- Kategori
- Gündelik Yaşam
Düşünüyorum, öyleyse tehlikedeyim!
Düşünceye saygı. Söylerken çok basit sözcükler gibi geliyor aslında. Ama, millet olarak bir türlü kabullenemediğimiz ve kabullenmek için de çok emek vermediğimiz iki sözcük bunlar aynı zamanda. Herkes aynı fikirde olsa, birinin her söylediğine diğeri kafa sallasa yukardan aşağıya, çok daha mı güzel olacaktı bu dünya? Hayır, asla... Önemli olan, düşünce farklılığının doğallığını farketmektir ve bundan haz almaktır her zaman.
Nice insanların düşünceleri yüzünden azap çektiği bir döneme liderlik eden Kenan Evren, bugün düşüncesi yüzünden neredeyse yargılanma aşamasına gelecek. Ne gariptir, Kenan Evren döneminde insanların düşüncelerine gem vurulmaya çalışıldığını, düşünceleri ve söylemleri nedeniyle yargılandığını, hapis yattığını, işkence gördüğünü, hatta idam edildiğini iddia eden ve bu olayları insanlık dışı olarak nitelendirenlere şimdi bakıyor ve görüyoruz ki, Kenan Evren'in Türkiye'nin 8 eyalete ayrılarak, eyalet sistemi ile yönetilmesi düşüncesi nedeniyle kendisine soruşturma açılmaya çalışılmasına alkış tutuyorlar.
Düşünceye saygı duymak, duygusallık barındırmaz. Gerçekçi olacaksın, adil olacaksın. Kenan Evren'in geçmiş yönetiminde suç işlediğine inanıyorsan yargılanması için savaş vereceksin. Ama duygusal davranıp, onu düşüncesi için de yargılamayacaksın. İşte erdemlik budur, medeniyet budur.
Kaldı ki, bu ülkede eyalet sistemi ile yönetim fikri ilk defa Kenan Evren tarafından ortaya atılmadı. Eyalet sistemi, cumhuriyetimizin ilanından bugüne kadar ara ara gündeme geldi ve tartışıldı. Bana göre de dünyada örnekleri olan, bölgesel farklılıkları asgariye indirebilecek, vatandaşa hızlı hizmet götürülmesine olanak sağlayabilecek, tartışılmaya değer bir sistemdir. Önyargısız, duygusal davranmadan, vurulma, soruşturma açılma korkusu olmadan, sadece gerçekler üzerinden getiri-götürü hesabı yapılarak elbette medeni bir tartışma yapılabilir bu konu hakkında.
Düşünceye saygı olgusunun devletin Başbakanı ve bakanlarının kavrayamadığı bir ülkede, vatandaşların bu olguya ne kadar sahip çıkacağı çok bilinmeyenli bir denklem gibidir. Bir başbakan, kimliği ne olursa olsun bir vatandaşın 'Anamız ağlıyor' feryadına ' O zaman ananı al git' tarzında karşılık veriyorsa; bir sağlık bakanı, bir doktorun 'Doktor, hasta, eczacı el ele verdik. Performans adına devleti soyuyoruz' şeklindeki sitemine karşılık 'Buna ve arkadaşlarına soruşturma açın' diye talimat veriyorsa, o ülke vatandaşları arasında düşünceye saygıyı yaşatmak gerçekten çok zor.
Günlerce gündemimizden düşmeyen meşhur 'Hepimiz Hrant'ız, hepimiz Ermeniyiz' sloganı hakkında AKP İstanbul milletvekillerinden Nevzat Yalçıntaş'ın 'Bu sloganı atan, müslümanlık ve Türklükten çıkar' şeklinde bir söylem ile gündeme gelmesi ise talihsizlikler ülkesi Türkiye'de düşünceye saygı zemininin ne kadar hasarlı olduğunu göstermektedir. Görevi, mecliste sadece vatandaşı temsil etmek olan ama, kendisini Şeyhülislam havasına sokan bu vekilimize sormak isterim: Müslümanlık ve Türklük sınırları nelerdir ve bu sınırlara giriş-çıkış için vizeyi sizden mi alacağız.'
Karşı düşüncelerin ana fikrinin ne olduğu değil de, dolaylı anlamları ne olabilir diye üzerinde durup alınganlık yaptığımız, ya da ana fikrini anladığımız halde bir yerimize dokunduğu için anlamak işimize gelmediğinden, konuyu başka yönlere çekmeye çalıştığımız sürece ne sağlıklı düşünebiliriz, ne de düşünenlerin düşüncelerini sağlıklı anlayabiliriz.
Çeçenistan savaşı nedeniyle Rus politikasını eleştiren Rus gazetecinin öldürülmesi olayı sonrasında, haberin altına şu yorumu yazmıştım:'Rusya'da uzun ömrün sırrı her halde iki kelimeden ibaret olmalı: Sus ve karışma.'
Bizim bir farkımız olmalı değil mi?