​ Eli Acıman, Manajans ve benim reklam yazarlığı girişimim.. / Haber / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ocak '11

 
Kategori
Haber
 

Eli Acıman, Manajans ve benim reklam yazarlığı girişimim..

Kars'ta öğretmendim. Tuzluca'nın Güzeldere Köyü'nde... O zaman Kars kocamandı, tek başına bir şehirdi. Şimdi üç şehir:Kars,Ardahan ve Iğdır. Tuzluca İlçesi, Iğdır İli'ne bağlandı. Kars'ın bir ucu diğer ucuna, bir köşesi diğer köşesine benzemez; şirindir, gizemlidir, aynı özü gibidir insanın...

Asıl isteğim asker, komutan olmaktı. Olmadı. Ankara'daki Yönetim Bilimleri Fakültesi'ni de bırakmış; iki yıllık Kastamonu Eğitim Enstitüsü'nü bitirip, kısa yoldan okuyup köy öğretmeni olmuştum. Gene bir umudum vardı; asker olacaktım, bu kez de Yedeksubay olursam tezkere bırakır, orduda kalırım diye karar vermiştim. Öyle vazgeçilmez bir arzuydu, bende askerlik... Şimdi öğretmenim ama bir asker gibi yaşıyorum; öyle disiplinli, öyle çalışkan, öyle ilkeli, öyle okuyan ve sürekli hareket halinde bir hayat...

Ne yazık ki 1984 yılı geldiğinde iki yıllık ön lisans mezunlarına Yedeksubay'lık hakkı kaldırıldı. Ben de o yıl askere gittim ve Erbaş olarak 18 ay askerlik yaptım. Fazla üzülmüş olmalıyım ki, öğretmenliğe dönmedim. İş arayışlarım başladı, derken Manajans'ın ilanına rastladım. Başvuru sahiplerinden detaylı bir özgeçmiş isteniyordu. Güzeldere Köyü'ndeyken Ali'ye "Eli" diyorlardı. Ali'nin Azerice'siydi. Manajans'ta da Eli Acıman varmış, ilanda okudum ve şaşırdım, Ali'yi Eli diye koymuşlar diye düşündüm... Meğersem "Eli" adı da varmış...

Eli Acıman vefat etmiş, bu haberleri okuyunca Manajans'a reklem yazarlığı başvurum aklıma geldi. Uzunca bir mektup yazmıştım ve mektubun bir yerinde de Ali'nin Eli olarak söylenişini anlatmıştım. Azerice Eli dense de, kimliklerde doğrusu olan Ali yazılıyordu. Şimdi karşımda Ali'nin Eli olarak ad olanı vardı. Yazmıştım bu durumu... Beğenmişler mektubumu ve beni de çağırmışlardı. Konuştuk, halleştik ve bolca da güldük... Öyle hatırlıyorum...

Bir reklam vardı televizyonlarda, bolca yayınlanan... O zamanlar, her ailenin en büyük arzusu televizyon almaktı, hem de renkli olanından.. Mavi nokta, Blaupunkt idi sanırım... Bu reklamı bana sordular, "beğenmedim" dedim. Bu reklam da Manajans'ınmış...

Derken on kadar soru verdiler bana, soruları aldım eve geldim... Geçtim daktilonun başına başladım cevaplamaya... Şimdi soruların hepsini hatırlamıyorum, 1985 yılıydı, o yılın son aylarıydı... Ama iki soruyu hatırlıyorum: Birisi Eskimolara şu kadar kelime ile buzdolabı satın... Böyle bir reklem da vardı o yıllarda, televizyonlarda... İkinci soru, Merih'ten gelen bir heyet grubuna "Hoşgeldin" (çeşitli simgelerle) deyiniz ve Sultanahmet Meydanı'nı anlatın, idi...

Hepsini cevapladım, büyük bir umutla götürdüm elden ajansa teslim ettim. Başladım gün gün sonucunu beklemeye... Bir tutkum da yazmaktı, yazarlıktı... Burada da bu tutkum nedeniyle bulunuyorum... Burada yazmaya başlayıp gidenler oldu, hepsi de içimde birer özlem ve üzüntüdür.. Kalem ele alındığında asla bırakılmamalı..

Biz ilk çiziği, zaten o "Mavi Nokta" diye ünlenen televizyon reklamını "Beğenmedim!.." diyerek yemiştik.. O kelime ile Eli Acıman ile etrafındakilerin rengi değişmişti, sonra düzeltmeye çalıştıysam da, iş işten geçmişti...

Kısa bir zaman sonra bana gelen cevap; Nil Baransel imzalıydı ve çok kısaca şunları yazmışlardı. Şimdiki işsizlere de acaba böyle cevaplar mı geliyor!.. "Size, maalesef olumlu bir yanıt veremiyoruz. Başarılar dileriz. Saygılarımızla... 13.12.1985". Büyük hayal kırıklığı yaşamış ve çok da üzülmüştüm... Yazdığım mektubu, bana cevaplamam için verilen soruları ve o sorulara verdiğim cevapları uzun süre saklamıştım; ancak onca yıl içinde kaç ev, kaç şehir değiştirdim bilmiyorum, o yazılar kaybolup gitti... Ancak sorular çok ilginçti...

İşsizdim, ama bolca kitap okuyordum. Derken iki isimle tanınan Norveçli yazar Knut Hamsun-Knut Pedersen'ın "Açlık" adlı Nobel ödüllü kitabı elime geçti.... Yazar kendi hayatını, kendi yazarlığını ve o arada yaşadığı açlığını anlatıyordu... Knut Hamsun işsiz ve aç... Bir gelir elde etmek için habire yazıyor; ama yazdıkları beğenilmiyor; yayımlanmıyor... Parasızlıktan, açlıktan kurtulamıyor... Yazar Knut Hamsun, açlık içinde bunalımlar yaşıyor... Kitabını yazıyor daha sonra bu dar günlerinin ve Nobel'i kazanıyor...

Bu kitabı okuyup bitirdikten sonra, "Eğer işsiz olmasaydım, üzüldüğüm bazı durumlar olmasaydı, biraz olsun rahat bir yaşama ortamım olsaydı; ben bu on soruya daha mükemmel cevaplar yazar ve bu ajansta işe girerdim." diye düşündüm. O gün öyle düşünmüşüm, ne kadar doğru bilmiyorum... Ancak köylü yanımı da işin içine katmam gerekiyor..

Eli Acıman'ın ajansına alınmadım; ama orada çok sayıda yetenekli insan Eli Acıman'ın önderliğinde yıllarca çok özgün reklamlara imza attı... Eli Acıman Türk reklamcılığını yükseklere taşıdı. Ve hala içimde bir uktedir reklam yazarlığı da....

Kendi işimi kurdum, bu kez kendi işimin reklam yazarı oldum... Hiç vazgeçmedim isteklerimden... Gün gelecek her bir isteğim beni ileriye taşıyacak... Zaten öyle güç alıyorum hayattan...

Eskimo'lara buzdolabı satamamıştım; ama kurduğum kendi işimde işyerime adım atan herkese olanları satıyodum...

Şimdilerde her zamankinden daha çok çalışmalıyım; bende o kadar çok birikmişliği var ki kendi hayatımla, başka çok hayatların...

Çok sevgili işsiz kardeşlerim; sizlere de "maalesef"li cevaplar gelirse hiç üzülmeyin; ekmeğinizi her şartta taştan çıkarın... Hem kendinizi hem de ülkemizi kalkındırın!..

Aç kalmadan yaşamak; hayatta kalmayı başarmak ve hele de çok mutlu olabilmek pek de kolay değilidir; bunu da unutmayın!..

Sevgilerimle....

 
Toplam blog
: 323
: 2029
Kayıt tarihi
: 04.09.06
 
 

Yaşanan her hayat en iyi hayattır; yeter ki içinde kötülük olmasın!.. ..