- Kategori
- Eğitim
Eğitim Sistemi nereye gidiyor?
Bir eğitim çalışanı değilim ama okulları ve eğitim sistemini yakından takip etmeye çalışırım. Halkların uygarlaşmasının ve ülkenin kalkınmasının ancak eğitim yolu ile gerçekleşeceğine gönülden inanırım. Eğitimin ne kadar önemli olduğuna dair her vesile ile söylenen sözlerden burada da ayrıca zikretmeye gerek yok. Fakat değişen ve dönüşen dünyada eğitim süreçlerinin sağlıklı işleyip işlemediğini sürekli olarak sorgulamak ve konu hakkında kafa yormak her zaman gerekli.
Türk eğitim sistemi bu bağlamda incelendiğinde, değişen her eğitim bakanı ile yeni bir reform denemesi yapıldığı ve eğitim sisteminin yazboz tahtasına döndüğü aşikâr. Fakat bunun da ötesinde doğru sistem uygulansa dahi çözülemeyecek bir sorunumuz var. Anne-babalarda ve çocuklarda giderek yükselen egolar ve bu ego karşısında toptan sindirilen eğitim sistemi. Belki doğru bir sistemin bulunması ve kararlı bir şekilde uygulanması ile eğitimdeki sistem sorunu çözülebilir fakat öğrenci ve velilerin şişen egolarının eğitim süreçlerinde bıraktığı tahribat kalıcı olacak görünüyor.
Eğitim sistemimiz dönüşen şartların da zorlaması ile daha öğrenci merkezli hale gelmeye başlamış. Öğretmenin elinde öğrencinin derse katılımını sağlayacak ve öğrencinin okul kurallarına uymasını sağlayacak hiçbir araç bulunmuyor. Öğretmenler kendilerini bir eğitici-öğreticiden öte, öğrencinin okul saatleri boyunca bekçiliğini yapan memurlar olarak tanımlıyorlar. Zaten kendilerinden beklenen de, eğitim müfredatını öğrenciye kullanışlı bir şekilde kavratmak ve topluma uyum sağlamış iyi vatandaşlar yetiştirmekten öte, öğrenci ve veli üzerinden üst makamlara kendileri ve diğer öğrenciler hakkında hiçbir şikâyetin gitmemesi. En iyi okul en az şikâyetin oluştuğu okul olarak kabul ediliyor.
Her güzel ve kaliteli şey veya farklı bir ifade ile muhkem neticeler ancak yorucu ve uzun çalışmaların ürünü olarak ortaya çıkar. Bu açıdan baktığımızda öğrencinin yorulmadığı, uğraş vermediği bir eğitimden topluma ve insanlığa faydalı olacak bireylerin yetişmesini beklemek fazla iyimser olacaktır. Fazla ezberci ve ödevci olarak hor görülen eski eğitim sisteminin yerine, geç de olsa araştırmacı öğrenci merkezli sistem yerleştirildi fakat ortaya, kopyala-yapıştır merkezli öğrenciler çıktı. Öğrenci bir konu hakkında ödev hazırlaması gerektiğinde bazen kendisi bile internetten araştırma yapmadan mahallesindeki kırtasiye ve internet kafeden ödevini sipariş edebiliyor. Anne babalar da bu durumdan hiç şikâyetçi değiller. Öğrencinin gerçekten bir şeyler öğrenip öğrenmediğini sorgulayabilecek donanımdan yoksun olmanın neticesi olarak çocuklarının durumunu karneleri üzerinden inceleyebiliyorlar. Karneler ise öğrencinin başarısını göstermenin çok ötesinde bol notlarla doldurulmuş oluyor.
Neticede 11 yıl boyunca okulunda matematik eğitimi almış ama dört işlemi yapmaktan aciz, Türkçe ve edebiyat eğitimi almış olmasına rağmen iki satır dilekçe yazamayan iletişim özürlü gençlerimiz ve yıllarca İngilizce eğitimi verilmiş olmasına rağmen İngilizceyi bir dil olmaktan öte bir ders olarak görüp hakkında hiç bir şey bilemeyen insanlar yetiştiriyoruz. Ahlaki eğitimden yoksun olarak yetiştiği için toplum ve ailesi için sorundan başka bir şey üretemeyen gençler çıkıyor ortaya. Eğitim bir sevgi ve anlayış işi olduğu kadar özveri ve disiplin işidir. Bu tatbiki eli sopalı hocalar ve falaka – dayak ekseninde bir korku ortamı oluşturmasını gerektirmez ama, ilk yaka düğmesi çözüldüğünde ve ilk kravat gevşetildiğinde bence eğitim yara almaya başlamıştır.