- Kategori
- Türkiye Ekonomisi
Eczacılıkta vergi mantığı ve vergi usulünde hatalar

Ülkemizde verginin “gelirden” alındığı söylenir. Lâkin mesele odur ki memurlarda bu, maaş harcaması henüz yapılmadan, eczacılar için de çok kısıtlı kalemler gider kabul edilerek hesaplanmakta. Bu hesaplamada da zaten gider kalemleri sonradan gözetilmekte alım faturaları üzerinden doğrudan gelir “tahmini” yapılmakta.
Faturalar üzerinden vergi muhasebesinin özelliği, eczacıların “kârlarının” fatura üzerinden doğrudan hesaplanabileceğinin düşünülmesidir. Oysa durum böyle değildir.
Eczacıların vergilendirilmesinde iki büyük hata vardır.
Birincisi “kâr” fatura üzerinden hesap edilemez. Alınan malın tamamı paraya çevrilmedikçe kâr ortaya çıkmaz. “Z raporlarınız da alınıyor ya?” demenin bir mantığı yoktur, çünkü Z raporları günlük satış rakamları hakkında toptan bir bilgi vermekte, verginin üzerinden hesaplandığı alım faturalarındaki “kâr görüntüsünün” dağılımı ile ilgili bilgi vermemektedir. Satışın ne kadarının hangi vadeli ilâçtan yapıldığına dair bir bilginin olmaması doğrudan doğruya karlılık hesabını belirsizleştirmektedir.
İkincisi eczacılıkta satılan ilâcın, eskisine göre artık doğrudan devlet emriyle fiyatlandırma olması ve depo kampanyalarının ortadan kaldırılmış olmasına rağmen, hâlâ ayrı ayrı vade ve kârlılık içermesidir. Bu durumda Z raporu bize satılan mallardan hangisinin gerçekte satılıp satılmadığı, vadesi ve kârlılığı ile ilgili bilgi vermemekte, alım faturaları üzerinden kârlılığı hesaplanıp da miadı geçtiği için iade edilen ilâçların zarar durumları yansıtılamamaktadır. Miadı dolan ilâçlar bire bir gider gösterilememekte muhasebeciler bunu peşin bir yüzde ile sanki her eczanede eşitmiş gibi hesaplamakta eczacıların çoğu da buna ses çıkarmamaktadır. Mal fazlalı alınan ilâçların satışı gerçekleştirilmeden doğrudan kâr olarak gösterilmesi, devletin keyfi ödeme tutumu ve eczacıya önyargılı olumsuz bakışı altında sürekli kesinti eğiliminde olması yüzünden, satışın gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın peşin bir ceza gibi uygulanmaktadır. Oysa kâr ancak satış gerçekleştirildiğinde elde edildiği gibi satış da ancak tüketiciden malın bedeli alındığı zaman gerçekleşmiş sayılır. Eczacılar devlete fatura kestiği anda sanki fatura bedeli tahsil edilmiş gibi vergilendirilmekte, aslında vergilerini fatura bedellerinden çok önce ödemeye başlamaktadırlar.
Vergilendirmede karşılaşılan iki problem daha var:
Bunlardan birincisi “peşin vergi” denen fiilî malî cezalandırma …
İkincisi de her yıl gündeme getirilen “matrah artırımı” talepleridir.
Her yıl bir önceki yılın sözde “geliri” üzerinden vergi ödendikten hemen sonra muhasebeciler “Bu yılın peşin vergisi” ile ilgili beyannameleri doldurmaya başlar. Her zaman bu vergilerin gelecek yılın matrahından düşeceği söylenir ama bu asla gerçekleşmez. Peşin vergi, neredeyse gelir vergisine eşit şekilde alınır ve her yıl bir önceki yıl kadar veya daha fazla ayrıca gelir vergisi ödenir. “Peşin verginin” vergi mantığıyla hiçbir ilgisinin olmadığı kesindir.
Gerçekleşmemiş satışlar ve elde edilmemiş gelirler üzerinden devletin sadece ferdin her türlü ticari çabası üzerindeki mutlak denetiminin bir göstergesi olarak peşin vergi denen şey alınmaktadır. Eğer dendiği gibi işletilse eczacıların bir sonraki yıl çok düşük bir gelir vergisi vermesi gerekmektedir. Oysa devlet, eczacıları peşin vergi uygulaması fiilen ile iki defa vergilendirmektedir.
Bütün bunlardan sonra hâlâ hayatını idame ettirebilen eczacı bu sefer de “matrah artırımı” ile yüz yüze bırakılmaktadır. Matrah artırımı, eczacın, vergilerden sonra hayat standardını sürdürebilmesi durumu göz önüne alınarak bu standardın hâlâ vergiye tabi gelirlerin dışında kalan kayıtsız gelirden kaynaklandığı fikrinin sonucudur.
Buna mukabil, devlete yapılan iskontolar ve çeşitli kesintilerin vergiden düşürülmesi konusunda hiç ir muhasebeci açık bilgi verememektedir. Devlet gelirler konusunda son derece kesin davranırken gelir azaltıcı faktörler konusunda eczacıya neredeyse hiçbir belirli beyan sahası bırakmamaktadır.
Bu fikrin ir diğer sonucu da sadece “ Eczaneye mahsus giderlerin gider olarak kabul edilmesi” durumudur. Her türlü mal fazlasını, her avantajı vergilendirmeye yönelen vergi mantığı, eczacın kişisel/ailevi harcamalarını bir tür “keyfi” harcama olarak görmekte fakat bu harcamaların kaynağının eczacının brüt geliri olduğunu kabul etmemektedir. Önemli olan harcamanın kime göre keyfi ayılıp sayılmaması değil, bunun vergi mükellefinin gelirinde ir azalmaya sebep olup olmadığıdır ki bu da “Vergi gelirden alınır” ilkesinin temelidir.
Bunun yansıra eczacıların kalabalık ilâç ve ıtriyat kalemleri stok takibini güçleştirmekte ve eczacıların kahir ekseriyetinde muhasebe stoklarının şişmesi durumu hasıl olmaktadır. Bu durum zaten kayıtsız hiçbir girdisi ve çıktısı olmayan ve bundan dolayı genellikle vergi rekortmenleri olan eczacıların daha fazla vergi ödemesine yol açmaktadır. Devletin genel tutumu, muhasebe stoklarının şişmesini “kayıt dışı” gelir olarak algılamaktır. Oysa durum bunun tam tersinedir. Devletin sık aralıklarla eczacılara stok affı getirmesi veya stok takibini otomatize hale getirecek tedbirler alması gerekmektedir.
Eczacıların vergilendirilmesindeki temel mantık, verginin ekmekten önce geldiğidir. Buna göre eczacı “gelir” görüntüsü veren her türlü faaliyetin bir kısmını hiç vakit kaybetmeden devlete aktarması gerekirken devletin eczacının giderleri konusundaki tutumu tamamen bu konuya kayıtsız kalmaktır.
Eczacıların vergilendirilmesindeki temel durum, eczacının yüksek cirolu ticari faaliyet yürüttüğüne ve yüksek hayat standardına sahip olduğuna dair biraz da hasetçe önyargıdır. Oysa hiç kimse vergi sonrası net gelirin ne kadar olduğunu hesaplamaya yanaşmamaktadır.
Ülkemize gitgide sosyalistleşen eczacılık hizmeti, bu yüksek ve mantık dışı vergilendirme süreciyle gitgide yürütülemez hale gelmektedir. Türk Eczacılar Birliği kamu kurum iskontoları, cezalar ve eczacının gider kalemlerinin arttırılması, ayrıca stok afları konusunda ciddi ve kararlı bir tutumu olmadıkça eczacılar kendilerine karşı hissedilen haşin önyargıların ve haksız “vergi kaçakçısı” algısının etkisiyle ticari anlamda eriyecekler ve hatta yok olacaklardır.