- Kategori
- Güncel
Düşüncelerini açıklayanlar diken üstündeler

Toplumsal şiddetin, tahammülsüzlüğün, eleştiriye hoş görü ile bakamamanın boyutları gün geçtikçe çekilmezlik sınırına yaklaşmakta.
Ülke ekonomisini, icraatları, bireysel kabadayılıkları eleştirenlere yapılanlar ortada sırıtıyor…
Düşüncelerini açıklayanlar diken üstünde…
Aydınların, yazarların, sanatçıların, Kemalistlerin düşüncelerini dile getirmeleri birilerinin hiç mi hiç hoşuna gitmiyor. Onlar için varsa yoksa ortaçağ karanlığının labirentlerinde gezinmek, milleti kandırmak, garip gurebanın çığlıklarına kulaklarını tıkamak…
Çünkü biliyorlar ki olan bitene toplum alışacaktır. Ya da öyle sanıyorlar. Bir zamanlar birileri çıkıp dememiş miydi “alışırlar alışırlar” diye.
Nemrud’un ateşine alışmadık mı?
Darbe ile yüz binlerin yaşamlarını rayından çıkaranların varlığına alışmadık mı? Ya 12 Eylül ile huzura kavuştuk diyenlere ne demeli? Bugün yaşananlarda 12 Eylülün hiç mi payı yok?
Ve fakat…
Sindirme, karalama, öteleme, çamur atma sevdalılarının Bolu Beyi yaklaşımlarına aldırmadan…
Bildik ses tonu ile meydan okuyanlara…
Damarları kireçle kaplı olanlara…
Karanlıkta çizilen yol haritalarına, zikzaklara…
Kalleş madrabazlara ve düzenbazlara…
Dahası…
Kapitalizmin yolunda dolaşanlara inat…
Bağımsız, lâik, demokratik geleneklerle taçlanmış sosyal devletimizin sevdası genlerine yerleşmiş aydınlık yürekler çağdaşlaşma yolunda üzerine düşeni yapmaya devam edeceklerdir.
Suyunu içtiğim, havasını soluduğum, onurumu kuşandığım, aydınlık düşünceleri edindiğim güzel memleketimin her köşesinde yüz binler her zamanki gibi bağımsızlık için, vatan için, millet için, özgürlük için, demokrasi ve Cumhuriyet için ellerinde ay yıldızlı bayraklarla yerlerini alacaklardır.
Emperyal güçlerin tüm sinsi oyunlarına aldırmadan, Sevr’i hortlatma peşinde olanların tüm ürkütme ve korkutma senaryolarına inat, dönek kalemşorların foyalarını yüreklice sorgulayıp gerçekleri halkımıza anlatmaya çalışacaklardır.
Olan bitenlerin yansımasını yüreklerinde duyumsayanların yaşamlarında dün ile bugün arasında değişen nedir? Ya da değiştirilmek istenen?
Açılım ve saçılımlar mıdır?
Dünya halklarını sefalete, iç savaşlara, yoksulluğa götüren “Globalizm”i canhıraş çığlıklarına aldırmadan insanımıza dayatmak mıdır?
Ülkemiz kaynaklarını kullanarak ekonomik ve politik kazanç sağlama yarışında olanların çabalarına sessiz kalmak mıdır?
Varlığı sona ermekte olan bir milletin, bağımsızlığını hangi zorlu şartlarda ve kimlerle mücadele ederek kazandığını unutturmak mıdır? Bilim ve tekniği, aydınlanmayı ilke edinmiş bir milletin çağdaşlığı yakalama uğraşılarının yok sayılması mıdır?
Cehaletle sarmaş dolaş yaşamları yüreklendirmek midir?
Aile içi şiddetin yanı sıra töre denen çağ dışı düşüncenin palazlanma atakları, feodal kalıntıların eski alışkanlıklarını sürdürme isteği toplumu kemirirken ekonomik çıkmazın sürüklediği bunalımın girdabında bocalayan bir toplum görüntüsü yürekleri dağlamaktadır.
Velev ki iç ve dış güçlerce yönlendirilmeye çalışılan…
“Dergahta, bergahta…” yüzyıllarca konuşulan dili yozlaştırılmaya çalışılan…
“Kültür emperyalizmi”nin karanlık koridorlarına çekilmeye çalışılan…
Kültürü yok edilmeye, topraklarına satın alınarak el konulmaya çalışılan…
Tüm bunlara rağmen…
ABD ve AB ülkelerince olgunlaştırılıp yutturulmaya çalışılan dayatmalara direnmeye çalışan…
Cumhuriyetin ve aydınlanmanın en güzel uygulamalarına layık bu toplum…
Bireysel şiddetin sacayaklarını oluşturan sosyolojik, psikolojik ve ekonomik durumun tüm açmazlarını kendi çabası ile yenmesini bilecektir.
1920’lerde işgacil ve bozguncu düşünceye gereken cevabı nasıl vermişse, şimdide gerekeni yapacaktır.
İnsanlar arasına nifak tohumlarını sokmaya çalışanlar, topluma şiddeti empoze edenler neyi amaçlamaktadır? İyi okunmalıdır. Kardeşin kardeşe düşman olmasını ellerini ovuşturarak perde gerisinde kim seyretmek ister?
Şiddetin sadece kaba kuvvet uygulanarak yapıldığını söylemek ise yanılgıyı beraberinde getirecektir. Çünkü insana yönelik uygulanan şiddet sadece fiziki şiddet olmayıp psikolojik şiddet dediğimiz yıldırma, sindirme, öteleme, dışlama şeklinde de kendini göstermektedir.
Şiddetin varlığından kimler nemalanmak ister?
Ya da kaos ortamından kimlerin çıkarı vardır?
Terör, işsizlik, kan davaları, aile içi anlaşmazlıklar, yaşanan göç olayları, feodal ilişkilerin hala tüm canlılığı ile sürmesi, çarpık ve düzensiz kentleşme, bölgeler arası yatırım olgusunun birbirinden farklı oluşu, insanlar arasındaki kültür uyuşmazlığı; hem insanlar arasında diyalogun kopmasına hem de birbirinden farklı düşünen bireylerin varlığının oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Dolayısıyla toplumsal ilişkilerimiz gün geçtikçe zayıflamaktadır. Saf ve temiz insanlar bazı çıkar gruplarının amaçlarına hizmet edecek hale getirilmektedir. Özellikle işsizlik ve umutsuzluk girdabında kurtulmanın mücadelesini veren gençlerimizin çıkar çevrelerince rahatlıkla kullanılma olasılığı artmaktadır.
Bu durum kimin ya da kimlerin işine gelir? Gelmektedir?
Lise ve Üniversite mezunu gençlerimiz sahipsiz ve yarınsız yaşamanın verdiği psikolojik baskı ile daha bir savunmasız durumdalar. Potansiyel bir gençliğimiz olması ile övünürken o gençliğe yaşamlarının her devresinde iş ve aş sağlayacak olanakları sunmamız gerektiğini de düşünmemiz gerekir. Gençliğimize vereceğimiz eğitimin onlara kazandıracağı meslekî bilgi ve akabinde edinecekleri iş olanakları onların geleceğe umutla bakmalarını sağlayacaktır. Aksi durumda ise gençliğin varlığı kuru kalabalıktan öteye geçemeyecektir.
Toplumsal kötüye gidişin en önemli kaz ayaklarından birini ekonomi oluşturmaktadır. Çünkü insan yaşamının sağlıklı devam etmesi için ekonomi ve alım gücü önemini tüm zamanlarda korumaktadır. Ekonomik rahatlık toplumsal rahatlığı ve diyalogu da tetikleyici en önemli unsurdur.
Dolayısıyla…
Ekonomik rahatlama doğru düşünmeyi ve kapitalizmin ayak oyunlarının bozulmasını da beraberinde getirecektir.
Barış ve kardeşlik için yeni sloganlar üretilmesini de…