- Kategori
- Güncel
Kozak buluşması
Aydınlanmacılar Kozak'ta buluştu
Balıkesir'in yanı sıra çevre il ve ilçelerden de katılımın olduğu geleneksel Kozak buluşmasının bu yılki konukları, Prof. Dr. Türkel Minibaş, şair - yazar Mehmet Başaran, yazar - çevirmen Ahmet Yorulmaz ve gazeteci Ümit Zileli'ydi.
HAFTASONU Kozak Yaylası'nda 'aydınlanmacılar'ın buluşması vardı. Sekiz yıl önce ÇYDD (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği) Balıkesir Şube Başkanı İsmail Erten ve bir grup arkadaşının başlattığı Kozak buluşmasında bu yıl sekizinci yıla ulaşıldı. ÇYYD Şube Başkanı İsmail Erten, "sekiz yıl önce ağustos ayında birkaç aile biraraya geldik, her yıl biraz daha çoğaldık ve Kozak buluşmasını geleneksel hale getirdik" sözleriyle Kozak Yaylası buluşmalarının tarihçesini anlattı.
Erten, etkinliğin herhangi bir derneğin, demokratik kitle örgütünün ya da grubun etkinliği olmadığını, aydınlanmaya ve cumhuriyete gönül veren herkesin katkısıyla gerçekleştiğine de vurgu yaptı. İlkinde birkaç ailenin katılımıyla gerçekleşen Kozak buluşmasında bugün ikiyüz kişilik bir katılım olmasını, "çoğalıyoruz" diye yorumlayan Erten, gelecek ağustosta yeniden birarada olma sözü de aldı. Erten, Kozak'ın aydınlanmacılar için artık bir simge haline geldiğini de kaydetti.
Kozak Yaylası'ndaki aydınlanma buluşması, Balıkesir - İzmir sınırındaki Doğa Restoran'da yapıldı. Pazar günü gerçekleşen buluşma gün boyu devam etti. Balıkesir'in yanı sıra çevre il ve ilçelerden de gelenlerin katılımıyla şenliğe dönüşen buluşmada ünlü konuklar da vardı.
ÇYDD Genel Başkan Yardımcısı, Cumhuriyet Gazetesi yazarı Prof. Dr. Türkel Minibaş, yazar şair Mehmet Başaran, yazar ve çevirmen Ahmet Yorulmaz konuşmacılar arasında yer alırken, Cumhuriyet Gazetesi yazarı Ümit Zileli de sürpriz konuşmacı olarak etkinliğe katıldı.
Konukların, aydınlanma devrimi, cumhuriyet, küreselleşme, köy enstitüleri, emperyalizmin Türkiye üzerindeki yeni oyunları gibi konularda verdikleri mesajlar dikkatle dinlenirken, söyleşi sonunda kitaplarını da imzaladılar.
Etkinliğin bitiminde tüm katılımcılara gelecek yıl tekrar birarada olma sözü alan İsmail Erten, gelecek yılki Kozak buluşmasını daha etkin, daha geniş katılımla gerçekleştireceklerini, milli mücadelede önemli bir direniş noktası olan Kozak'ın bugün de aynı önemde olduğuna dikkat çekti.
Prof. Dr. Türkel Minibaş: "Emperyalizm önce anlaşmalarla, sonra topla tüfekle gelir; uyanık olun, susmayın, her yerde konuşun..."
Oyunu bir kez bozduk, yine bozarız
KOZAK Yaylası'nda gerçekleşen aydınlanma buluşmasında katılımcılara seslenen ÇYDD Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Türkel Minibaş, "emperyalizmin oyunlarını bozmuş bir kuşağın torunlarıyız, bu oyunu yine bozarız, burada bulunmamızın tek nedeni bu ülkede yüzlerce yıl önce başlayan oyuna karşı çıkmak, hesaplarını bozmak" diye konuştu.
AYDINLANMACILARIN Kozak Yaylası buluşmasında, Cumhuriyet Gazetesi yazarı, Prof. Dr. Türkel Minibaş emperyalist kuşatmaya dikkat çekti. "İnandığmız şeyler için kavga vermeye mecburuz" diyen Minibaş, bu kavga için yaşın, hastalığın, konumun önemli olmadığını belirtti.
Geçen yıl da Kozak Yaylası'ndaki etkinliğe katıldığını ve o gün yaşadığı bir olayı aktaran Minibaş, "geçen yıl aynı yerde ne yapacağımızı konuşuyorduk, o anda bir bey çıktı, seksen yaşlarındaydı, elindeki kutuyu açtı, içinden kemanını çıkardı ve bize keman çaldı. O anda sordum, içimizde hiç kimsenin bir müzik aleti çalmadığını öğrendim. Seksen yaşındaki bu bey romatizma hastasıydı, yaşı oldukça ileriydi, ama bir şeyler yapmanın gereğine inanmıştı; şimdi kendinize söz verin, şeker, tansiyon demeden inandığınız şeyler için kavga edin, burada olmamızın tek nedeni, bu ülkede yüzlerce yıldır yaşanan bir oyuna karşı çıkmak, çünkü biz emperyalizmin oyunlarını bozmuş bir kuşağın torunlarıyız, yine karşı çıkıyoruz" diye konuştu.
Prof. Dr. Türkel Minibaş, yüz yıl önce bu coğrafyanın ele geçirilmesi için kurgulanan kirli oyunun devam ettiğini, yüz yıl önce top ve tüfekten önce anlaşmalarla geldiklerini, bugün de aynı anlaşmalarla Türkiye'yi işgale hazırlandıklarını vurguladı. Minibaş, "Dün nasıl geldilerse bugün de öyle geliyorlar. Bugün bakıyorsunuz Türkiye'de her şey var, otoyallar, büyük binalar, lüks otomobiller, ne ararsanız var. Bunları bize ilericilik olarak gösteriyorlar, bugün ileri diye gösterilen şeylerin aslında bizi gerileştirmek olduğunu bilelim. Bugün ileri diye gösterilen şeyleri kimler tarafından yapıldığını sorgulayın. Eğer sorgulamazsanız, o zaman arkadan gelen fırtınaya çabuk kapılırsınız. Bize ilericilik diye gösterilen şeylerle yaşamaya alışıp nereden geldiğini, neden geldiğini sormuyorsanız, benim canım, malım kaygısındaysanız fırtına bizi savurur" dedi.
HER ŞEY MARLBORO SİGARASIYLA BAŞLADI
MİNİBAŞ sözlerini şöyle sürdürdü: "Emperyalizm bir paylaşım oyunu. Kapitalist sistem yaptığı bir hatayı tekrarlamaz. Osmanlı döneminde yetmişiki millet yaşıyordu bu topraklarda; emperyalizm için burada federe devletler kurmak çok daha kolaydı. O zaman onlara bağımsızlık vaad ettiler, o dönemde etnik kökenle, bağımsızlık vaadleriyle geldiler. Ama bu millet emperyalizme karşı tam bağımsızlık savaşı verdi, topla tüfekle gelenlere o meşhur osmanlı tokadını savurdu.
Bugün devletlerin yerini firmalar aldı, bunlar ulusötesi yapıdalar, devletlerden daha güçlü durumdalar, şimdi bu firmalar dünyanın hakimi olarak oyunu yeni baştan kuruyorlar. Türkiye bu oyunun merkezinde. Eğer kurallarına uymazsanız bu kez topla tüfekle geliyorlar. Beş metre çaputa, Marlboro sigarasına, çukulataya, muza, viskiye tav olduk önce ve sustuk. Şimdi gözümüz açıldı, artık bunlar yetmiyor, daha fazlasını istiyoruz. Ev istiyoruz, araba istiyoruz, bunlar olunca bir de yazlık istiyoruz, sonra kredi kartlarımız geliyor. Bunlar da oyunun parçaları. Tabi bunları istemek hakkımız, insanız, hepsini isteyeceğiz. İsterken sormalıyız, 'bunları biz mi üretiyoruz, borçlanarak mı alıyoruz'; borcu kimin verdiği önemli değil diyemezsiniz."
BİLDİKLERİNİZİ HER YERDE SÖYLEMELİSİNİZ
HERKESİN bildiklerini söylemesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Türkel Minibaş, "susmayalım, konuşmaya devam edelim, namuslu olarak her yerde bildiklerdimizi söyleyeceğiz, yerin önemi yok. Hangi alanda olursak olalım konuşmaya devam edelim. Türk erkekleri bacaklarını açarak oturmayı sever, bu onların iktidar gücünün göstergesidir. Hükümet de bugün bacaklarını çok açıp oturuyor, doğruları söyleyenleri dinlemiyor. Ama sıkıştılar, sıkıştıkları alanda kendi kendilerine konuşuyorlar. Bu nedenle oylarınızı doğru kullanın, sadece yerel seçim için değil, her şeyin seçiminde doğru oyu kullanın. Bu oyunu ancak laik, çağdaş bir toplum ve demokrasiye sahip olarak bozmak mümkün. O halde giderek daha yüksek sesle konuşacağız. sesimizi kısarsak karşımızdakinin sesi daha çok çıkar."
Gazeteci yazar Ümit Zileli: Acıya tahammüllü olduğumuz için ağır bedeller ödedik
GAZETECİ yazar Ümit Zileli de Kozak'taki aydınlanmacılar buluşmasının konukları arasındaydı. Kozak'ta cumhuriyete ve cumhuriyet devrimlerine inanan, savunan insanlarla birarada olmaktan mutluluk duyduğunu hatırlatarak söze başlayan Zileli, "Küçük Amerika olacağız vaadleriyle bizi uyuttular hep, ben ABD'de yaşadım, bir daha orada yaşamak istemem, benim ülkem dünyanın en güzel köşesinde. Neden Küçük Amerika oluyoruz, neden Büyük Türkiye olmuyoruz, bizim için önemli olan bu" şeklinde konuştu.
Emperyalizmi kurtlara benzeten Zileli, "bizler de onların gözünde beş metre çaputa kendini satan uluslarız; bizi hep böyle gördüler. Ama ne yapalım biz ehli keyif bir ulusuz, bıçak kemiğe dayanınca değil, bıçak kemiği kıtır kıtır kesince ayağa kalkıyoruz. Acıya tahammüllü olduğumuz için ağır bedeller ödedik" dedi.
Atatürk'e jakoben yakıştırılması yapıldığını da kaydeden Ümit Zileli, "Atatürk'ü jakoben olmakla suçluyorlar, jakobenlik buysa eğer ben de en büyük jakobenim" diye konuştu.
Zileli sözlerini şöyle sürdürdü:
"Tersanelerimize girdiler, bankalara, borsaya girdiler, barajlar, her şey onların elinde bugün. Otoyollar yapıyorlar, barajlar yapıyorlar, ama kim için; bizim için mi? Karadeniz otoyolunu Pontus için, Çeşme otoyolunu İyonya için yaptılar, geleceklerini hazırlıyorlar bu ülkede.
Akıllarında bin ülkeli bir dünhya var, ordusu olmayan ülkeler olacak bunlar. 1453'den beri İstanbul'u geri almanın hesabını yapıyorlar. Etnik ayrıştırma hesaplarıyla geldiler, şimdi demokrasi ve insan hakları masallarıyla geliyorlar.
Latin Amerika ülkeleri örnek bir direniş gösteriyor. ABD'ye "artık bizi sömüremezsin" diyor. Biz de kendi ülkemizi tekrar cumhuriyetle buluşturmalıyız. Sonunda mutlaka emperyalizmi biz yeneceğiz, çocuklarımız mutlu yaşayacak."
Şair Mehmet Başaran: Beyinlerimizi boşaltıyorlar
KÖY edebiyatı hareketinin şiirdeki temsilcisi, şair, ozan, yazar Mehmet Başaran, Kozak buluşmasında şiirleri ve mesajlarıyla Türkiye'de yaşanan gerçeklere dikkat çekti, uyarılarda bulundu.
"Hainlere karşı bizim de cumhuriyet aydınlanmamız var" sözleriyle konuşmasına başlayan Başaran, şunları söyledi:
"Çılgın Türkler Türkiye'yi işgalden kurtardığında geriye kalan yıkık dökük bir ören yeriydi. Mustafa Kemal doğunun rönesansını yaptı. Mustafa Kemal 'cumhuriyetin temeli kültürdür' diyordu. Çünkü elinde eğitimsiz, sınıfsız bir toplum vardı. Fransız devriminde köylü, Rus devriminde işçi sınıfı vardı, Anadolu'da kim vardı? Bu nedenle önce eğitime önem verildi. Avrupa'ya inat kendi toprağının kaynağında bir eğitim dizgesi getirdi. 'Tam bağımsızlık eğitimle olur' dedi. Mustafa Kemal dünya önderiydi, mazlum milletlere örnek oldu. Fakat 2. Dünya Savaşı'ndan sonra bozulmaya başladık, Amerika'ya yanaştık. Şimdi BOP var, bizden ılımlı islam olmamızı istiyorlar. İsmail Hakkı Tonguç yıllar öncesinden bunun haberini verdi bize. 1946'da serbest seçim olacak dediler, Tonguç bizi topladı, 'yeni bir dönüm noktasındayız' dedi, 'iktidarları artık halk belirleyecek' dedi, 'demokrasinin sahtesi geliyor' dedi. Gerçek demokrasi örgütlü toplumla olur. 1946'da sandıktan Atatürk karşıtları çıktı, ihanet 46'da başladı. Namus, ahlak, özveri, barış, hoşgörü hepsi anlamını yitirdi.
Aklın, bilimin yolundan gidelim; bağımsız olmayan uluslar onurunu sürdüremezler. Gelişmiş ülkeler güçlerini insan sömürüsü üzerine kuruyorlar, toplum mühendisliğiyle insanların beyinlerini boşaltıyorlar, beyinleri devşiriyorlar. Beyinleri dondurulmuş insanlar sormazlar; bilgileri akıl süzgecinden geçiremezsek emperyalizmin kölesi oluruz. Ilımlı islamla bizi kulları yapmak istiyorlar.
Bugün 20 ilahiyat fakültesi, 500 imam hatip lisesi var. 67 bin okul, 80 bin cami, 4 bin vakıf, 1 milyon kuran kursu, 3bin 500 cami yaptırma derneği. Ortam bu.. 2500 yıllık birikimi kullanarak ılımlı islamcılık oynuyorlar."
Şair Mehmet Başaran, Kozak'ın simge haline geldiğini hatırlatarak, Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Nazım Hikmet adına dikilen çınar ağaçlarından söz etti. Başaran, "Kozak bağımsızlığın simgesi oldu" diye konuştu.
Yazar Ahmet Yorulmaz: Köy Enstitülerini kapatanlar yargılanmalı
KOZAK Yaylası'ndaki aydınlanma toplantısının konuşmacılarından biri de Ayvalıklı yazar çevirmen Ahmet Yorulmaz'dı. Yorulmaz, köy enstitüleri olgusuyla ilk tanışmasına ilişkin örnekler verdiği konuşmasında, bu kurumların Türk insanının Anadolu'yu daha iyi tanımasına neden olduğunu belirtti.
Köy Enstitüleri mezunlarıyla ilk temasının yazar Talip Apaydın'la olduğunu kaydeden Yorulmaz, daha sonra Fakir Baykurt'la olan dostluğunu aktardı. "Köy enstitülü yazarlar Türk edebiyatının öncüsüdür, milli mücadele öncülerinden sonra edebiyatta köy enstitülü yazarlar gelir; onlar sayesinde Türk insanı Anadolu'yu daha yakından tanıma onalağına sahip olmuştur" diye konuşan Yorulmaz, cumhurieyetin ilerlemesini sağlayacak bu kurumların kapatılmasına neden olanların yargılanması gerektiğini de vurguladı. Yorulmaz, "Türkiye'nin kalkınmasını başlatan bu kuruluşları kapatanlar ve sebep olanlar yargılanmalı. Ama bugüne kadar bir kişi çıkıp 'bunları yargılayalım' demedi" şeklinde konuştu.