​ Düşmanın gözlerine baktım / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Temmuz '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Düşmanın gözlerine baktım

Düşmanın gözlerine baktım
 

Her canlının hayata bakışı farklıdır.

Daha önceki oturduğum, arka kapısı küçük bir bahçeye açılan zemin kattaki evde sakin bir hayat yaşıyordum. Taki bir gecenin sabaha karşı saat 03:00 sularında, ani bir testerenin odunu keserken çıkarmış olduğu sese benzer bir sesle, yataktan uyanıp kalkana kadar. Sesin geldiği yöne doğru yavaş yavaş, iki kulağıma açarak ilerlemeye başladım. O da ne göreyim bir fare banyo kapısının alt köşesinden, içerden bir testerinin çalışma ritmiyle kapıyı kemiriyor. Birden, o kadar sessiz olmaya çalışmama rağmen kokumu alıp kaçtı. Banyonun havalandırma penceresinin açık olduğunu düşündüm. Farenin işine devam etmeyeceğini düşünerek, yarın bu konuyu ele almaya karar vererek, işe uykusuz gitmemek için hemen yattım. Yatak odamın kapısını kapatarak, kendimi güvenliğe almaya ihmal etmemiştim.

Günün bir nehir gibi akan temposundan çıktığımı, evime geldiğimde hissettim. Evet evde yalnız olmadığımı hatırladım. Özel hayatıma ve yalnızlık dinlenceme bir taciz vardı. Ondan kurtulmalıydım. Mantık ve vicdan muhasebesi yaparak karar verdim. Suçlu ev sınırları dışına çıkarılacaktı. İç mahkemede ölüm cezası kaldırılmıştı. Canlının yaşama hakkına saygı duyulmalıydı. Suçlu banyo kapısındaki hızar işlemlerini bitirmiş evin içinde ikinci bir ev sahibi edasıyla ama gizlice dolaşmaktaydı. İçimden bir ses aramaya mutfaktan başlamamı söylüyordu, banyoda sabun tadından bıkmış bir canlının mutfaktaki güzel kokulara dayanamayacağını biliyordum. Mutfağa girdiğimde yanılmadığımı anlamıştım. Elime aldığım kova ve bir paspas ile mutfakta başladığım kovalamaca, salondan sonra koridoru geçerek açık bıraktığım daire kapısının dışında merdiven altında bitmişti. Fareyi kovanın içinde tutarak bahçeye bıraktım.

Pencerden gözlemlemeye başaldım. Hareketi yavaşlamış olayın şokunu üzerinden atmaya çalışıyordu. Yanına birden bir kedi geldi. Biraz irice olan fare hiç kaçmadı. Kedi pür dikkat yakınlaşarak uzaktan gözleriyle yetinmeyip fareyi koklamaya çalışıyordu. Fare iki ayak üzerinde kalktı. O da havayı kokladı. Anladım ki iki düşman birbirini tanımıyor ve değişmiş güdüleri onlara bir bilgi vermiyordu. Kedi, kötü kokan fare hakkında, gözü ve burnu arasındaki seçimi beyni yapamadığı için kararsızca fareye yarım metre mesafede saplanıp kaldı. Fare ise kedinin düşmanlığını, onca yeraltında dolaştıksan sonra kendisi için tek tehlikenin insan kokusu olduğunu kabul ederek, unutmuştu. Kediye "uzaklaş buradan" dercesine baktı ve tehditçe hareket etti. Kedi gitme kalma haliyle dikkatini yoğunlaştırmaya çalışıyordu.

Fare bir ara bana baktı. Göz göze gelmiştik. Ben o an " İkimizde canlıyız, ben daha zeki ve güçlü olduğum için senin yaşam alanlarını kendi yararıma genişletip seni zor yaşama şartlarına bıraktım. Özür dilemek bir çözüm olabilir mi ?" diye düşündüm. Fare " Evet doğru söylüyorsun, ama yalnız bana değil, kendine ve diğer insanlara da yaklaşımın aynı, evin olan bu dünyayı kirleterek ve bozarak kendi yaşam alanını gittikçe daraltıyorsun. Başka gezegenleri ev yapmak, şu an oturduğun dünyaevini düzenlemekten daha zor olmaz mı." Ben bunları ona bakıp düşünürken o yakınındaki bir oyuğa girdi ve gözden kayboldu.

 
Toplam blog
: 110
: 1205
Kayıt tarihi
: 30.05.07
 
 

"Yazıyorum o halde düşünüyorum" diyen, güncel gelişim ve değişimleri takip ederken anlam ve kavramla..