- Kategori
- Gezi - Tatil
En minik Mutlu Gezgin Kastamonu yaylalarında

Her bulduğu fırsatta kentin boğuculuğundan kaçan gezginler olduk biz ikimiz oğlumla.
Etrafımızdaki dostların ve aile büyüklerimizin hayret dolu bakışları ve “yine nereye”lerine aldırmadık, hazırladık sırt çantamızı ve düştük Mutlu Gezginlerin peşi sıra yollara 29 Ağustos gece yarısı.
Daha İstanbul’dan çıkmadan kapanıveriyor minik Ada’nın gözleri. “Ayan sisters”ın gizli ve leziz planı, tiramisu ve Ömer’e mum üfletmek olduğunu bilmiyorduk ki. Ömer Abisinin süpriz doğum günü kutlamasını kaçırdığına da çok ama çok üzülüyor sabah uyandığında.
30 Ağustos gününün anlam ve önemine yakışan Türk bayraklı t-shirtü üzerinde Araç- Fındıklı yaylalarında 3 saati aşkın bir süre yürüyor, yayla evlerine giriyor, bol bol fotograf çekiyor, çekiliyor, yamaçlarda çicek topluyoruz...
En sonunda Ada’nın heyecanla beklediği an geliyor: mağara keşfi. Indaş mağarası girişi karanlık ve birazda dar olunca tedirgin oluyor, nihayet güneş gözlüklerimi çıkartmayı akıl edebildiğimde rahatlayıp ekibe katılıyorum. Ada zaten beni beklememiş Erol Abisinin peşinde içeri girmiş bile. Mağaranın içinde ilerledikce geniş kocaman bir salona ulaşıyoruz. Öncü grup ileride ışık kaynağı görüp dik kayalara tırmanışa geçince Ada'da benden izni kopartıp keçi gibi tırmanıveriyor. Onu takip ediyorum ve mağaranın öbür tarafından çıkıyoruz. Kayalıklara tırmanırken biraz dikenleniyoruz ama minik dağ çilekleri hemencecik acımızı unutturuyor. Ömer görüntülüyor, Ada ağzına atıveriyor.
Devasal ağaç kütükleriyle dolu orman yolunda survivor Ada, dermanı kalmayınca önce Emine Ablasının ardından da Ömer Abisinin omzunda tamamlıyor parkuru.
Kısa zamanda tüm ekibin cocuğu haline gelen en minik mutlu gezgin Ada, öğlen sofrasında gömülüyor pirzolalara, iştahla banıyor ekmeğini salata tabağına. İlk kez böyle görüyorum oğlumu.
Köy pazarından meşhur Kastamonu sarımsağı stoğu yapıyoruz. 17 kişilik aracımızda herkesin en az 1 kilo aldığını düşünürsek, aracın içindeki kokunun tasvirini sizin hayal gücünüze bırakıyorum !
Pınarbaşı Sarı Meşe Oteli, kapıdan girer girmez dekorasyonunda ki ince detaylarla gönlü fethediyor. Eski günlerden kalma nostaljik objelerin sergilendiği minik hol, girişte kahve keyfi yaptığımız Şark odası... Leziz yöresel tadlarını da yedikten sonra, buranın müdavimi olacağınız kesin.
Yağmura aldırmayıp bahçedeki çardakta yerken akşam yemeğimizi ve parmak ısırtan ev baklavasını “kına gecesi” görmek ister misiniz diyor canayakın otel sahibimiz. Hafif yağan yağmura aldırmıyor, Erol ve Ömer in eşliğinde varıyoruz Pınarbaşı Düğün Salonuna. Erkekler bizi dışarıda beklerken biz kızlar, izinlerini alıp yerel kıyafetleriyle bir kac kadının fotografını çekiyoruz, üst balkondaki yaşlı teyzeler heyetinin sert bakışlarını görünce de makinalarımızı indirip pistte göbek atmaya başlıyoruz.
Gecenin devamında yolun karşısındaki parkta çardakta çay içmeye niyetleniyoruz. Fakat yağmur birden hızlanıyor, şimşekler ardarda çakarken elektrikler kesiliyor. Deli yağan yağmur altında çardakta kızlı erkekli bir grup mahsur kalıyoruz. #direnmutlugezgin
31 Ağustos Cumartesi günü şans bizden yana, yağmur dinmiş ve güneş açmış. Önce Valla Kanyonu var programimizda. Mis gibi toprak kokusunu içimize çekerek yemyeşil dar patikada tek sıra ilerliyor, Valla Kanyonu’nu en iyi gören seyir terasına ulaşıyoruz. Dik ve kaygan merdivenler, yükseklik, hiç umurunda değil oğlumun. Çoktan terasa çıkmış, fotograf çekimine başlamış bile. Demir korkulukları aşıp daha yüksek kayalara çıkan Ömer ve Esra’nın ardından bakıp, kararını Ayşe abla’ya açıklıyor: “dağcı olmak istiyorum, 20 yaşında olunca tekrar gelicem ve bu dağlara tırmanicam.”
Yeşil patikada yanyana yürüyor Erol ve Ada; Erol’un bir adımına karşılık Ada 3 adım atıyor ama yine de yetişiyor hayran olduğu abisine.
Böğürtlenli yola girdiğimizde ise tüm ekip Ada için böğürtlen toplama telaşında. Bir ara Ada’yı Ömer’in omzunda görüyorum, yüksektekileri toplayabilmesi içinmiş. Yüzü, dili, elleri kıpkırmızı ama hayret üstünü hiç pisletmemiş !! Mutlu mutlu dil çıkartıyor bana bu halinin fotografını çekerken.
İkinci durağımız Ilıca Şelalesi’nde minik ayaklarını suya soktuğu için keyfine diyecek yok Ada beyin. Bir yandan gözlemesini mideye indiriyor bir yandan da Ömer abisinin peşinde koşturuyor. 3 kafadar Erol,Ömer ve Ada’yı şelale önünde görüntülemek Ayse ablaya nasip oluyor. Ortasında tahtaları olmayan asma köprünün ince yan tahtaları üzerinde ilerleyip fotograf çektiriyorum ama Ada’ya izin vermiyorum elbetteki. Sonuç: dolan göz pınarları ve bükülen dudaklar.. ve isyan, “anne sen de hiç eğlenceli değilsin ama”
Son durağımız, gezinin gözde mekanı, Horma Kanyonu. Yürüyüş platformu inşaatı halen daha devam eden tabiat harikası Kanyonda keyifle ilerliyoruz. Asma köprüden zıplaya zıplaya geçen Sibel’i hayranlıkla izliyor, korkuluğu olmayan dar yolları aşıyoruz, bol bol fotograf çekiyor, çekiliyoruz. Platformadan inip kanyonda ilerleyen Erol, Sibel ve Ömerin ardından imrenerek bakıyor. Parmak hesabıyla kac sene sonra bunu yapabileceğini hesaplamaya çalışıyor...
Daha uygun bir yere gelince Kanyonun ortasından akan nehrin kenarına inmesine izin veriyorum, kocaman bir öpücük konduruyor yanağıma ve zıplaya zıplaya Esra’nın peşine takiliyor. Iki kafadar çok eğleniyor nehir kıyısında.
1 Eylül Pazar İstanbul'a dönüş günümüzde Safranbolu’da ki iki saatlik molamızda, Arasta çarşısını geziyor, hediyeliklere bakıyor, lokum satın alıyoruz. Bize safran çiçeği soğanı satan yaşlı teyzeyi sorularla bunaltıyor, bin kere anlattırıyoruz bitkiyi nasil yetiştireceğimizi. Boncuk kafede bizler kahve keyfi yaparken limonata yudumlayan Ada, ciddi bir arı savaşını başarıyla kazanıyor. Ayan sisters’ın endiseli bakışları ve benim sakinliğim sonuç veriyor; gözleri sımsıkı kapalı kıpırdamadan bekliyor arılar yüzünde yürürken. Yan masalarda bile ses çıt çıkmıyor, kolay mi 2 arı dudağının kenarındaki limonata damları üzerinde. Ayse abla cesurca arıları savuşturuyor ben Ada’nın elini tutarken. Ve limonatayı arı kardeşlere hediye edip kurtuluyoruz.
Sapanca gölü kıyısında da kısa bir mola ve artık şehrin karmaşasına maalesef dönmek zamanı. İstanbula dönüş trafik çilesini, teknolojinin olmaz ise olması “tablet” ve oyunlar sayesinde rahat atlatıyoruz.
Sevgili Mutlu Gezgin dostlarımız Erol – Sibel – Esra – Ömer - Ayse – Emine - Müeyyet ile yaptığımız keyifli gezimizin sonunda bir sonraki tatilimizin planlarını yaparak ayrılıyoruz.
Meltem Berk
Eyül 2013