​ e-günlük "gözveren" leri teşhir etti, üç çocuktan yana... / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Şubat '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

e-günlük "gözveren" leri teşhir etti, üç çocuktan yana...

Empati, empati, empati. Bu kavrama her yer de rastlamak olası. Hayatı, yaşamı ve karşımızda ki insanı anlamak için kullanmamız önerilir. Kimisi kullanır, kimisi umursamaz. "Bana ne yahu onun ne durumda olduğundan, ne hissederse hissetsin, önemli olan benim durumum ve hissettiklerim" deyip çıkar işin içinden. Yıllardır yurdumuza büyük paralarla iletişim pazarlama ve işletme uzmanları getirtilir, seminerler verilir ve özellikle bu "empati" konusu işlenir. Konuşurda konuşurlar. Aslında konuşurken empati yapsalar, dinleyenlerin ne kadar sıkıldığını anlayacaklar ama, onların derdi bir an önce parasını alıp ülkesine geri dönmektir.

Merhaba e-günlüğüm; gelelim günümüze. Krizin etkisiyle işsizlik oranı yüzde 12 3'e yükseldi İşsiz sayısı 645 bin kişi artışla 2 milyon 995 bine ulaştı. Bunlar resmi rakamlar. Resmi olmayan rakamlarla ülkemizde ki işsiz sayısı beş milyona ulaşmştır. (Türk ordusunun asker sayısından bile fazla) Hani, empati yapan yok mu? İşverenlerin arasında hiç empati yapabilen çıkmıyor mu? Bu kadar mı eğitimsizler? Üstelik bu işsizler ordusunun ülkeler için çok büyük tehlike arzettiğinden kimsenin haberi yok mu? Nasıl bir yöntemdir bu bilemem ama işverenlerin adını kriz ortamında parayı kaybedince "gözveren" olarak değiştirmekte yarar var. Bu kadar verici olunmaz ki... Krizden kurtulmak için gözlerini bile veriyorlar. Ben asla yapamazdım. Göz vermek hiçte kolay bir şey değil. Üstelik erkeklik söz konusu. Bence göz vermeden önce düşünmeliler (empatik olarak) Bir anda kriz bahanesi ile işten atılıyorsun. Ev de iki çocuk ve bir hatun var, seni bekliyorlar. Ev kira, kredi kartı borçları, evin mutfak masrafları, elektrik, su, doğal gaz, çocukların masrafları, harçlıkları karşılanmalı... Ne yapardınız? Şimdi bu durumdan kurtulmak için fikri olan bir uzman varsa Türkiye'ye getirtip seminer verdirme zamanı... Varsa...

Başbakanımızı, önceleri haksız buluyrdum ama yanılmışım. Önden arkaya (baştan sona mıydı?) haklı. Üç çocuk yapmalıyız. Bir dahaki krizlerde işsiz sayısı üçe katlanmalı ve öyle bir kargaşa, anarşi çıkmalı ki, kriz bizi teğet geçsin. Hatta üç çocuktan birinin adını mutlaka "Hamdolsun" koymalıyız...

Değerli e-günlüğüm; dün gece bahçede otururken bu işsiz kalanların durumunu düşündüm. Şakası bile yapılacak gibi değil. Böyle bir durumda ne yapılır bilmiyorum. O kadar çok düşünmüşüm ki, sonunda efkarlanıp kederden içmeye başlamışım. (haberim yok) Hem epeyde içmiş olacağım ki sabah "çakı" gibi kalkıp işe geldim.

Bu gün için siparişlerimiz var dı ve hızlı bir şekilde boşları dışarı çıkarıp, çayımı içtim. Servislerin ve öğle yemeğinin ardından kamyon geldi ve güneşli bir hava eşliğinde boşalttık. Bazı semtlere kar yağmış ama halen bizim semte kar tanesi düşmedi. İnatla güneş açıp duruyor. Güneş var ama bu kutup güneşi. Isıtmıyor. Sadece aydınlık yapıyor. Montumu bile çıkaramadım.

Hollanda’nın Amsterdam Üniversitesi’nden bilim adamları, insan hafızasındaki acı ve korku veren, kötü anıları silen bir ilaç geliştirdiğini açıkladı. (ntvmsnbc) Aman çok gerekliydi, iyi ki geliştirmişler. Bütün ilaçlar aynı etkiyi yapar ama bizim toplum olarak kötü anıları silmek için ilaca ihtiyacımız yok ki. Zaten bunu yapıyoruz. Ortalama iki gün ile iki ay içersinde en kötü olayları bile unutuveriyoruz. Hatta bununla kalmayıp iyi olayları, iyilikleri bile unuttuğumuz bir gerçek. Unutarak yaşayan bir toplumuz biz. Bize gerekli olan tam tersi bir ilaç... İyi ve kötü anılarımızı hatırlayıp ders çıkarmamız için unutmamamızı sağlayacak bir ilaç gerekli. İlacın adı hazır "dayak" Bu ilaç piyasaya sürüldüğünde kaba etten sık sık alınmalı... Özellikle kriz dönemlerinde, önceki dönemleri ve bulunduğu yeri işçilerine borçlu olduğunu çabucak unutan "gözveren" lere uygulanmalı...

e-günlüğüm; gün içinde trafik çok sakin di akşama doğru aniden bir yoğunluk başladı ve her yer araç doldu. Sanki gökten kar yerine araba yağdı. Ne kadar istikrarsız bir trafiğimiz var. (her şey gibi) Millet arabasını garaja çekip günün belli saati çıkmak için evde bekliyor ve dışarı çıkanlar çoğalınca "evet çıkma zamanı, ben de dışarıda görülmeliyim" diyor ve trafiğe çıkıyor. O koskoca yollara sığmayan, dönemeyen, manevra yapamayan ciplerle ne yapıyorsunuz cadde de adım adım bilmem ki... "Yok yok görünmek lazım. Nasılsa işçileri işten attık, gözle görülür bir gideri azalttık, bizi krizden etkileniyor sanmasınlar, en lükstronik arabamızla her gün belirli saatlerde görülmekte fayda var. Hatta Hatice ve Aysel hanımların mahallesinden mutlaka geçip onları çatlatmalıyım..." gibi fısıltılar geliyor kulağıma. Yoksa düşünce mi okumaya başladım ne...

Aldırma e-günlüğüm. En sağlamı biziz. Her gün her saat bütün mahallelerde görülüyoruz nasılsa. Hiç krizden etkilenmiş halimiz var mı? Fıldır fıldır dolaşıyoruz sokaklarda ve caddelerde...

Akşam üzeri bir bastırdı bir bastırdı, (iş) ne yemek yiyebildim ne seni gönderebildim... Daha şimdi gelebildim ve hemen seni göndermem lazım. Yarın yazışmak üzere. Hoşçakal


Biliyor musun: Wisconsin Racine'de uyuyan bir itfaiye memurunu uyandırmak yasak mış... "abi yangın var ama sen uyumana bak, uyanınca söndürürüz..."
Çirkin söz: "Kadın, köpek ve dut ağacı. Onları ne kadar çok döversen o kadar kazanırsın..." Thomas Fuller
Güzel söz 1: "Müşteri birinci, işçiler ikinci, hissedarlar üçüncü sıradadır..." Elliot Sclar (İşte bir seminer alıntısı... Kriz ortamında bu sıralama değişiyor akıllım, yalanlarınız ortaya çıkıyor)
Güzel söz 2: "Rekabetin yok edemediği tek şey prestijdir..." Marshall Field (olmayan şey tabi ki yok edilemez.)

 
Toplam blog
: 512
: 549
Kayıt tarihi
: 06.02.08
 
 

Bir varmış, bir yokmuş... Sağlık, huzur, mutluluk. Başka hiç bir şeye önem vermem bu hayatta. Bu yüz..