- Kategori
- Güncel
Düşünüyorum; o halde var mıyım, bilmiyorum

Fatura ödeme kuyruğu
Kuyrukta bekliyorum.
Önümde sıralanmış bir sürü insan ve en arkada ben.
Elektrik parası yatıracağım.
Bulunduğum yer, beldenin en kalabalık caddesi. Çeşit çeşit giyinmiş insanlar, her iki yöne doğru akıp gidiyor. Burası, yazlık tabir edilen bir yerleşim yeri. Yani Altınoluk.
Caddede, normal giysili insan yok denecek kadar az. Erkeklerin ekseriyeti şort veya kısa pantolon, yarım kollu veya kolsuz tişört giymiş. Bazı kadınlar açıklıktaki ağırlığı göğüs kısmına, bazıları da bacak tarafına vermiş. Diğer bazıları ise her iki tarafını da daha fazla özgürleştirerek kumaş israfını önlemiş! Tabi bu arada tek tük makul kıyafetliler de gözlenebiliyor. Kısacası büyük çoğunluk, hava (olsun veya) alsın diye alttan, üstten bir yerlerini açıkta bırakmış. Aslında genç bayanlar her yerde aynı ya, neyse.
Dekoltesi bol kadınları farkeden hiç bir erkek, "boşver, herkesin vaziyetinden bana ne?" demiyor. Aylakçılar bir yana, işiyle meşgul olanlar bile, gözleriyle derinlemesine bir inceleme yapmadan kadınları bırakmıyorlar. Yol kenarındaki kahvede oturan adamlar, mağaza girişlerindeki kontrol cihazı gibi sürekli tarama modundalar. Yalnız bunlar patlayıcı ve kesici silah aramıyorlar, sadece tür ve cins tasnifi yapıyorlar.
Bu kadar şeffaf insanın arasından bakıldığında benim, tam teçhizat olduğum söylenebilir. Burada, tek düğmesi açık kısa kollu tişörtüm, uzun paçalı pantolonum, çorap ve ayakkabılarımla kalabalığın aykırı bir parçasıymış gibi duruyorum. Aslında çorap ve ayakkabılarımı atıp, terlik giymek istiyorum da imam, "camiiye çorapsız gelmeyin" diyor. Sırf bu yüzden, ayaklarımla bile topluma uyamıyorum. Bir dakika önce sıranın en arkasındayken, şimdi tam ortasındayım ve düşünüyorum. Bu durum neye işarettir veya ne demektir?
Neden ben çevremdekilerden farklıyım? Aynı kültürle yoğrulmuş insanlar arasındaki bu şaşırtıcı çelişkinin sebebi nedir? Acaba yazlığa gelen insanlar için "değişim" zaruri midir? Bu "uyum" zorunluluğu nereden gelmektedir?
Yasalardan mı, kültürden mi, adetten mi? Şüphesiz ki hiç birinden değil. Bu havaya kolayca giren insanların, ahlak sözkonusu olunca zorlanmaları, isteksiz davranmaları veya yan çizmeleri nedendir?
Yoksa, "yazlıkçı yaşam kurallarına" uyma konusunda bizim göremediğimiz bir "mahalle baskısı" mı vardır? Hani şu, tesettür konusundaki "mahalle baskısı" gibi canım. Böyle bir şey varsa (ki, muhtemeldir) durum 1/1 demektir.
O zaman, bu baskılardan birini görüp, öbürüne "kör" kalmak objektif bir bakış değildir. Burada rahatlıkla, " tesettür bir mahalle baskısının sonucuysa, yazlıkçı transparanlığı da 'bir mahal baskısının' sonucudur, " denilebilir.
Fakat kalın kitaplar okuduğuna inandırıldığımız kesim sadece, örtünmeyle ilgili mahalle baskısından sözediyor. Açınma konulu, "yazlıkçı mahal baskısı"dan bahseden okumuş bulunmuyor. Çok fazla kalın kitap okumayan ben ise, her iki olguyu da ihtimal dahilinde görüyorum. Bu insanlar, bu kılıklara kanun zoruyla bürünmediklerine göre, bunun bir sebebi olmalı diyorum. Örtünme konusunda olduğu gibi açınma konusunda da bir "mahalle baskısı"ndan sözetmek mümkündür, diye düşünüyorum.
Tahsilleri arttıkça, tek farı bozuk otomobil gibi yolun sadece yarısını aydınlatan ulemamızı görünce, kitap okumadığımızdan şikayet edenlere: "Okuyup ta büyüklerimiz gibi gerçeklere fransız mı kalsaydık?" diyesim geliyor.
Üzerinde durduğum kaldırımın köşesinde, roman kimliklerinden emin olduğum bir çift oturuyor. Bu arada, kaldırımda oturan başka kimse bulunmadığını da söylemeliyim. Çiftin de tıpkı benim gibi, hatta benden de öte, bulundukları topluma uyum sağlayamadıkları açıkça gözenebiliyor. Bunu anlayabilmek için kesinlikle özel bir gayret veya deha gerekmiyor.
Erkeğin üzerinde, koyu renk ve ince beyaz çizgili, uzun kollu bir gömlek, aynı renk ve desende bir pantolon var. Kadın ise çok alacalı bir kıyafet giymiş. Altındaki, pantolondan daha çok şalvarı andırıyor.
Kadın, oldukça uzun olan saçlarını boyamış veya boyatmış. Oturduğu yerde sigarasını tüttürüyor. Adam, çevresindeki insanların genç kesiminde görüp etkilendiği hareketleri eşi üzerinde uygulamaya çalışıyor. Beline sarılıyor, başını omzuna koyuyor ve bacaklarını okşuyor. Biraz acemice oluyor ama oluyor!
Beş altı yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir de çocukları var. Ebeveyn derslerini çalışırken, o da yerde bulduğu izmaritleri, kaldırımın dibindeki su birikintisine atıyor. Onları iyice ısladıktan sonra rast gele savuruyor. Takip ettiğim süre içinde kimseye isabet ettirememesi benim için bir şanstı diyebilirim. Çünkü isabet ettirseydi, bir de o şanssız kişi adına üzülmem gerekecekti.
Çocuğun izmaritler ve pis su ile oynaması çok rahatsız ediciydi. Sonunda adam gördü, izmaritleri elinden alıp attı ve küçük kızını azarladı. Çocuk, hem ağlıyor hem de elini pençe gibi yaparak babayı tehdit ediyordu. Baba kendisine yapılan bu saygısızlığa karşı şöyle bir şeyler söyledi:
- "Şimdi bana elini kaldırıyorsun ama yarın bunun hesabını vereceksin!" Büyük ihtimalle ahiretten bahsediyordu ve çocuğu, yanlış davranışından ötürü hesap günüyle korkutuyordu. Fakat eşini kullanarak herkesin gözü önünde yaptığı edep dışı hareketlerin, bir hesap gerektirip gerektirmeyeceğini ise pek düşünür gözükmüyordu. Belki de kendini bundan muaf sayıyordu.
Kısacası, yazlıkçılardan ibaret bir topluluğun içinde, aykırı görünen üç kişiydik. Karı koca olan ikisi, oturdukları kaldırımda son derece rahattılar. İzlediğim kadarıyla, topluma uyum sağlayıp sağlayamadıkları konusunda hiç bir endişe de taşımıyorlardı. Caddede, kendileriyle çocuklarından başka kimse yokmuş gibi davranıyorlardı. Bense hala, "uyum" meselesini düşünüyordum.
Elektrik teşkilatının kapısından içeri girdiğimde dışarıyla irtibatım kesilmişti. Artık neler olup bittiğini görmüyordum. Benden bu kadar. Devamını da (eğer varsa) kuyruğun arkasında kalanlar yazsın.
Resim: bp2.blogger.com/.../tKNcUJt9qhw/s400/est.jpg