​ Ego ya da hakiki benlik: neyi seçiyorsan o'sun / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Aralık '10

 
Kategori
Felsefe
 

Ego ya da hakiki benlik: neyi seçiyorsan o'sun

Ego ya da hakiki benlik: neyi seçiyorsan o'sun
 

Ego, toplumun yaratıp beslediği bir benliktir. İnsanın oyuna devam etmesi ama asla gerçeği öğrenmemesi için sunulan bir oyuncaktır. Ego bir görünüp bir kaybolduğu için, insan bunu devamlı fark edemeyebilir ve aslında egonun ortaya çıktığı anlarda gerçek özünün tam tersi olduğunu göremeyebilir.

Egoyu bırkamadığı sürece insanın tam bir farkındakla kendini tanıması, keşfetmesi, sevmesi mümkün değildir. İnsanın doğduğu zamanki hakiki benliği unutturularak ona sahte bir benlik yaratılmaya çalışması… Ona bir milliyet, bir inanç, bir gelenek verilmesi. Cinsiyetine, milliyetine, inancına göre ayrılarak değerlendirilmesi ve değerler üretilmesi, insanın kendi hakkında bir fikre sahip olmasını sağlar ancak bu benlik hakikatini yansıtmaz.

İnsan, kim olduğuna dair bu dışardan gelen referanslar, fikirler ve dogmalarla bir kişilik yaratır. Yavaş yavaş da bu hakiki benlik, birey hiç fark etmeden, sahte olanla yer değiştirmeye başlar. Böylece koşullanmışlıklar, tepkili olmak, kıyaslamak ve rekabet ortaya çıkar. Dolayısıyla mutsuzluk da.

Sana verilen isim gibi, ego da içindeki hırsları, şartlandırmaları ayağa kaldırmak içindir. Masum varlığını okulda, gruplarda, ailede, iş yerinde yavaş yavaş kirleterek, nasıl düşünmen gerektiği, nasıl tepkiler vereceğin sana kodlanır. Sahte benlik de budur, insan dışarıda kabul edilmek, güven içinde yaşamak, tehdit almamak, korkmamak, saygınlık için özüne bakmaktan korkmaya başlar.

Dinlere, milliyetlere, ırklara ayrılırsın ve kendini diğerleriyle kıyaslayarak, diğerlerinden daha şanslı, daha üstün görmen için zemin yaratılır. Artık “dğerleri” yaratılmıştır, böylece kendini insanlardan ayırırsın ve kendini özel, küçük ya da büyük gruplara ait hissedersin, bunlar üstünden bir kimlik oluşturmaya başlarsın.

Sahte benliğin, egon üstünde çalışan toplum, senin masum varlığınla ilgilenmez. Toplum her zaman kendi yapısı için bireyleri harcanabilir bulur. Okullar, aileler, hükümetler insanı olduğu gibi değil, kendi istedikleri gibi olman koşuluyla seni kabul edebilirler.

Bir süre sonra kendini en yakın arkadaşınla yarışıp onu kıskanırken, kendini onunla kıyaslarken, öfke ya da sahte bir sevinç içinde bulursun. Öndeysen sevinirsin, arkadaysan mutsuzluk ve kıskançlık belirir. Ya da bu koşullanmaları aşmak için tüm bunların umurunda olmadığı numarasını yapmaya başlarsın.

Kıyaslamalar sayesinde artık büyük bir egon vardır. Sen haklısındır, diğerleri işe yaramaz... Artık dünya senindir, her türlü arzu, hırs ve dolayısıyla çatışma seninledir. Bu yüzden egoyu daima çatışma, mutsuzluk, hayal kırıklığı, delilik, intihar, öfke ve şiddet, kavga, cinayet izler.

Ego sen farkında bile olmadan şiddet ve suçlar üretir.

Hakikati arıyorsan, işe kendinden başlamalısın. Her şeyin, her zaman birincisi, en iyisi, mükemmeli, ideali olmak isteyen, zirveye gözünü dikmiş ego sen değilsin. Ve ego asla hakiki değil, o senin –mış gibi yapan yanındır. Ters bir anında, savunmasız bir zamanında yanıt vermek yerine öfkeye, küfüre, şiddete, küçümsemeye ya da kıskançlığa sürüklenen yanındır.

Ego seni kullanır, çünkü ancak bu şekilde varolabilir, sana sahte hediyeler sunar. Saygınlık, kabul görme, iktidar, takdir edilme, sevilme arzusu, egonun oyunlarıdır. Bunlar sana doğuştan sahip olduğun hakiki benliğin hakkında bir ipucu veremezler, kendini tanıman için yardımcı olmazlar.

Ne zaman egonla hareket etsen, dışarı bakarsın, içine değil.

Bunu fark etmek için mutsuzluğunun kökenlerine git. Sana emirlerine uyarsan kabul edeceğini söyleyen grubun, otoritenin işleyişine, rüşvetine ve kendinin korktuğun için, bunu nasıl kabul edip tepki verdiğine bak.

Sen farkında bile olmadan koşullandırıldın, kirletildin, zehirlendin. Sana hep mutluluk vaat edildi ama içinde mutsuzluktan başka bir şey yok. Bir an için mutlusun ve bu saman alevi gibi hemen sönüp gidiyor.

Ne öğretmenler, ne ailen, ne din adamları, ne ideolojiler sana kim olduğunu söyleyebilir. Ne zaman toplum, bir grup, ideoloji, dogma, otorite sana ne yapman gerektiğini, kabul görmek için nasıl düşünmen gerektiğini söylerse tetikte ol. Çünkü farkında olursan, oyunu anlayabilirsin.

Senin dışındaki hiç kimse gerçek benliğini keşfedemez, bilemez. Senin dışında hiç kimse mahremiyetin içine giremez, herkes seni tanıdığını söylese de onlar sadece senin belirli düşüncelerine, davranışlarına göre hakkında ürettikleri etiketleri, fikirleri bilirler.

Egoda ölürsen, bilinçte doğabilirsin. Kurmacadan gerçeğe büyük adımı atabilirsin.

Egoya karşı savaşmana gerek yok, ego böyle daha güçlenir. Önce egonun yarattığı sefaleti, mutsuzluğu, fakirliği, çatışmayı fark etmen gerekir.

Egoyu bırakıp kendi özünle, masumiyetinle baş başa kaldığında sonsuz mutluluk, sonsuz hayat seni kucaklar.

En çok yaşayanlar, senelerce yaşayanlar değil, hayatın, varoluşun mânâlarını en fazla anlamış olanlardır.

Güzel bir Kızılderili hikâyesi vardır:

Yaşlı bir Kızılderili Reisi, kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, önlerinde birbiriyle oynaşıp boğuşmakta olan iki köpeği izliyorlarmış.

Köpeklerden biri beyaz, diğeri ise siyah renkliymiş.

On iki yaşlarındaki, “Beyaz Tüy” adlı torunu, kendini bildi bileli köpekleri hep boğuşurken görürmüş.

Bu iki iri köpeği dedesi, hiç yanından ayırmaz, sürekli gözünün önünde tutarmış.

Beyaz Tüy, kulübeyi korumak için bir köpek yeterken dedesinin neden iki köpek beslediğini ve niçin bu renklerde köpekleri tercih ettiğini merak etmiş.

Yaşlı reis, bilgece gülümseyerek torununun sırtını sıvazlamış:

-Onlar benim için iki simgedir evlat.

-Neyin simgesi?

-İyilik ile kötülüğün simgesi.

-Nasıl?

-Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe bunu düşünürüm, bu yüzden yanımda tutarım ikisini de...

-Mücadele varsa bir kazananı da olmalı. Peki sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?

Reisin yüzündeki çizgiler, sanki biraz daha derinleşmiş, gülümsemesi daha başka bir anlama bürünmüş. Derinden gelen bir sesle mırıldanmış…

-Hangisi mi evlat? Ben hangisini beslersem, o…

Sorun, egonu mu yoksa hakiki benliğini mi beslediğindir.

Egonu beslersen, kendini sahte olanla baş başa bulursun. Ama eğer egoyu fark edersen, onunla çatışmaya girmeden onu bırakırsan, doğduğun andaki kadar masum olursun.

İnsan bilincinin en muhteşem keşfi, “kendini bil”mesine dair olandır.

Ya hayal kırıklığını, çatışmayı, kavgayı, mutsuzluğu, acıyı seçeceksin ya da ruhsal tatmini, derin mutluluğu, sonsuz hayatı keşfetmeyi.

Kendi hakikatini keşfetmeyi, hakiki benliğini anlamayı ve kendini solumayı seçersen, huzur, sükûnet, anlayış da seninle gelecek. Tatminin içten ve derin olacak.

O zaman bir çiçek gibi açmak ve kokunu paylaşmak için bir neden aramana gerek kalmayacak, bunun varlığının varoluşla olan dansı olduğunu kavrayacaksın.

Masumiyetini şimdi kazanabilirsin. Şimdi karar senin, hangisini seçeceksin?

 
Toplam blog
: 48
: 2763
Kayıt tarihi
: 15.09.10
 
 

Sanskritçe: Kendini bilen ve kendinin ustası olan. Doğdu, büyüdü, ölecek. Sonsuza kalmak için değ..