- Kategori
- Gündelik Yaşam
E-günlüğün yaşam alanı kıstırılmış...
Günaydın e-günlüğüm; Yine iş yerindeyim, cihazları açtım, temizliği yaptık, güne hazırlandık. Bütün gün çalışacağız, akşam yine eve gideceğiz, sabah yine işe geleceğiz ve akşam yine eve gideceğiz. Bütün bunların sebebi kıstırıldığımız daracık yaşam alanımızda, kıstırıldığımız yerde, yaşantımızı kimseye muhtaç olmadan devam ettirmek, kişiliğimizi (varsa) korumak, hayata bağlı kalıp, her şeye olumlu yönden bakıp (kaldıysa), mümkün olduğunca güzellikleri görmek...
Çok eskiden bir kitap okumuştum. Şöyle başlıyordu: "Yaşam hakkında okulda öğrenmiş olmayı dileyip de çoğunlukla öğrenemediğimiz her türlü şeyi kapsıyor." ve devam ediyor: Okulda geçen on iki veya daha fazla yıldan sonra, bir ikizkenar üçgenin alanını nasıl hesaplanacağımızı (günlük hayatta çok yararlı) biliriz, fakat kendimizi ve diğerlerini nasıl bağışlayacağımızı (ve bunun değerini) bilemeyiz. Göçmen kuşların sonbaharda hangi yöne uçtuğunu biliriz, ama kendimizin hangi yöne gitmek istediğini bilemeyiz..."
Aslında en doğrusu göçmen kuşları takip etmek. Onlar nasılsa genelde sıcak bölgelere gidiyorlar. Bir yerlerde uzun süreli durmamak, mevsimlerle, mevsimlik yaşamak... O yerlerin ve o insanların bağımlısı olmamak. Bir bütün olarak doğaya, dünyaya bağlı kalmak en güzeli. İyi de nasıl olacak? Bir anlık kararla olacak. Gözünü kapatacaksın, arabaya atlayıp (veya ayakkabılarını giyip) gideceksin. Nerede durmak istiyorsan orada duracak, bir süre sonra, bağımlısı olmadan oradan da ayrılacaksın. Böyle de olmaz. Çoluk, çocuk, iş, ev, aile denen bir yapılaşma içine sokulmuşuz. Bütün planları bu yapılaşma engelliyor. O zaman planları en baştan yapmalı. Üç-beş yaşlarında alıp valizi gitmeli. Yok çok ufak oldu. En azından okuma yazmayı öğrenip öyle gitmeli. on-on iki yaşlarında çekip gitmeli. I ıh yine olmadı. Bu sefer de bütün tehlikeler savunmasız olduğun için seni bekliyor olacak. En iyisi biraz daha beklemeli. On sekiz-on dokuz yaşları en iyisi. Ama bu sefer de arkadaşlar, sevgili aile bağları oturmuş, askerlik çağı gelmiş olacak. En iyisi yirmi iki- yirmi beş yaşları diyeceğim ama Hayata başlamanın tam vakti. Nereden başlanacağını düşünmeden başlamışız bile, geri dönüş yok, çarkın içindeyiz, sevip, sevilmişiz, sosyal çevre edinmişiz, belki ideallerimiz var. Kapılmışız akıntının tam ortasına sürükleniyoruz. Bir bakıyoruz ellerimize, ayaklarımıza çoktan ipler geçirilmiş ve yukarılarda birileri iplerin ucunu tutuyor. Onlar nasıl isterse öyle yaşıyoruz hayatı. Okula git diyorlar gidiyoruz, çalış diyorlar çalışıyoruz, aile kur, çocuk yap, kendi yarattığın sorunlarınla ilgilen diyorlar. Başedeceğimi bildikleri için onlarda yaşamıma binlerce sorun katıyorlar. Ta ki başedemeyip pes edinceye kadar.
Değerli e-günlüğüm; anladığım kadarı ile yine çıkmaz girmişsin. Çıkarsın çıkarsın. Biliyorum toplum yavaş yavaş siyasi, ekonomik ve sosyal gelişmelerden dolayı negatif enerji saçmaya başladı ve bu senin gücünü, direncini azaltıyor. Olsun, daha önce de olmuştu, birlikte başetmiştik. "zaman en büyük öğretmendir ama ne yazık ki bütün öğrencilerini öldürür" demiş bir amca. Biraz beklemekte fayda var. "Sen bir tatile git" diyeceğim ama gidemezsin biliyorum.
E-günlüğüm; dün gece içki içmedim. Bir kaç gün kekik ve nane içeceğim. Viski "kür" ünden sonra bir hafta bu "kür" leri yapacağım. İşine gelirse. Zaten bahçe de otururken Boss bile şaşırdı. Değişik koku olunca gelip gidip bardağı kokladı. Alışmış garibim rakı, bira, viski kokusuna, şaşırdı doğal olarak.
Öğlenden sonra Annemi ziyaret ettim. İyi ama arayanı soranı çok olduğu için pek rahat edemiyor. Oldum olası prensip edinmişimdir. Doğumlara, Hastalıklara ve Ölümlere gitmem. Doğum yapana da çocuğa da mikrop saçarım, hastaya gitsem rahatsız etmiş olurum (adı üzerinde hasta ve ilk olarak istirahat etmesi gerekir) Ölümlere gitmem, çünkü sağken yanında olmayanların hepsi ölünce gelmişlerdir ve bunu görmek bende suçluluk duygusu yaratır. (ölen kişi tabuttan fırlayıp "sağlığımda neredeydiniz ulan!" diye bağıracakmış gibi gelir.) Bir de cep telefonu çıktı, herkes laf olsun torba dolsun "nasılsınız" diye sormak için arayıp duruyor. Ben annemin yanına yarım saatliğine gittim dört kişi aradı. Anneme söyledim "nasılsınız" diye sorana "siz aramasaydınız daha iyi olacaktım" de dedim ama o, bana "aaa ne ayıp oğlum olur mu öyle şey" dedi. (zaten ilaçlar etkisini göstermeye başladı. Valide aksi ve yanlış anlar oldu.)
Değerli e-günlük; bu gün iş açısından sakin geçti. Yolların yeni hali beni çıldırtıyor. (bu açıdan sakin geçmedi) Küfür literatürüm bir kaç gündür çok gelişti. Madem tabelalar değişecekti, bir ay önce yollara neden çizgiler, yön işaretleri çizdiniz? Yola bakıyorsun "tek yön" gösteriyor, tabela "girilmez" diyor. Yola bakıyorsun "sağa dönüş" gösteriyor, tabela "sağa dönülmez" diyor. Yol "gidiş geliş" diyor, sokağın başında girilmez levhası. Sağ elinle sol kulağını tutmak diye buna derim ben. Bir de kameralar yerleştirdiler. Herhalde kameraları seyredip gülmek ve günlerini güzel geçirmek için yerleştirdiler. "Huhahaha deve'ye bak, tabelaları görünce nereye gideceğini şaşırdı hahaha" falan diye eğleniyorlardır.
Akşam bir ara Elmar uğradı, bir haftadır derslere ağırlık verdiğinden uğramıyordu. Sohbet ettik, bir hafta neler yaptığını, beni çok özlediğini anlattı. Zaten ben de onu çok özlemiştim.
Evet saygıdeğer e-günlüğüm. mısır bulguru yedik, nohut yedik, ardından da ekmeğe chokella sürüp yedik ve kalktık.
Bu cümleyi görünce anla ki gitme vakti gelmiş. Yarın yazışırız. Hoşçakal
Biliyor musun: İnsan vücudunda ki en küçük kemik kulakta bulunur muş...
Çirkin söz: "Gemisini kurtaran kaptan"
Güzel söz: "Başarı bilinçli olanları bulur. Başarısızlık ise umursamadan ve bilinçsizce yaşayanların peşinden ayrılmaz..." Napoleon Hill