- Kategori
- Spor
Efes Pilsen'in önüne geçen Ergin Ataman karizması

Yarı final serisinin bir maç sonunda salon içinde röportaj yaparken Beşiktaş taraftarının kendi aleyhine bağırması karşısında sinirlenmiş, soruyu soranın şaşkın bakışları arasında kendisini soyunma odasının yoluna atmıştı. Oysa aynı Ergin Ataman üç sene öncesinde bu taraftarın önünde Beşiktaş Cola Turka’nın başında maçlara çıkıyordu.
“Peki ne olmuştu da Beşiktaş taraftarı kendisinden bu kadar nefret eder hale gelmişti?”
Aslında bu nefret sözcüğü pozitif bir duygu taşımıyor. Böyle ifade ediyor olmaktan da rahatsızlık duyuyorum ancak spor dünyamızın içinde maalesef böylesi ifadeler var.
Ergin Ataman’ın basketbol ile yatıp, onunla kalktığına hiç şüphe duymuyorum. Sanırım bu sporun içinde aynı görevle yeralıyor olsaydım benzer tutkularla işimi yapardım. Ancak spor ile politikanın çok ince bir çizgi üzerinde hareket etmek olduğunu da biliyoruz.
Ergin Ataman özellikle Efes Pilsen’li iki senesi içinde rakiplerini çok küçük gördüğünü gösteren açıklamalarda bulundu. Fenerbahçe Ülker ile yaptığı ilk final serisinin iki maçını kaybederken de iddialıydı. Bu sezon çok daha açık farklarla maçları kaybederken de.
Aslında mesele Efes Pilsen’in iyi olup olmaması değildir. O takımın başındaki koç bunun farkına varmış olabilir, söylüyordur, peki kendisi o kadar iyi midir ya da kendisi çok iyi olduğu için mi Efes Pilsen daha başarılı olmuştur. Yok Efes Pilsen bu kadar iyiydiyse 17 sayı farkla önde götürdüğü bir karşılaşmayı 6 sayı farkla kaybetmesinin arkasında yatan sebep ne olabilir?
Ergin Ataman bu dengeyi hiçbir zaman kurmayı beceremedi.
Örneğin geçen sene de bu sene de Efes Pilsen’in kadrosu çok iyi olmasına rağmen farklı performans göstermesinin geri planında Ergin Ataman’ın etkisi var mıdır?
Ergin Ataman hep birileriyle kavgalıymış gibi göründü, bütün hakemler Efes Pilsen’e karşıymış ve hatalı kararlar veriyormuş duygusuyla davrandı, oyuncularını da böyle etkiledi. Özellikle bu sezon bazı basketbolcuların agresifliği dikkat çekiciydi.
Ya birinci ya da üçüncü karşılaşmaydı sanırım; Ukiç hücum zamanın dolmasına bir saniye kala turnikeye girdi ve top çembere temas etmesine rağmen sayı olmadı; ancak serinin en etkili oyuncularından biri olan Vidmar ribaundu alarak basketi buldu. Kuşkusuz topun Ukiç tarafından son oynandığı an hücum süresi tamamlanmak üzereydi; ancak oyuncunun elinden çıkıp çembere de dokunmuştu. Ergin Ataman’ın bu baskete çok uzun süre itiraz ettiğini hatırlıyoruz.
Açıkçası basketbolun içinde olan bir kişinin böylesi bir pozisyona yaptığı itirazı sadece maç heyecanı ile açıklayamayız.
Efes Pilsen’in hem Beşiktaş serisinde hem Fenerbahçe serisinde savunmada ve hücumda fazlasıyla kullandığı “screen-perdelemeyi” Kaya’nın, Kasun’un çoğunlukla sadece gövdeleriyle değil ayaklarıyla üstelik de hareketli yaptığını izleme fırsatımız oldu. Hakemlerin bu hareketlerin büyük bölümüne faul çalmamasına rağmen son maçta teknik faul almasına neden olan itiraz da aynen buna benzer bir hareketli “screen” sonucuydu.
Açıkçası final serisini yöneten hakemleri çok başarılı bulduğumuzu söyleyemeyiz; ancak çaldıkları ve çalmadıkları belli bir standart yakalamış olduklarını da itiraf etmeliyiz.
Spor dünyamızın bazı önemli aktörleri yakaladıkları başarılı sonuçların yarattığı büyüklük komplekslerinden bir türlü kurtulmayı beceremiyorlar. Bunun nasıl bir yalan olduğunun farkını bile ayırt edemez hale geliveriyorlar. Böylece kendileri sporun önüne geçmeye başlıyor.
Milli takımımızın önümüzdeki hafta başlayacak olan dünya kupasında yeralmıyor oluşunun nedenini çok iyi biliyoruz. Bu bir şanssızlık değildi. Avrupa üçüncüsü olmuş bir takımın iki sene sonra gruplarda üçüncülükle yetinmesi normal değildir. Doğrusu aynı grupta yeraldığımız Avrupa Şampiyonu İspanya’nın yaptığıdır.
Benzer şeyleri Beşiktaş için söylemek mümkündür. Ancak dün yeterince bu konu üzerine yoğunlaştık sanırım; özelleştirdik.
Ergin Ataman da futbolda benzerlerini gördüğümüz o rolün içine girmiştir.
Yoksa finalin son karşılaşmasında maçın artık elden gidiyor olduğu zaman dilimini hem rakibin hızını kesmek hem de takımında bir soluk aldırmak adına molasız geçmezdi; bize de “Fenerbahçe Ülker daha ilk sayıdan itibaren irakibin iradesini teslim almış gözüküyordu” yorumunu yaptırmazdı.
Buradaki ince detay Ergin Ataman karizmasının Efes Pilsen’in önüne geçmiş olmasıdır.
Bu nedenle adı Ergin değil Gergin olarak anılmaya başlamıştır!
Kuşkusuz kişileri değiştiremeyiz. Onları oldukları gibi kabul etmek zorundayız da. Ancak karizma sahiplerinin de bizlerin kendilerini nasıl takip ediyor olduğumuzun farkına varmaları gerekir. Bu yazı geçen sene yazılmalıydı belki ancak şampiyonluğun sıcaklığında anlam ifade etmeyebilirdi.
Sanırım ne demek istediğimiz anlaşılmıştır.
Uzay Gökerman