​ En büyük sorunumuz: Türban / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Şubat '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

En büyük sorunumuz: Türban

En büyük sorunumuz: Türban
 

Türkiye’nin gündeminde olmasa da türbana dair ben de birkaç şey söyleme ihtiyacı hissediyorum nedense(!). Türbanın veya başka bir kıyafetin yasak olmasından yana değilim öncelikle. Ama türbandan yana böylesi bir pozitif ayrımcılığı anlayamıyorum. Anlamaya anlıyorum aslında ama kabul edemiyorum galiba.

Bugün kullanılan kıyafet ya da aksesuarlardan herhangi birini kastederek düzenlenmiş bir maddesi yoktur sanırım Anayasanın. Simgelere olan merakımız başımıza ne işler açıyor yıllardır. Mavi gömlekten yeşil gömleğe, haki parkadan bıyıklarımıza nelerle uğraştık yıllar boyu. Bunlardan biri veya bir başkası ile ya sahiplenildik ya da dışlandık, hatta kimi zaman kavgalar edip kimi zaman da kaçacak delik arayışı ile yollarımızı değiştirdik.

Türbanın hakkını vermek lazım şimdi, başka hiçbir simge ile ilgili anayasal bir düzenleme yapmayı düşünemedik. Kim bilir belki de beceremedik. Kısmet türbanaymış.

Hani derlerdi ya eskiden “yahu millet aya gidiyor bizim uğraştığımız işlere bak” diye. Bu laf da eskide kaldı, millet aya gideli kırk yıl oldu, biz başımızı göğe erdirmenin yolunu türban meselesinde bulduk.

Kamplaşmakta, kutuplaşmakta mahir olduğumuzu yine, yeniden gösterdik cümle âleme.

Yadsınamayacak bir kesim kullanıyor türbanı ve türban diye bir sorun yoktur demek ülke gerçeklerine Fransız kalmaktır, kabul ediyorum. Zaten böyle bir şey de söylemiyorum. Ancak, tek sorunumuz bu muydu şimdi? Küresel bir ekonomik kriz kapıda beklerken, etkilerini muhtemelen derinden yaşayacağımız birçok ekonomist tarafından dile getirilirken, enerjimizin neredeyse tamamını bu kamplaşma çabasına ayırmak neden?

Kamplaşma çabası diye nitelendiriyorum, çünkü bunu görmemek için akıldan, izandan yoksun olmak gerek. Yaygın işsizliği, ekonomik sıkıntıları, her türlü derdi tasayı bir kenara bırakıp birbirimize düşme eğilimine girdik. Ve maalesef ki en aklı başında hareket etmesini beklediklerimiz de yangına körükle gitmekte.

Başını örtme ya da açma durumunda olan kadınların değil sadece, erkeklerin de tek derdi bu oldu. Biz bu insanların diğer temel ihtiyaçlarını tamamen hallettik de “gerginlik de olsa bunu halledelim, başka yapacak iş yok” noktasına mı geldik? Açlık sınırında yaşayan(!), yardımlarla ayakta durmaya çalışan ve maalesef yardımın yönüne göre oy verdiği anlaşılan geniş halk kitlelerinin olduğu bir ülkede değil miyiz yoksa biz? Ben mi yanılıyorum?

Balık tutmayı öğretmek yerine balık vermek bilinçli bir tercih mi yoksa? Böylesi bir karlı alışveriş uğruna mı türbanla unutturulmaya çalışılıyor işsizlik ve açlık?

Üyesi olmayı “güya” hedeflediğimiz AB’nin neredeyse onda biri olan kişi başına düşen milli gelirimizi arttırmanın yolu bu da ben mi anlayamıyorum yoksa?

Herkese verildiği söylenen standart sağlık hizmetlerinden yararlanmayı aklından dahi geçirmeyen insanlar tarafından yönetilen, mevcut sağlık güvencelerine inanırsa yüzüne bakılmayacağının, kuyruklarda perişan olacağının bilincinde olan halkın ülkesinde değil miyiz biz? Türban takmak veya bunun için kutuplaşmak her derde deva mı yoksa?

Aslında türbanlı ya da türbansız, ortak dilimiz ne kadar güzel. “Pire için yorgan yakmak” deyimi ile “pireyi deve yapmak” deyimleri bizi ve yaşadıklarımızı nasıl da iyi anlatıyor.

 
Toplam blog
: 88
: 912
Kayıt tarihi
: 26.07.06
 
 

1969 yılında Tarsus'ta doğdum. İktisat Fakültesi ve Su Ürünleri Fakültesi mezunuyum. Amatör olara..