- Kategori
- Gündelik Yaşam
E-günlük doğa'nın sesine kulak veriyor...
Kara'da ki kene, fare, domuz, tavuk, inek, öküz gibi tehliklerden sonra şimdi denizlerde tehlike çanları çalıyor. Denizlerin anaları öldürüyor, balıkların köpekleri saldırıyor, bazı türler intihar ediyor, bazı türler anlaşmalı olarak soylarını sona erdiriyor. Zararlı çıkan her seferinde "insan" denen (ben göremiyorum ama) canlı oluyor. Az kaldı. Yakında (sigara yasağı başladığı zaman) herkes evlerine kapanıp bol bol alışveriş yapacak, yiyecek, içecek, mıçacak... İşi bilenler, ve sağlıklı olanlar bu aktivitelere bir de içinde fantazi ve yaratıcılık olan seksi ekleyecek... (çocuk yapmak yok)
Merhaba e-günlüğüm; Bana sanki "doğa" konuşuyor, bir şeyler söylemeye çalışıyor gibi geliyor? Sen de duyuyor musun? Özellikle de korumaya çalışıyormuş gibi görünen emperyalist, kapitalist, dürzüist, züppeistlere bir şeyler söylemeye çalışıyor. "Sanki "dikkat edin, ayağınızı denk alın, bu son yüz yıldır çok ileri gittiniz, benim sabrımı taşırmayın, arabalarınızı, uçaklarınızı, kimyasallarınızı, pilastiklerinizi, cep telefonlarınızı ve yaydığınız frekanslarınızı bir tarafınıza sokuşturuveririm" dediğini duyar gibi oluyorum.
Daha iki gün önce yazdım bizim ülkemizde aile içi şiddet olmaz diye. Sayın başbakanımızda AİHM'nin verdiği karar için "utanç verici" demişti.
Bir utanç verici rapor daha: Emniyet Müdürü TBMM'yi bile umursamadı! TBMM İnsan Hakları Komisyonu Beyoğlu İlçe Emniyeti'ni inceleyip rapor tuttu. Rapora göre, Emniyet Müdürü kötü muamele ve işkence yapan personelini gizledi, bilgi vermekten kaçındı. (ntvmsnbc) Aile içi şiddet ha! Bu ülkede şiddet anne karnında başlıyor, her yerde kendini gösterip devletin en üst kademesine kadar değişik şekillere bürünüp yaşamımızın bir parçası oluyor... Sözlü, sözsüz, maddi, manevi her şekilde...
Ben akşamları bahçede içmeyeyim de ne yapayım. Olanlara aşırı tepki göstermemek için kendimi rakı, bira, votka gibi doğal ilaçlarla sakinleştiriyorum. Yoksa şiddet eylemlerinin bir parçası olup çıkarım. Onunlada yetinmem seri katil falan olurum, sonra annem beni doğurduğuna pişman olur.
Oğluma dün akşam ultimatom verdim. "hafta içi arkadaşlarını istemiyorum, adam gibi kafa dinlemek istiyorum" diye. Dün akşam alışıldık seslerle kafa dinledim. Oğlum kız arkadaşım, köpeklerimiz ile birlikte bahçede huzur içersinde meditasyon yaptım. Artık Bütün köpeklerimi ayrı çıkarıyorum. Birlikte çıkarınca ya kavga ediyorlar ya da çok gürültü yapıyorlar. Hepsinin bahçeye çıkma saati var artık ve sıra ile çıkıyorlar. Oh be! rahatladım biraz. Hepsini kontrol etmekten gündüzden azıcık kalan gücüm bitiyordu. Şimdi bitmiyor ve gece yarısı aktiviteleri için kullanabiliyorum...
Bir kaç sabahtır Linda ile iş yerine geldiğimizde değişik çap ve ebatlarda dükkanın önünde serbest dolaşan "kene" lere rastlıyoruz. İlk defa şahit oluyorum. Keneler pek serbest dolaşmazlar, ağaçlarda, yaprakların üzerinde beklerler, köpek geçerken üzerine atlarlar. Bunlar biyolojik kene. Renkleride değişik. Gri benekli kene'yi ilk kez gördüm. (üzerinden silindir geçmiş uğur böceği gibi) Kesin "çakma" kene bunlar. Gökyüzünden serpiştirildikleri belli. Hızlı hızlı yürüyorlar. Linda ile yanına gidiyoruz hiç umrunda değil. Ben de üzerine doğru öksürüp ona virüs bulaştırıyorum. Bir kaç tur atıp ölüyorlar. "kurt kocayınca köpeklere maskara olur" derler ya. Bu kenelerde biyolojik yetme olduğu için, köpeklere maskara oluyor. Linda ezeli kan emicisini tanıdı ve havladı. Kene kardeş de tık yok... İleride bütün canlılar köpeklere maskara olacak zaten...
Kene gözlemimiz ve bilimsel araştırmamız bittikten sonra dükkanı açtık ve boşları dışarı çıkardık. Kamyonu kullanan arkadaş gece rüyasında beni görmüş olacak ki daha ortalığı toparlamadan geldi. Kamyonu, sabah sporu niyetine boşalttık ve gelen arkadaşlarla bir likte çay içtik. Onları yolladıktan sonra servislerime çıktım. Öğle sıcağında 2-3 kilo vermiş olarak servislerden döndüm. Arabada ki havlu sırılsıklam olmuştu. Vücudumun klimasına yetişememişti. Gelir gelmez dükkanda ki havlu ile kurulanıp, iki üç kilo ağırlığında yemeğimi yedim.
Yan bina da dün gece soygun olmuş, sokak bir nada polis arabası doldu. Neyse pek bir şey olmamış ama sigorta meseleleri için polis zabıt tutmaya gelmiş.
Öğlenden sonra Oğlum geldi elinde karnesi ile. (ayağında olacak hali yok ya) Daha karneyi uzatmadan "bütün notların iyi ise seni gebertirim" dedim. Gülmeye başladı "yok baba dört tane zayıfım var, bütünlemeye kaldım" dedi. "Aferin benim aslan oğlum" dedim ve sarıldım ona. Akıllı çocuk vesselam. Yanında da güzel kızlar var dı. (Çözüyor yaşamın anlamını yavaş yavaş) Devletin eğitimi ona da yetmeyecek, bana yetmediği gibi... En iyi notları, proje hazırlama, kamera iletişim (insanlarla iletişim kurulamayacağını şimdiden anlamış), dil ve anlatım, temel fotoğrafçılık... (anadolu meslek lisesi) Matematik ve tarih derslerinin zayıf olması benim için gurur kaynağı. Nasılsa bütünlemeden geçer. İlgi alanı belli daha fazla zorlamaya gerek yok, mühendis, fizikçi, tarihçi veya matematik profösörü olmayacağı kesin... Şimdi sıra hayattan alacağı karnenin durumunda. Onu da benden ve çeversinden alacak üç ay sonra... Neyse doğru cadde'ye gittiler (oğlum ve üç nadide çiçek)
Akşama doğru işlerde yavaşlama oldu. Okullar tatil oldu ondandır. Çok kişi yazlıklarına gitti bile. Yazın ortasında kalacağız yapayalnız bu mahallede... Aaaah ah! Efkarlandım yine. Tok karnına da efkarlanılmıyor ki. Ben gidiyorum e-günlüğüm. Biraz yalnız kalıp dertleneceğim. "Yazlık" dedim canım sıkıldı yine. Oooof of! Yarın yazışmak üzere, herkese selamlar, saygılar, sevgiler. Hoşçakal
Biliyor musun: Albert Einstein dokuz yaşına kadar düzgün konuşamamış... (şimdiki bilim adamları iki yaşında konuşmaya başlıyor da ne oluyor?)
Çirkin söz: ''Her dilde şiir'in konusu zevce değil, sevgilidir. Kahramanı zevce ve konusu evlilik olan hikayeden daha tatsız ne olabilir ki?..." Ahmet haşim (kimine göre "güzel söz" olabilir)
Güzel söz: "Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir..." Mevlana