- Kategori
- Gündelik Yaşam
FORMULA 1 İZLENİMLERİ
Dört yıldır İstanbul'da yapılan F1 yarışlarına gitmek kısmet olmamıştı. Bu sene 14 yaşındaki oğlumun da merakını gidermek amacıyla, ben de bir gidip göreyim dedim. Hani "Ölmeden önce yapılacak/görülecek 100 şey" listeleri vardır ya, F1 yarışı seyretmeyi de kendi listeme eklemiştim. Aslında araba yarışı seyretmeyi sevmem, ama İstanbul'da ayağımıza kadar gelmiş ve seneye yapılmama riski bulunan bu seneki organizasyona gidip, görme fırsatını da kaçırmamak gerekirdi. Biletler çok pahalıydı, ama bir daha gitmeme ihtimaline karşı, yarışı en iyi şekilde görecek bir yerden bilet almalıydım. Ana Tribün biletini almam mümkün değildi ama paraya kıyıp, çıkışı karşıdan gören ve ilk virajın önünde yeralan Silver Tribünden iki yer aldım. Cumartesi günkü sıralama turları için oğlumla birlikte, arabamızla TEM'den İstanbul Park pistine doğru yola çıktık. Bu sene F1'e pek rağbet olmadığını basından okuyordum ama yine de trafik sıkışıklığı olacağını tahmin ediyordum. Fakat korktuğum gibi olmadı. Çok rahat bir şekilde F1 alanına geldik ve arabamızı park ettik. Silver Tribününde yerimizi aldığımızda, Porche araba yarışları yapılıyordu. Tribünlerin büyük bir kısmı boştu ve gelen seyircilerin yarısından çoğu kendi ülkelerinin pilotlarını destekleyen yabancılardı. Pazar günü, bu kez arabayla değil, Kadıköy'den kalkan belediye otobüsüyle piste gittik. belediye otobüsleri çok sık ve rahattı. Yabancı seyirciler bizlerden daha önce keşfetmişler, çoğu belediye otobüsüyle geliyordu. Halbuki Türk seyircilerin çoğunluğu özel arabasıyla gelmeyi tercih etmişlerdi. Bu yüzden, Pazar günü trafik çok daha yoğundu. Belediye otobüslerinin tek kötü yanı, piste gidiş ve gelişte, uzun yolu (Şekerpınar çıkışını) tercih etmeleriydi. Bunun nedeni, Kurtköy Gişelerinden özel arabaların trafiğinin sıkışmaması olabilir. Ama bence tersini yapsalardı, seyirciler toplu taşım araçlarını tercihe yönlendirilmiş olurdu. Pazar günü
esas yarış olduğundan, düne göre çok daha kalabalıktı. Ama tribünler yine de yeterince dolu değildi. Sezonun yedinci yarışında, Jenson Button 6. birinciliğini çok rahat kazandı. İki günlük F1 maceramın sonundaki izlenimlerim ve eleştirilerim ise şunlardır:
1- Herkes bir kere gitmeli. Arabaların ilk start anındaki çıkışları çok etkileyici. Eğer bir kez gidecekseniz paraya kıyıp, ana tribün veya Silver Tribün 1'den bilet alıp, bu anı yaşayın.
2-Özel arabanızla değil, belediye otobüsüyle gidin. Çok daha rahat ve ekonomik.
3-F1 hediyelik standlarındaki hatıra eşyalar çok pahalı. Ama, hatıra için tişört alınabilir.
4-Sadece ana tribünün üstü kapalı.Diğer tribünlerin üstü açık. Güneşten çok rahatsız olunuyor. Bu nedenle mutlaka şapka, şemsiye ve güneş kremi götürülmeli. Aslında, açık trübünlerin üstlerinin de kapatılması gerek.
5-Yiyecek içecek standları çok pahalı. Yiyeceğinizi kendiniz götürürseniz daha iyi olur.
6-Ana tribünün önünden, karşı tarafa geçiş için yapılan yayageçidi yetersiz. Yarış bitiminde büyük izdiham oluyor. F1 organizasyonu buna bir çare bulmalı. Alttan veya üstten daha geniş bir geçit yapılabilir.
7-Kulaklıklı radyo götürürseniz, yarışı naklen yayınlayan radyo kanalından yarış hakkında devamlı bilgi alırsınız.Aksi taktirde, yarışın gidişatı hakkında bilgisiz kalınıyor. Tribünlerin karşısındaki dev TV ekranlarında sadece görüntü var ve iyi görünmüyor. Standlarda satılan Kanguru denilen cihaz ise 60 Euro olup, pahalı.
8-Yarış aralarında ve bitişte, sponsor firmaların ana tribün önüne kurduğu standlar eğlenceli. Burada hoş vakit geçirilebiliyor.