​ Eleştirmen ve kriz / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mart '09

 
Kategori
Deneme
 

Eleştirmen ve kriz

Umberto Eco şöyle demiş:

‘Eleştirmen, kriz çözmez, kriz çıkarır ama gerekli kriz çıkarır.’

Gereksiz kriz çıkarmakla da, felaket tellallığını kastetmiş.

Tam Eco’vari, yarısı dolu yarısı boş bardak hesabı, yarım doğru yarım yanlış bir sav olmuş.

1914’ten beridir krizler çağındayız. Bu, İngiltere-Fransa arasındaki 100 yıl savaşlarından sonra, belki de en uzun ve en büyük kriz. Dünya tarihinin insan eliyle yaratılmış şimdilik en büyük faciası Cengiz Han krizi bile, temelde yalnızca 50 yıl sürmüştü.

Önümüzdeki 1.000 yıl için de bir kez daha, gçen yüzyıl içinde olduğu gibi, bir yüzyıl içinde 2 dünya savaşı ve 2 dünya devrimi olmayacak.

1929 ve 2009 makro-makro (veya her biri kendi içinde göreli olarak neo-global ve neo-liberal) ekonomik krizleri yanında olagelen onlarca ekonomik krizler toplamı olmayacak, daha küçükleri olabilir.

Sanatta, 2 yeni dal sanat olup, 3-4 sanat dalında onlarca ekol peşpeşe de gelmeyecek. Ondan önce, 5 sanat dalı 2.200 sene aynen korunmuştu.

Sanat ekollerinin krizlerini eleştirmenler gönüllüce üstlenir, zaten bu akımları çoğunluk onlar yarattı ve körükledi. Ancak, diğerlerini yaratanlar eleştirmenler değil ki onlar düzeltsin. Entellektüel, ‘hıyarım var’ diyene, tuzlukla koşan biri değildir.

Eleştirmenin yarattığı kriz, filozofla aynıdır: O sorulmadık sorular sorar, verilmedik yanıtlar arar, sabit bakış açılarını değiştirir.

İnsanlar ideolojik açıdan agorafobiktir. Öyle gepgeniş ufuksuz paradigmaları sevmezler. Onun yerine, at gözlüğü paradigmaları severler. Birkaç basit formül, tamam.

21. Yüzyıl’ın bilim, düşün ve sanat eleştirmeni bambaşka br konumda. Olanakların çok hızlı büyümesi sayesinde, eski kuşakların birkaç kuşakta edindiği birikim o daha ergenlik çağında tamamlayabilir.

İşte eleştirmenlik, o 18 yaş sonrasında, en az 36 yıl, en çok ölene kadar olmak üzere, başlar.

Yani, artık bir eleştirmen, bir biyografik dilimde onlarca kritik paradigma eşiği atlamak zorudadır. İsterse atlamaz, kendisini geçenleri seyreder, onları kıskandığı için de, onlara çelme atmaya çabalar.

Birincide değil ama üçüncüden sonra eleştirmen artık insan olmaktan çıkar, trans-, post-, meta-hümanizme geçer. Yani, klonlamaya, ölümsüzlüğe, siberuzaya, uzaycılığa, yapay zekaya başkalaşır. Yani, Kafka’nın korktuğu transformasyon gerekli olandır. Kafka, korkup saldırmadı, kaçamadı da, kendisi veremden gitti, ailesi toplama kampında gitti.

Yani, Çinliler’in deyimiyle ‘heyecanlı zamanlarda yaşamak’ öldürücüdür, eleştirmen için de. Bir engelli koşucusu gibi eleştirmen, bilgisel ölümün ona koyduğu engelleri istediği üslupla, teknikle ve tarzla geçer. Geçemezse de, tarihin hafriyatı olur.

Yani, eleştirmen kendini de, eleştiriyi de, çağını da eleştirir.

Bu gerek koşuldur ama yeter değil. Henüz yeter koşulun ne / kaç olabileceğin bilmiyoruz. O nedenle eleştiri, ölene dek maraton, yani ‘bıçak sırtında amok koşmak’tır.

 
Toplam blog
: 2216
: 514
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..