- Kategori
- Siyaset
Dürüle dürüle…

Dünyayı çepeçevre saran "ozon tabakası" sizlere ömür...
Sağlığında iyi bilirdik kendilerini.
Bu ozon tabakası denen zırh, Dünyanın etrafını kuşatır ve güneşin zararlı ışınlarından bizleri korurdu.
Sonra ne oldu bu tabakaya?
Yandı, bitti, kül… olmadı da; azıcık, "delindi!.."
Ozon tabakası azıcık delinince ne oldu?
Güneş, bu delilen aralıktan dünyaya zararlı ışınlarını salmaya başladı.
Bu oluşumun tehlikeli etkinin sonuçları neler?
Şunlar:
Güneş ışınlarının zararlı etkisi canlılar üzerinde tehlikeli gelişmelere neden oldu ve ölümcül hastalıkların ortaya çıkması sonucunu doğurdu ve doğurmakta da devam ediyor.
Kuzey kutbunda buzların erimesi süreci başladı. Bu erime, yakın gelecekte, denizlerin yükselmesine ve Dünya yüzünde önemli ölçüde kara alanlarının sular altında kalmasına neden olacak.
Önemli ve etkili iklim değişmeleri, doğadaki dengeyi alt üst etti… Ve etmekte de devam ediyor... Şiddetli fırtınalar, sel baskınları, afetler, hemen ardından büyük kuraklıklara yerini bırakıyor. İnsan sağlığı, doğal denge tarumar oldu… Ve olmakta devam ediyor...
Peki nedir bu ozon tabakasındaki yırtılmanın sebebi?..
Bu soruyu, kapitalizmin insan mutluluğunu sağlayan bir tanecik rejim olduğunu savunan, neo-liberal liboşlar ile Yeni Dünya Düzeni'ni baş tacı eden yeni-yetme Özal çocuklarına sormanız gerekir.
Hani nerede insanın mutluluğu?
"Her şey insan için", sloganına ne oldu?
Sesleriniz niçin kısık; boğazlarınıza düğümlenen soru işaretlerinin cevap anahtarları nerede?
Ozon tabakasını bu Dünya'nın başına musallat eden... Bu doğanın bahşettiği olağanüstü koruyucuyu [ozon tabakasını], bir çırpıdan delip geçen etken nedir?..
Buyurun, söz sizin, neo-liberal zübükler!..
- Ozon tabakası, insan hırsının hunharca serbest bırakılmasının bir ürünüdür!
Kapitalizmin o ünlü, "Bırakınız yapsınlar; bırakınız geçsinler" sloganının sonucudur.
Buyurun bıraktık... Peki, nedir Dünyanın bu "bırakılmış, " acıklı hali?
Bir yanda açlar, bakımsızlar, yoksullar; öte yanda üzerlerine bomba yağan ırklar, milletler, soylar, soplar… Bir tarafta da, koruyucusundan yoksun kalmış doğanın bozulan dengelerine kurban verilmiş binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce insan... İnsanlar!
Mutlu değil; mutsuz insanlar.
Zengin değil; yoksul insanlar.
Her şey üç-beş egoist, acımasız, kaba insan müsveddesinin batasıca çıkarı için...
Ve bütün yollar ve çıkar kanalları Vaşington’a çıkıyor.
Suyun başında onlar.
Petrolün başında onlar.
Kara paranın, uyuşturucunun, saldırganlığın dümeninde onlar.
Haydi, verin bakalım doğanın dengesini bozmanın hesabını.
Buyurun faturayı... Haydi ödeyin!..
Gün, hesap günüdür.
Gün, bütün bu olup bitenlerinin defterinin dürülüp; bilânçosunun çıkartılıp; faturanın muhataba tebliği günüdür.
Bilmeyenlere, unutanlara, ilanen duyurulur: Türk Ticaret Kanunu'na göre, faturaya itirazın süresi 8 iş-günüdür.
Ancak, önce ödenecek faturanın tutarı...
Sonra görülecek muhatabın itirazı.
Bugün salı; yarın çarşamba, öbür gün perşembe... derken… Eylül, sonra Ekim ve falan, ve filan derken, bir de bakacağız haziran-temmuz... Hay Allah nasıl da geçiyor günler... aylar, yıllar...
"Bat Dünya Bat, ” derdi, Oğuz Atay abımız...
Ama batmıyor, bir türlü.!
Defterini dürelim o zaman...
Defterde dürüle dürüle, yer kaldıysa eğer...