​ Elmalı turta / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Eylül '15

 
Kategori
Öykü
 

Elmalı turta

Elmalı turta
 

"Bir latte alabilir miyim" dedi kız. Sesinden tanımıştı, bu oydu. Korkarak, sanki yüzleşmeye hazır değilmiş gibi yavaşça kaldırdı başını. Alacağı cevabın onu kahredeceğini bile bile, o soruyu soran insanlara özgü, kuşku ve küçücük de olsa bir umut vardı gözlerinde. Ama tam da tahmin ettiği gibi karşısında duruyordu üç yıl önce ayrıldığı sevgilisi, Pınar. Genç kadın da o ana kadar çantasından cüzdanını çıkarmakla uğraştığından görmemişti kime sipariş verdiğini ve şimdi elinde cüzdanıyla donup kalmıştı.

    İkisi de zaman zaman düşünmüşlerdi bu ihitmali. Hatta, provalar bile yapmıştı Emre. Ama bu ihtimal hayata geçmiş ve şuan nefes almakta dahi güçlük çekiyordu. Nihayet toparlanmak için zorladı kendini. Sormak zorunda olduğu o soruyu sordu "Yanında havuçlu kek ister misiniz?". Halbuki adı gibi biliyordu havuçlu kek sevmediğini. Elmalı turtaya bayılırdı Pınar. Daha doğrusu Emre' nin yaptığı elmalı turtaya. Zaman zaman Emre erkenden kalkar, turta ve kahveyi hazırlayıp Pınar' ı öperek uyandırırdı. Sabahın köründe bunları nasıl yediğine aklı ermezdi ama seviyordu işte sevgilisi. O da Pınar' ı seviyordu ve mutlu etmek için herşeyi yapardı. Küçük balkonlarına karşılıklı koydukları koltuklara geçer, orada yerlerdi beraber. Turta bitince Pınar bir eline kahvesini, bir eline sigarasını alır, çenesini eline yaslayıp uzun uzun Emre' yi izlerdi yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeyle. Uzun süre konuşmazlardı çünkü onlar artık bakışlarıyla anlaşmaya başlayalı çok olmuştu. Yedi senedir beraber olmanın götürdükleri vardı ama getirdikleri de vardı elbette.

   Üç yıldır ayrı olsalar da hatta onca zamandır bir kere dahi görmemiş olsalar da birbirlerini hala bakışlarıyla konuşabiliyorlardı. Emre sanki bir yabancıymış gibi ismini sordu. Pınar yazdı karton bardağa hızlıca. Kredi kartını alırken Pınar' ın bozulmuş ojelerini gördü. Alışıktı bu manzaraya, Pınar' ın ojeleri hep bozulurdu çünkü. Ama elleri çok güzeldi, ince zarif parmakları, şekilli tırnakları, yumuşacık teni. Elbette tüm bunları görmeden zihninden canlandırıyordu. Çok net hatırlıyordu çünkü Pınar' ın en çok avucunun içini öpmesini severdi. "Şifreniz lütfen" dedi Emre, kredi kartı şifresinin hala tanışma yıldönümleri olup olmadığını düşünürken.

    Pınar allak bullak kahvesini alıp bahçede bir yere oturdu. Ne aniden bastıran yaz yağmurunun, ne de etraftaki meraklı bakışların farkına vardı. Çünkü tek ıslanan oydu ve ısrarla korunaklı bir yere geçmiyordu. Belki yağmur umrunda değildi belki de gözlerinden akan bir kaç damla yaşı böyle saklamak istiyordu. Avucunun içinde sımsıkı tuttuğu kahveyi küçücük yudumlarla içiyordu. Sanki sevgilisinin dudaklarına öpücükler kondurur gibi. Kafasında beliren sorularla savaşıyordu. Üç yıl önce Emre' ye söylediklerini kendine söylüyordu bu kez. "Evet çok seviyorum seni ama biz yapamayız. Farklıyız biz. Hayata bakışımız, beklentilerimiz herşey bambaşka." O sırada birşey farketti, bardağının üzerinde birşey çiziliydi. Görür görmez tanıdı. Bu Emre'yi benzettiği çizgi film karakterinin karikatürüydü. Emre' nin bir nevi sembolüydü aslında. Yazdığı mektuplara, gönderdiği çiçeklere eklediği kartlara, hatta buzdolabına astığı notların bile sonuna bunu eklerdi.

     Tam o esnada telefonu çaldı. Telefona baktı. Nihayet gerçek dünyaya dönebilmişti. Yetişmesi gereken bir gelinlik provası vardı. Ayağa kalktı, gözlerini sildi, bir an Emre' nin işareti olan bardağı aldı eline çantasına atmak için ama vazgeçti. Bardağı masaya bıraktı ve hızla uzaklaştı arkasına bakmadan.

 
Toplam blog
: 8
: 213
Kayıt tarihi
: 27.07.15
 
 

Genç bir mühendisim. Amatör olarak öyküler yazıyorum. Ama kendimi bununla sınırlı tutmuyorum. Pay..