​ Ege'de petrol krizi ve şehit canlarımız / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ekim '07

 
Kategori
Güncel
 

Ege'de petrol krizi ve şehit canlarımız

Ege'de petrol krizi ve şehit canlarımız
 

Bu günlerde ülkemiz çok zor günlerden geçmektedir. Bayramın 2. günü yazma fırsatı bulduğum bu yazımda öncelikle son günlerde ŞEHİT OLAN TÜM ASKER, POLİS ve pkk tarafından kurulan kalleşçe pusuya kurban gitmiş Sivil Vatandaşlarımıza ve bu hain pkk terörü sebebiyle 1984 yılından bugüne kadar ölmüş TÜM ŞEHİTLERİMİZE Yüce Rabbimden Rahmet ve geride kalan tüm yakınlarına ve ülkemize baş sağlığı diliyorum.

Sizlerle öncelikle yakın tarihimizle ilgili 20 yıl önceki bir bilinmeyen olayı paylaşmak istiyorum;

1987 yılında Balıkesir 9. Ana Hava Jet Üssü'nde vatani görevimi yaparken Ege Denizi'nde komşumuz Yunanistan'ın sebep olduğu bir Petrol Arama Krizi yaşanmıştı. (Yazımın son bölümünde kısa bir özet olarak, bu krizin basına yansıyan yüzünüde hatırlatma amacıyla bulabilirsiniz.)

Basına yansıyan bu yüzünün dışında bu krizde ne olmuştu da kriz sona ermişti?

Mart 1997 de krizin en sıcak yaşandığı günlerde gece dinlenmek üzere askeri yatakhanede uyumaya hazırlandığım esnada bir telefon geldi ve tüm Savaş Pilot'larını Üsse intikal ettirmek üzere göreve çağrılıyordum. Bu gelen acil emir sonrasında hemen hazırlanarak görev yaptığım Minibüse koştum ve Üssün dışında Lojmanlarda ve Şehirdeki bazı evlerde kalan Savaş Pilotlarını Üsse getirdim. Saat gece yarısını geçmiş ama görev yerimizde olağanüstü bir hareketlilik vardı. Görev yerlerine ulaşan Pilotlar hemen Filo Komutanının emrinde toplantıya girdiler ve toplantı sonunda hepsi çok hızlı bir şekilde hazırlanarak benim aracımın yanına geldiler. Bende onları kullanacakları Savaş Uçaklarının başına götürdüğümde gördüğüm manzara TÜM UÇAKLAR TAM TEÇHİZAT SAVAŞ BOMBA ve FÜZELERİYLE yükleniyorlardı. Uçakların Savaş Mühimatları ve Akaryakıtları yüklendikten sonra yavaş yavaş hareket etmeye başadılar. Bende pistin başında uzaktan kalkışlarını izlemeye başladım. Çünkü bir arıza sebebiyle kalkış yapamayacak olan bir uçak olursa onun Savaş Pilotunu yeniden Savaş Filosu yönetim binasına götürmem gerekiyordu.

Saat sabaha karşı 03:30 civarı ve arka arkaya kalkmaya başladılar gecenin sesizliğini yırtarak. Benim görev yaptığım filo ve diğer filodan olmak üzere toplam 35 Adet Savaş Uçağı kalkışını gerçekleştirdi.

Bu onları seyrederken içimi karmaşık duygular kapladı. Gerekirse Savaşcakları bir göreve gidiyorlardı ve sonuçta tabiki savaş kötü birşeydi. 1974 deki Kıbrıs Barış harekatında ülkemize uygulanan Ambargolar ülkemizi Ekonomik olarak çok zorlamıştı. Ayrıca birçok şehit vermiştik. Ama oradaki yurttaşlarımızın katledilmesine daha fazla seyirci kalamazdık ve diğer taraftan Ülkemizin Milli menfaatleri gereği bu zorlukları göğüslememiz gerekiyordu. Ben bu düşünceler içerisinde Ege'deki bu komşumuzun bize karşı sürdürdüğü bu hasmane tutumdan uzaklaşması için artık ne gerekirse o olsun savaşsa şavaşalım Ülkemizin Onuru ve Menfaatleri için ne yapmamız gerekiyorsa yapmaktan hiçbir zaman geri kalmamamız gerektiğini biliyordum. Savaşa giden tüm Pilotlarımızın sağsağlim görevlerini tamalayarak Üsse geri dönmeleri için dua ettim ve görevini bitiren bütün uçaklarımız geri dönmeye başladı ama 1 uçağımız dönüşte vurulduğu için İzmir'e zorunlu iniş yaptığı ve onun inişine yardımcı olan Kol Uçağı Pilotuyla beraber bu 2 Savaş Pilotumuz Akşam Üzeri Üsse ulaştılar.

Peki Savaş Uçaklarımız bu görevlerinde Yunanistanı bombaladılarmı HAYIR, onlar sadece bize karşı sert açıklamalar yapanlara TÜRK ORDUSUNUN gerçek gücünü gösterdiler, fakat savaşmaları gerekseydi tabiki sonuna kadarda savaşırlardı.

Yunanistana karşı bu harekatın sonucunda ne oldu, hemen ertesi gün Yunanlı Politikacılar Petrol Arama İşinden vazgeçtiklerini açıkladılar. Tabiki bu sanki sadece Türk ve Yunanlı Politikacıların kendi aralarında yapmış oldukları Politik Görüşmeler sonucunda olmuş gibi Dünya Medyasına aksettirildi.

O sabaha karşı sadece bizim Üs'ten kalkan savaş uçağı sayısı 35 tane idi diğer Üslerden kalkan uçaklarında olduğu konusunda fikrim vardı ama şuanda sayıları hakkında bilgi hatırlamıyorum. Sonradan Savaş Pilotlarınla yaptığımız sohbetlerde söylediklerine göre Savaş Uçaklarımız ATİNA üzerine kadar gitmişler ve Yunan Hava Kuvvetleri olayın farkına ancak o zaman varabilmişler diye söylediklerini hatırlıyorum.

Bu görevin yerine getirilip Krizin sona erdirilmesinde tabiki o dönemki Türk Siyasi İktidarınında Onurlu ve Kararlı tutumunu unutmak elde değildir. Çünkü Yüce Türk Ordumuzun böyle bir görevi yerine getirmesi SİYASİ İKTİDAR, TÜRK ORDUMUZ ve Devletin diğer Organlarının birbirleriyle uyum içerisinde bu Ülkenin geleceğine sahip çıkmalarıyla olabilmiştir.

Ancak burada dikkat edilecek en önemli husus bu harekat o dönemde hiçbir şekilde Medya da yer almamıştır.

Günümüze baktığımızda ise;

Medyada sürekli bir tartışam biz ne zaman Kuzey Irak'a gireceğiz ne gün hangi saatte olacak gibi tartışmalar var, ben bunu anlamıyorum. Eğer Medyamız istiyorsa Ne zaman ve Hangi Saatte gireceğimizi önceden onlara sorup izin alalım arkasından da kocaman bir davetiye bastırıp teröristlere gönderip EVDEYSENİZ SİZE GELECEĞİZ diye bildirip haber verip izin isteyelim!!!!

Bu AKP İktidarının sürekli Yüce Ordumuzun Yönetim kademeleriyle ve Devletin birçok kurmu ile girdiği kendi çıkarları için sürtüşme sonucunda Ülkemiz DIŞ GÜÇLER karşısında zayıf bir hale düşürülmüştür.

Önceki gece televizyonda Amerikan CNN Kanalının canlı yayınında Kuzey Irak'tan bahsederlerken ekrana getirdikleri bir haritada SÖZDE kürdistan devletinin sınırlarını gösterilerken Ülkemizin tüm Doğu ve Güneydoğu Vilayetleri bu SÖZDE kürdistan devletinin sınırları içerisinde gösterilmiştir. Böyle bir gerçek dışı harita Uluslararası bir televizyon kanalında bu şekilde gösterilebiliyorsa bu Sn. Tayyip ERDOĞAN'ın iktirdara geldiğinden itibaren daha düne kadar savunduğu ve Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanı olarak desteklediği düşüncelerin sonucudur.

2 gün önce herkesin bildiği üzere Amerikan Temsilciler Meclisinin alt komisyonlarından biri olan Dış İlişkiler Komisyonunda ülkemize karşı YÜCE TÜRK ULUSUNUN Ermenilere Soykırım yaptığı yönündeki SÖZDE teklif kabul edilmiştir. Dost ve müttefik dediğimiz bir ülkenin meclisi bizimle ilgili böyle bir karar almaktadır. Eğer bir ülkenin iktidarındaki yöneticileri o ülkeye gidip seçimlerden önce Bugünkü İktidarı Delikten Aşağı Süpürmeyin BİZİ DİLEDİĞİNİZ GİBİ KULLANIN diyebiliyorsa, o güçlü ülkenin yöneticileride bize karşı her türlü aşağılayıcı tutum ve davranışı gösterebilirler. Yani AMERİKA ile bugün gelinen bu süreç, Sn. Tayyip ERDOĞAN'ın kendi çıkar ve genel Siyasi Amaçlarının sonucunda oluşmuştur.

İktidara geldiği günden beri yaptıkları uygulamalar ve verdikleri demeçlerle pkk Terörüne cesaret vererek yeniden hızlanmasına neden olan bu iktidar, Kuzey IRAK'ın ve SÖZDE kürdistanın tek sahibiyiz diyebilecek kadar ileri giden 2 - 3 tane çapulcu kürt lidere boyun eymektedirler. Neden;

Amerikaya karşı kendi iktidarlarını sürdürebilmek için verdikleri sözlerden dolayı ve kendi ülkelerinde ki vatandaşlarından daha çok Amerikanın isteğiyle iktidarda kalabileceklerine inandıkları için,

Ülkeyi ekonomik olarak iyi yönetemeyerek ülkedeki ekonomiyi sedece sıcak para batağına dayandıran ve sıcak para gelsin diye (ülkemizdeki sıcak para 103 Milyar Dolar civarına ulaşmış durumda) her türlü yüksek faizi ödeyerek doğmamış çocuğun bile rızkını ipotek altın aldıklarını bildikleri ve bu sıcak para korkup giderse yada Amerika geri çağırırsa kendi ekonomik başarısızlıkları daha kısa sürede tescilleneceğinden korktukları için,

Dün akşam kanallardan birindeki bir haberde Amerika'da yapılan uluslararası bir şenlikte Türkiye'yi temsil etmek üzere gönderilen Diyarbakır Belediyesi Çocuk Korosunun oradaki Amerikalı sunucu tarafından Diyarbakır yerine amedden gelen SÖZDE kürdistanın başşehrinden gelen çocuk korosu diye tanıtılması ve bu küçük çocuklara pkk marşının söyletilmesine tanık oldum. Ülkemizi temsil için gönderilen bir çocuk korosunun böyle bir şey için kullanılmasına TÜRK BAYRAĞI yerine pkk bayrağı arkasında şarkı söyletilmesine engel olamayacak kadar güçsüz bir iktidar olduğu için,

Avrupa Birliği'nin son dönemde İspanya'da ayrılıkçı gruplara karşı yürüttüğü sert politiklara destek verirken, Ülkemizde binlerce ŞEHİDE neden olan pkk yı desteklemesine ve bize dur demesine TÜRK DEVLETİNİN gerçek sesini ve gücünü orataya koyarak ses çıkaramadığı için,

Boyun eymektedir.

1974 DE KIBRIS'A ÇIKARMA YAPAN İKTİDAR YADA 1987 DE YUNANİSTAN'LA GEREKİRSE SAVAŞA GİREBİLECEK KADAR CESARETLİ VE ONURLU OLAN İKTİDAR KADAR BİLE ONURLU VE CESARETLİ OLAMAYAN BU İKTİDAR son dönemde şunları söylemektedir;

İncirlik Üssünü kapatacaklarmış (1987 Yunanistan Amerikan Üssü'nü kapatmıştı),

Terörü bitireceklermiş,

Sözde Ermeni İddalarına karşı uygulamalar yapacaklarmış,

Avrupa Birliğine üye olacaklarmış,

Ekonomik olarak ülkemizi refaha çıkaracaklarmış,

Bunlar sadece bizleri oyalamak için yapılan taktiklerden başka şeyler değildir. Çünkü onların aslında tek hedefleri ve yapmak istedikleri LAİKLİK İLKESİNİ yıkarak kendi İSLAMİ DÜŞÜNCE SİSTEMATİKLERİNİ HAYATA GEÇİRMEKTİR.

ŞEHİT KANLARINDAN, BU ÜLKENİN ONURU VE GELECEĞİNDEN daha çok bu yüzden öncelikle;

Anayasayı değiştirmeye uğraştılar ve geri çekilmiş gibi görünselerde uğraşmaya devam ediyorlar,

Türbanı gündeme getirdiler ve getirmeye devam edecekler,

Sürekli kendi yandaşlarına Devlet Kadrolarında iş yaratmaya yada onları mevcut kadrolara atamaya devam edecekler,

DİLERİM; KENDİ SİYASİ İDAELLERİNDEN DAHA ÇOK BU ÜLKENİN ONURU VE GELECEĞİ İÇİN ÇALIŞACAK GEREKTİĞİNDE MASAYA YUMRUĞUNU VURACAK, ÖNCE İNSAN OLARAK KENDİ ONURLU OLACAK Kİ BİR LİDER (AMERİKA'YA DANIŞMANINI GÖNDERİP BENİ SÜPÜRMEYİN DİYE YALVARMAYACAK), ÜLKESİNİ ÇAĞDAŞ MEDENİYETLER SEVİYESİNE ÇIKARABİLSİN.

Hatırlatma Bölümü: 1987 EGE KITA SAHANLIĞI ve PETROL ARAMA KRİZİ

Yunanistan’da, bu ülkenin de ortağı bulunduğu Kuzey Ege Petrol Şirketi’nin Taşoz Adası’nın 10 mil doğusundaki bir bölgede petrol arama ve sondaj yapmayı planlamasının ardından, Yunanistan’ın bu şirketi ulusallaştırmak istemesi, ulusal karasuları sınırları dışında petrol arama ve sondaj çalışmalarına gidilmesini yasaklayan 1976 Bern Anlaşması’na aykırı bir davranış oluşturmuştur. Türkiye, bu duruma karşı çıkmış ve Bern Anlaşması’na aykırı düşen bu gibi davranışlara izin vermeyeceğini açıklamıştır. Türkiye’nin bu konudaki yaklaşımını açıklayan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Eralp’e göre; “Yunanistan’ın karasularının ötesinde petrol arama faaliyetlerinde bulunacak olması, iki ülke arasında kıta sahanlığı konusunda anlaşma yapılana kadar, bu tip davranışlardan kaçınmalarını öngören 1976 Bern Anlaşması’nın ihlali niteliğindedir. Türkiye, şimdiye kadar azami hassasiyetle Bern Anlaşması’na uydu, kıta sahanlığı ile ilgili faaliyetlerden kaçındı. Yunanistan da bu çerçevede hemen ihlalleri durdurmalıdır. Aksi takdirde Türkiye, Ege’deki haklarını ve çıkarlarını korumak için gerekli olan her şeyi yapacaktır.” [xxiv]

Türkiye ve Yunanistan arasında çıkan gerginlik, karşılıklı suçlamalarla tırmanma gösterirken, Türkiye, Yunanistan’ın tartışmalı bölgelerde petrol aramasını önlemek için harekete geçeceğini açıklamış ve Piri Reis araştırma gemisini Ege Denizi’ne göndermiştir. Gerginliğin artmasına koşut olarak, her iki ülkede de silahlı kuvvetler alarma geçirilmiş ve sonunda bunalımın giderilebilmesi için NATO, AET ülkeleri ve ABD’nin yoğun çabası gerekmiştir. Yunan savaş uçaklarının Ege Denizi’nde araştırma faaliyetlerini yürüten Piri Reis araştırma gemisini taciz etmesi, iki ülke arasında sert protesto notalarına konu edilmiştir.

26 Mart 1987 tarihinde Türkiye’nin Ege’deki tartışmalı bölgede TPAO’ya petrol arama ruhsatı vermesi, iki ülke arasında bunalımın artmasına yol açmış, Yunanistan Başbakanı Papandreou, Yunanistan’a ait olduğunu iddia ettiği kıta sahanlığı içerisinde Türk petrol arama gemisinin araştırma yapmasının engelleneceği ve “söz değil, fiille” karşılık verileceği uyarısında bulunmuştur.[xxvii]

Bakanlar Kurulu toplantısından sonra bir açıklama yapan Yunan Başbakanı Papandreou, Türk gemisi SİSMİK I’in (Piri Reis) araştırma yapmasına izin vermeyeceklerini söylemiş; “Yunan Ordusu, eğer komşularımız bu saldırgan hareketleri uygulamaya geçerlerse, Türklere iyi bir ders verecektir, ” demiştir. Ayrıca, Papandreou, mevcut krizin savaşa dönüşmesi halinde ülkesinde bulunan Amerikan üslerini, “Washington’un Türklere eğilim göstermesinden dolayı“ kapatacaklarını açıklamıştır.[xxviii]

Yunanistan’ın açıklamaları karşısında Londra’da bulunan Başbakan Özal, BBC2’ye vermiş olduğu 27 Mart tarihli açıklamayla, “(Yunanlılar) uluslararası sularda petrol aramak için harekete geçerlerse, bizim de aynı yerde olmasa da, uluslararası sulara açılıp petrol aramak son derece tabii hakkımız olacaktır. Fakat onlar, uluslararası sular bizim diyerek gelir ve gemimize dokunurlarsa, bu bir savaş nedeni olur” demiştir.

Karşılıklı olarak yapılan bu açıklamalardan sonra, iki ülke arasında diplomatik girişimler hızlanmış ve NATO Genel Sekreteri Carrigton ve ABD diplomatik çevrelerinin çabalarıyla bunalım hafifletilmiştir. Bunalımın azaltılmasında Yunanistan’ın tartışmalı sularda petrol aramaktan vazgeçtiğini diplomatik yollardan Türkiye’ye bildirmesi ve Kuzey Ege Petrol Şirketi’nin “28 Mart tarihine kadar Taşoz Adası Doğusunda petrol çıkarmaya başlayacağına ilişkin planlarını askıya aldığını” açıklaması etkili olmuştur.[xxx]

Bunun yanı sıra, Yunan Hükümet sözcüsü Rumbatis Atina Radyosundan da yayınlanan basın açıklamasında “Taşoz Adası’nın Prinos bölgesinde petrol araştırmaları yapacak konsorsiyumunun aramaları ertelediğini, Devlet Petrol İşletmeleri’nin de bu konuda hiç bir plan yapmadığını” açıklamıştır.[xxxi]

Bunalımın ortaya çıkarmış olduğu bir diğer sonuç ise; Yunanistan, bu bunalım sırasında AET ve NATO üyesi ülkeler ve ABD’ye karşı suçlayıcı bir yaklaşım sergilemiş ve özellikle, Türkiye’nin ilişkilerinin soğuk olduğu Bulgaristan ile yoğun diplomatik iletişim sergilemiş, Varşova Paktı’nı gelişmelerden haberdar etmiştir. Ayrıca, gerginliğin artmasıyla birlikte Yunanistan, ülkesinde bulunan Nea Makri Amerikan üssünü geçici olarak kapatma kararı alarak, ABD’nin iki ülke arasındaki bunalım sırasındaki tutumuna sert tepki göstermiştir.

Yunanistan, sorunun Uluslararası Adalet Divanı’na götürülerek çözümlenmesi önerisinde ısrar ederken, Türkiye, ilke olarak bu fikre ılımlı yaklaşmakla birlikte, iki ülke arasında doğrudan görüşmeler yapılarak bir çözüme ulaşılmadan Divan’a gidilmesine karşı çıkmaktadır. Bu gelişmeler çerçevesinde, Yunanistan kıta sahanlığına ilişkin beklentilerini, özellikle, ulusal karasuları sınırını 6 milden 12 mile çıkarma hakkını kullanabileceği bir ulusal/uluslararası ortam beklentisi içerisine girmiş bulunmaktadır. Türkiye’nin böylesi bir kararı savaş nedeni olarak değerlendirmesi, Yunanistan’ın bu yöndeki çabalarını şu an için engellemektedir.

 
Toplam blog
: 10
: 913
Kayıt tarihi
: 28.08.07
 
 

İstanbul Ünv. İktisat Fak. Çalışma Ekonomisi ve End. İliş. Böl. mezunuyum. Ayrıca Yeditepe Ünv. Sosy..