- Kategori
- Gündelik Yaşam
E-günlük gluten'e tahammül ediyor ama, başka şeylere edemiyor...
Artık ekonominin canlanmasına olanak yok. Herkes evine ekmek götürüyor du şimdi götüremeyecek.
Merhaba e-günlüğüm; Bir bu eksikti. Bir de "çölyak" çıktı. Beni yak, kendini yak, çölyak! Tahıllı yiyeceklere tahammül edememe durumu...Çölyak hastası olan kişiler buğday da arpa da çavdar da ve kesin olmamakla birlikte, yulafta bulunan ve "gluten" olarak adlandırılan bir proteine tahammül edememekte imiş. Küçük çocuklarda kusma, ishal, karın şişliği, iştahsızlık, kilo alamama ve boy uzamasında yavaşlama gibi tipik belirtilerle ortaya çıkabileceği gibi daha ileri yaşlarda sadece kansızlık, boy kısalığı, kemik zayıflığı ve nedeni bilinemeyen karaciğer hastalığı gibi çok değişik belirtilerle de kendini gösterir miş... Bu belirtiler ben de sürekli var ama, sebebi 12 sene evli kalmak ve bu ülke'de yaşayarak, insanlık dışı, ilkel, olaylara şahit olmaktan başka bir şey değil...
İnanmıyorum! Bir protein parçasına tahammülsüzlük... Bu insanlar nerede yaşadıklarının ve nelere tahammül ettiklerinin farkında değiller her halde... Gluten'e tahammül edemeyen kişilerin nelere tahammül edebildiği belirlenmemiş. Araştırdım ve belirledim...
İktidarda ki hükümet'e, partilere, insanlık dışı olaylara, adaletsizliklere, eşitsizliklere, yalanlara, dolanlara, cinayetlere, ihmalkarlıklara, haksızlıklara, demokrasi ve cumhuriyet'in yıpratılışına, evliliklere, boşanmalara bile tahammül edebiliyorlar mış... Hıh, gluten miş...
Bu alışveriş yaptığımız simitçi, oyuncakçı, çiçekçinin "çölyak" olmadığını nereden bileceğiz? Belki eve ekmek götürmüyor ve fırın kazanamıyordur. Gitti bütün paralar ve gayretler... Artık ekonomi sittin sene düzelmez. Bu "çölyak" hastalığına yakalanmış kişiler çok asabi olur. Hiç bir şeye tahammül edemez bunlar. Uzak durmak lazım. Mümkünse guantanamo'ya göndermek ve orada yaşamlarını sürdürmelerini sağlamak lazım...
Bak yine "guantanamo" dedim aklıma geldi. Sevimli insan, örnek lider, sıcak kanlı insan, Barak Obama açıklama yapıp, Guantanamo'nun kapatılmasının şimdilik mümkün olmadığını söylemiş... Oooh oh oh yandan, yandan...
Gerekçesi çok gerçekçi ve doğru, hakkını yemeyelim. Orada ki 270 kişiyi nakledecek yer yok muş... (buraya parantez içinde yüz adet ünlem koymam lazım ama olmuyor) 270 bin değil, 270 kişi. Biz apartmanlarda sitelerde daha fazla kişi yaşıyoruz. O muhteşem teknolojinizle bir yer yapında dünya'yı bu iğrenç, insanlık dışı, yüz karası yerden kurtarın...Kurtaramıyorsanız bize gönderin. Biz baş ederiz... Bizim liderler bizimle dalga geçiyor, bu da dünya ile dalga geçiyor. Yazık bu liderlere çok üzülüyorum. İşin garip tarafı yalanlarına kendileri de bir süre sonra inanıyorlar...
Boşver değerli e-günlüğüm. Bu haberlere baktıkça ishal, kansızlık, boy kısalması, kusma, karın şişliği, iştahsızlık gibi şeyler oluyor. Tahammül edemiyorum.
Cumartesi akşamı arkadaşım annesine gitti ve ev de kafa dinlemek üzere kendimi ayarladım. Oğlum aradı ve bir arkadaşlarının içki içip sarhoş olduğunu haber ver di. Zaten bizim ev, içmesini bilmeyen gençlere içmesini öğretme ve ayıltma kliniği halini aldı. "İyi getirin buraya ayıltalım" dedim. Bütün gecemin ve yarınımın berbat olduğunu bir film gibi düşünce seanslarımda görebiliyordum...
Çok geçmeden dört taksi genç geldi. Onca insan ayıltamamış delikanlıyı. Bizim klinikte adamına göre muamele esasları temel alındığından delikanlının agresif karakterli olduğunu öğrendik ve kahve, soda, sirke ile ayılmayacağına karar verip soğuk bir duş yaptırdık. İyi geldi.
Delikanlıyı bir süre sonra arkadaşları rafakatinde evine gönderip, biz diğer delikanlılarla oturup sohbet ettik. Hepsi aileleri ile sorun yaşıyor ve hepsinin hemen hemen yaşadıkları aynı. Babalar çok sert ve yasakçı, anneler çok fazla korumacı ve çok fazla karışıyor. Beni ilgilendirmiyor ama "neden arkadaş olmayı denemiyorlar" diye kendi kendime sormadan da edemiyorum. İşte sonuç. Böylesi daha mı iyi, yazık değil mi bu çocuklara? Üstelik sarhoş olan genç dindar bir ailenin, dindar bir çocuğu. Hiç içki içmeyen bir genç...
Akşam çok geç yattık ve pazar sabahı da Boss'un havlaması ile geç saatte uyandım. Hemen kalkıp kendime güzel menemen yapıp, bol bol su içtim. Sonra köpeklerimi çıkarıp içeri girip, çay içiyordum ki dün akşam ayılttığımız genç "olanlar için özür dilemek" için gelmiş kapıda bekliyor... İçeri aldım, özür diledi, biraz sohbet ettik (böyle şeylerin normal olduğunu, utanacak bir şey olmadığını, bir dahaki sefer daha dikkatli olması gerektiğini kısaca anlattım) ve gittiler. Gitmeden şunları söyledi: "Her şey için çok teşekkür ederim, sizi de rahatsız ettim ama, babam beni o halde görseydi, ya evden kovardı ya da öldürürdü..." Yorum yok!!! Guantanamo mahkumlarını bizim eve gönderin, ben hepsiyle ilgilenirim...
Akşam yemeğimi yedim, Linda'nın yemeğini verip, Boss'un yemek saatine kadar dinlenmeye çalıştım. Boss'un yemek saatinde kalkıp yemeğini hazırladım ve bahçeye çıktım. Arkadaşım geldi, peşinden oğlum geldi. Sarılıp kucaklaştık. Oğlum, daha önceden bu hafta benimle kalacağını haber vermişti. Cumartesi akşamı olanları değerlendirdik ve gülüştük...
Bu sabah her zaman olduğu gibi Linda ile iş yerine geldik. Gün'e hızlı başladık. Erken saatlerde telefonlar çalmaya başladı. Biraz hareketlenme başladı denilebilir. Ha gayret biraz daha... Öğle ve akşam yemeklerimi geç yemeye başladım.
Hatta seni bile geç yollamaya başladım e-günlüğüm. Yarın yazışamazsak bir süre yazışmayacağız haberin olsun... Şimdilik hoşçakal...
Biliyor musun: Su, kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler miş...
Çirkin söz: ''Erkeklerin aklı ev kadını arar ama, kalbi ve hayal gücü başka özellikler peşindedir..."
Güzel söz: "Ancak durgun su yıldızları yansıtır..." Çin Atasözü