- Kategori
- Eğitim
Eğitimin Sistemsizliği biter mi ?

Değişiklikleri Seven Bakan
Yeni Milli Eğitim Bakanımız geçmişte Hükümetin yaptığı birçok radikal değişikliğe imza atmış bir isim. En sonunda rahatlıkla değişiklik yapabileceği bakanlığı da buldu. Aslında değişikliğin en az olması gereken alan olan milli eğitim sistemi, maalesef ülkemizde üzerinde en fazla oynanan kurum haline getirildi.
Deneme yanılma sisteminin uygulanamayacağı belki de tek yer olan eğitim, ülkemizde malesef tam tersi bir uygulamaya maruz bırakıldı. Avrupa sistemi daha iyi, bu sistem Japonya'dan, en iyisi Amerikan eğitim sistemi, tümevarımı uygulayalım, koşarken daha iyi eğitim yapılır, olmadı amuda kalkalım derken fantazisi gelen milli eğitim sistemine bulaştı.
Öyle ki okula başlarken bir sistemle başlayan öğrenci, okulun ortasında farklı bir sistem ve sonunda da daha başka bir sistemle mezun oldu. Son 5-6 yıl içerinde LYS-LGS-ÖSS benzeri sınavlardaki değişiklikleri bir hatırlayabilirsek zaten olayın vehameti de anlaşılacaktır. Bu durum öğrenciler kadar haliyle velileri de ne yapacağını bilemez bir duruma sevketti.
Eğitimci bir aileye mensup oluşum aslında çok da detaylı bilmediğim milli eğitim sistemi hakkında fikir yürütmeme sebep oldu. Babamın " sistemle de bu kadar uğraşılmaz ki kardeşim " diye sürekli anlatmaya çalıştığı mevzular, eşimin her eğitim yılı başında "müfredat gene değişmiş " gibi serzenişleri ( hep bu müfredat denen şeyi merak etmişimdir, niye değişip durur diye) eğitimle ilgili zihnimde "değişkenlik" le eşdeğer bir durum oluşturmuştur.
Esas mesele bu değişimin yenileşme ve çağı yakalama adına yapılan hamleler mi, yoksa "bu da olmadı yenisini deneyelim" mantığı mı olduğudur. Eminim ki Sayın Bakanın düsturu da bana göre, yenileşme mi, laf olsun değişme mi arasındaki bu çizgiyi oluşturmasıdır.
Zaten neredeyse olabilecek bütün sistemler denendi memleketimde. Milli Eğitimdeki Akil Kişiler ( bu ara bu laf çok moda ) artık hangi sistemin daha verimli olduğuna kanaat getirmiştir mutlaka (babam buna pek ihtimal vermiyor ama benim ümidim var genede! ).
Sistem nasıl olsa yerine oturacak sonunda ama yazmışken mantığıma uymayan bir kaç hususu da anlatmadan geçemeyeceğim.
Öğretmenlerin tayin zamanının yılda bir kez olacağı konuşuluyor. İşin bir tarafıyla öğretmenlerin öğretim yılı ortasında kendisine alışan çocukları bırakmaması gayet olumlu bir husus. Benim çocuğum için de aynı şeyi isterim . Ama ya öğretmenin ailesi? Öğretmen açığı; depo, vekil ya da başka bir şekilde karşılanacaktır, ancak öğrencileri düşünürken öğretmenlerin de bir hayatı olduğunu unutmamamız lazım.
Devletimin bir güzel uygulaması da internet üzerinden kayıt oldu. Okul çağına gelen her çocuğu sosyal bir devlet anlayışıyla takip edip okullu hale getirmek çok güzel. Ancak çocuğun okuyacağı okulun ve hatta öğretmenlerin de adeta bir dayatmayla adrese dayalı bir halde tesbit edilmesi sosyal devletin değil biraz sosyalist devletlerin uygulamasına benzemiş. Devlet okul çağına gelen her çocuğunu takip etsin güzel ama bırakın herkes istediği okulu, öğretmeni seçsin herkes komşunu çocuğuyla okumak zorunda bırakılmasın. En azından bana ters geldi....
Bir de Sayın Bakanımız bir demecinde "Çocuklara teşekkür etmeyi, özür dilemeyi, haklısınız demeyi öğretin" demiş. Çok güzel ama acizane bana göre eksik. Arada bir de olsa " sizinle aynı fikirde değilim, size katılmıyorum" gibi huysuzlukları da bilmeleri lazım. Yoksa zorla düzeltmeye çalıştığımız demokrasimizi her hususu kabul eden kuzuların sessizliğine büründürürüz.
Çok iç yüzünü bilmeden yazdığım eğitim sistemindeki, Bakandan öğretmene herkesin işi zor. Ama yorucu da olsa dünyanın en güzel varlıkları, çocuklarla uğraşıyorlar. Hepsine Allah Kolaylık versin.