​ E-günlük düşünüyor, yazmıyor / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mayıs '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

E-günlük düşünüyor, yazmıyor

Bu düşünce suçunu anlamamışımdır bir türlü. Yine gündeme taşınıyor gibi. Ben de yazayım o zaman...

Merhaba e-günlüğüm; Yaşar Kemal, "Bakan arkadaşım barış var diyor ama Kürt meselesini yazdım diye beni yıllarca mahkum ettiler, sonra da kahraman ilan ettiler" deyince Günay, "Feveranını anlıyorum ama artık kimse düşüncesi yüzünden yargılanmayacak" cevabını verdi.

Kimse düşüncesi yüzünden yargılanmayacak mış. Demogoji. Çağımızın bütün kavramları gibi demogojik bir kavram daha... Ne düşündüğümü nereden bilecekler ki? "Düşünceyi ifade etmekse" söylemek, anlatmak istedikleri o'nu kimse yapamaz... Yani "düşünceyi ifade etme özgürlüğü" tanıyamazlar, korkarlar. Diyelim ki, Ben çok önemli kişiler hakkında çok ayıp şeyler düşünüyor olabilirim. Olmayabilirim de... Bilemezler, bilmezler, tahmin bile edemezler. Beyin yapısını araştıran bilim adamları bile ne düşündüğümü bilemez. Olumlu veya olumsuz düşündüğümü (tartışmalı) belki anlayabilirler ama ne düşündüğümü asla ve asla kimse anlayamaz. Ne zaman yazar veya söylerim, o zaman anlarlar. Anladıkları anda da, yandım allah, vur zurnanın teline. (zurna'nın teli varmıydı?)

Sanal oldu dünya sanal. Artık politikacı ve yazarların konuşmaları, bırakın düşünceyi, hiç bir anlam ifade etmemeye başladı. Böylece düşünce ortadan kalktı ve yerini kalıplar aldı... Örneğin:

"O konu hakkında söz söylemek için çok erken, yetkililer araştırma yapıyorlar, (ortada yetkili yok, yetkililerin kimler olduğu belli değil) gerekli bilgilere ulaştığımızda (gerekli bilgiler ne?) kamuoyu haberdar edilecektir. (nasıl, ne yolla ve ne zaman) Gereken neyse o yapılır, ("gereken ne ve nasıl, ne zaman yapılacak? bir açıklama yok) kimsenin endişesi olmasın, (demek ki endişesi olanlar var) olayda ihmal, yetkisizlik, görev eksikliği yoktur. (böyle düşünenler olduğu için direkt otoriter savunma içeriyor) Dış kaynaklı olduğu düşünülmektedir. (düşünmek yetmez, hangi dış kaynak, menşei ne) Bilindiği gibi güvenlik güçlerimiz derhal olay yerine varmış ve kontrolü ele geçirmişlerdir, (ama bir sürü insan ölmüş) Dişi kırılan vatandaşımızın kırık parçası bütün olumsuzluklara rağmen aranmaya devam edilmektedir.... (kimsenin aradığı yok, herkes sohbet ediyor, çay içiyor) Bu olay hepimizi derinden yaralamıştır. (yalannn) Yaşamını yitiren kişinin ailesine...... diye devam eden kalıplı konuşma biçimleri.

Değerli e-günlüğüm; yetkili ve saygın kişiler sürekli her olayda buna benzer açıklamalar yapıyorlar ve kimse bir şey anlamadığı halde (zaten metnin bir anlamı yok) herkes bön bön bakmakla yetiniyor. Daha sonra olayın üzerinden zaman geçiyor ve her şey siliniyor. Yine amaca ulaşıldı... Bazan işin su'yunu çıksrıp üzerinden öyle zaman geçiriyorlar ki olay zaman aşımına uğruyor. Hatta bazan davacılar zaman içinde eceli ile ölüyor, hastalanıyor falan filan. İşin kötü tarafı: Vatandaş da böyle konuşmaya başladı. Artık insanların çoğunun konuşmalarından bir şey anlamaz oldum. "kısa kes konuya gel, konu başlığını saptırma" diye bağırıyorum.

Ne güzelde kutladık İstanbul'un fethi'ni... Daha sonra İstanbul'un düşüşünü neden kutlamıyoruz.? Altı yüz sene önce neler oldu bilen var mı? Gören, tanık olan. Belge bile olduğu şüpheli. Daha, yakın tarihte ki Ermeni olayını çözemiyoruz. Ne zıkkıma gömüldü ise belgelerini bile bulup çıkaramıyoruz... Onca savaş ortamında belge mi kalır. Akıllının biri yazmış durmuş. Diğer bir akıllıda yazılanların doğruluğuna inandırmış... Aferin onlara.

"Geçmiş, bir kova kül'den başka bir şey değildir..." Carl Sandburg amca demiş...
Albert Camus amca ne demiş: Tarih, olmayan olayların, O olayların geçtiği yerde bulunmayan kişiler tarafından yazılışıdır..."

Tarih, insanların, düşlerin en aydınlık olanların gerçekleştirmek için giriştikleri umutsuz bir çabadan başka bir şey değildir..." Albert abi'ye selamlarımı iletiyorum... İşte "Tarih" diye bize yutturulan şeyler. Ya Gelecek??? Uyuyan ve uyandırılamayan bireyler mi acaba?

Çok değerli bir insan (bakalım hatırlıyorlar mı?) sizin altı yüz sene önce ki bir püfürük olayı kutlamanızı sağlayan zemini hazırlamış. O'nu kutlayın...

Egünlüğüm; dün gece benim bahçenin fethi'nin yıldönümü dolayısı ile rakı sofrası kurdum. Bahçe'nin fethini değil bana bu güzel ortamı kurmamı sağlayan kişinin ve arkadaşlarının şerefine içtim. Boss halen istirahatli, ayağı tam olarak iyileşmedi. Joker'in dişi, damağına denk, oynayıp, koşturup duruyor. Linda evin hanım ağası, her şeyi kontrol edip gereken yerlerde havlayarak ağırlığını koyuyor ve "ben buradayım haaa!" diyor. Onlarla sohbete dalmışım ve içkiyi biraz fazla kaçırmışım...

Sabah zor kalkmadım ama ağır kalktım. Linda beni ayılsın diye yine koşturdu. İş yerine gelir gelmez buz gibi sirkeli suyumu içtim ve kendime geldim. Zaten servisler başlayınca terlemekten vücudumda ne nikotin kalıyor ne alkol. Konsantre çamaşır suyu ile yıkanmış ve ilk günkü gibi Pırıl pırıl oluyor.

Sabah kahvaltısını dışarıda yapanların gereksiz ve çilekeş bir yoğunluğu vardı erken saatlerde. Hafta sonu evde oturamayanlar, batanlar, evlerinde erzak olmayanlar, bekarlar, dullar, boşanmışlar, evliler, evsizler, köylüler, köysüzler, şehirliler, şehirsizler, hepsi çıkmış cadde'ye. Mazoşist olmuşlar düpedüz. Bakıyorlar ki ev de sorun yok. "dışarı çıkıp biraz işkence çekelim, sorun yaşayalım" diyorlar ve atıyorlar kendilerini caddelere...

Radyoda ki müziği mırıldanarak yaptım işlerimi.

Öğleden sonra biraz frene bastım işi yavaşlattım. Hava iyice ısınmaya başladı. Hava ile birlikte arabanın içide iyice ısınmaya başladı. Sauna seanslarımız başlamıştır...

Bu hafta sonu yine insan açısından yalnızım ama köpeklerim ve doğa açısından yalnız değilim. Oh ne güzel. Çalsın sazlar oynasın kızlar... (kızlar mı? ne kızı...)

Sauna'dan çıktım, iş yerine geldim, akşam yemeğimizi yedik ve gitme vaktinin geldiğini belirten "gong" çaldı. Hoşçakal e-günlüğüm. Pazartesi bir terslik olmazsa (ben de değil sen de) yine yazışırız...

Biliyor musun: Amerika'lıların üçte biri uzaylıların geldiğine inanıyor muş... (haksız değiller)

Çirkin söz: Eğer savaş kaybedilmişse umrumda değil. İnsanlar perişan olurlarsa olsunlar. Bir tek gözyaşı bile dökmem onlar için. Onlar hiç bir şeyi hak etmediler..." Adolf Hitler (açık sözlüymüş. Şimdi ki liderler bunu tersini söyleyerek gerçekleştiriyorlar.)

Güzel söz: (güzel dörtlük) Ne demiş Ömer abi?
Haram nedir bilmez Hayyam.
Ben Haram ile Helalı karıştırmam.
Dost ile içilen 'Şarap' helaldir,
'Puşt' ile içilen su bile Haram...

 
Toplam blog
: 512
: 549
Kayıt tarihi
: 06.02.08
 
 

Bir varmış, bir yokmuş... Sağlık, huzur, mutluluk. Başka hiç bir şeye önem vermem bu hayatta. Bu yüz..