Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

21 Haziran '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

En büyük eğlencem kederdir benim

En büyük eğlencem kederdir benim
 

Gün doğuşunun o ilikleri üşüten alaca karanlığında birden kalbimde bir sızıyla uyandım, bilmeden nedenini. Nemli gözlerimi oğuştururken hala anlamaya çalışıyordun, neyin ağlattığını beni. İlk defa karanlık odamda tek başıma yatağımda doğrularak oturdum, için için lanet ederek hayata. Ama ne neye lanet yağdırdığımı biliyordum, ne de içimdeki bu kederin nedenini. Nemli gözlerim, ağrıyan kalbim ve karanlık oda. Her zamanki odamdan farklı, yalnız bir oda. Tekrar gözlerimi kapattım. 

Saatin zili çalmadan yanağımda ıslak bir öpücükle uyandım. Kafamın hemen üstünde koyu mavi gözlerle gülümseyen o küçük, sarı dağınık saçlı kafa bu sefer dudaklarıma ıslak bir buse kondurdu, herşeyden daha sıcak o gülüşüyle. “Günaydın kuzum” diye cıvıldadım bu mucizenin karşısında. “ Günaydın hayatım” dedim eşime uzanıp uyandırırken. Cıvıl cıvıl başladı sabah. Onların odadan el ele çıkışını izlerken, yalnız oda belirdi gözümün önünde. Karanlık, yalnız, kederli oda. Yüreğimin sızı tekrar başladı. Ellerim nemli gözlerime dokunurken bir tarafım bu rüyayı hatırlamaya zorladı bilincimi, diğer yanımsa unutmaya. Gerçi hayat başlamıştı tüm hızıyla. Buna ayıracak vakit yoktu şimdi. Hızla hazırlanıp atmalıydım kendimi hayat denen ırmağım günlük akışına. Belki, bir ara soluklanırken kenarda tekrar düşünürdüm bu hatırlama işini. 

Gerinerek ve biraz da kendimi zorlayarak kalktım yataktan. Saat sabah 7:30. Hazırlanıp işe gitmek için topu topu 20 dakika var. Gene hüzün. Ama bu seferki kızımla oynamak yerine işe gitmenin suçluluğuyla oluşan, ama bir o kadarda işsiz olsam, kızıma verebileceklerimin sınırıyla sınırlanmış bir hüzündü bu. İçime sokarcasına sarılıp kızıma evimin o güvenli kıyısından, her sabah yaptığım gibi atladım tekrara hayat denen ırmağın akıntısına. Bugün akıntı güvenli ve yavaş. Olağan herşey. Bazen bu ırmak coşar, beni boğamak için hızla akar. Bazen çırpınıp durmaktan yorgun dibe batmayı beklerken bulurum kendimi evimin kıyısında. Gene hayatta, gene sağlam. 

İşe geldiğimde yankılandı sözler kafamda “En büyük eğlencem kederimdir benim”. Önce anlamsız bir cümleydi, sonra giderek büyüdü, büyüdü ve belirginleşti birden. Gerçekten en büyük eğlencem kederimdi. Fonda çalan şarkıya dikkat kesildim birden. Hafif , hüzünlü bir melodi Secret Garden’dan. Hüzün kapladı içimi. Hep böyle olmaz mıydı. Hep hüzünlenecek birşeyler bulmaz mıydım, ya da hayat bana gümüş tepsilerde sunmaz mıydı kederleri. Bazen ben büyütüp, bazende kendi büyüyüp hayatı kaplamaz mıydı bu melankoli dalgaları. Sonra farkına vardım ki, gerçekten sıkılıdığımda başlıyordum kederlenmeye. Sonra yazmaya karar verdim bu zaafımı. Belki içimden sökerim diye. 

Bilmiyorum, belki içimde gizli bir yerlerde daha ne olduğunu keşfedemediğim, gün yüzüne çıkmamış bir üzüntüm vardır da , dışarı çıkmak istedikçe ben kederlenirim. Belki unutulmuş, kurutulmuş bir keder bir yerlerden filiz vermeye çalışıyordur. Belki sadece ilgi çekmek için kederleniyorumdur. Belki sidik yarıştırıyorumdur yanımda üzüntülü olanlarla. Belki de hayatın dibindeki keskin çakıltaşları kanatıyordur ayaklarımıda ben hüzün sanıyorumdur acıyı. 

 
Toplam blog
: 8
: 699
Kayıt tarihi
: 20.03.07
 
 

1977 yılında Ankara'da doğdum. Hep birşeylere merak sardım, ama en çok yazmayı sevdim. Üniversitede ..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara