruldu sonra, doğruldu bir anda. Gözünün önünde yine o cezp edici varlık… Koşmak, kaçmak yetmiyordu. Ardı sıra gelen bir bulut gibi peşindeydi.
Bal rengi gözlerini göz kapaklarına teslim etti bir saniyeliğine. Çok şey düşündü o bir saniye içinde:
Karısını öldürürken yüreğindeki acıyı düşündü, karısının can çekişini… Kollarında çırpınışı, göz bebeklerinin büyüyüşünü anımsadı. Eşi son nefesini verdiği andan itibaren bir katildi. Dünya ona yeni bir etiket vermiş, yeni bir kimlik kazandırmıştı: Katil!
Ve üzerinden basa basa geçen 10 yıl… Hatırlamadı adını, varlığını, büyüdüğü kasabayı… Zihnindeki tek kare ömrünü yemişti ve o tek anın nöbeti ölene kadar sürecekti. Teşhis konulmuştu hapishanede, son durak ruh ve sinir hastalıklarıydı. Defalarca kaçmıştı. Yine kaçmıştı. Bir daha gitse oraya gene kaçardı. Kaçmakta haklıydı, duvarların onu istemediğini biliyordu.
Açtı gözünü tekrar, kimse yoktu. Koştu son kuvvetiyle ayağa kalkıp. Hava karanlık, bir yağmur öncesi kurşun ağırlığı, dünyanın fırtına öncesi çekilmez sıkıntısı… Otobana çıktı, takip ediliyordu. Öyle hissediyordu ama arkasına dönüp bakmadı, sadece koştu. Durdu, durduruldu sonunda. Bir topak kan birikintisi, bir vahşi çığlık ve yağan yağmur…