- Kategori
- Haber
Endişeli miyiz, yoksa vurdumduymaz mı?

Gözlerim hep açık... Gülümseyerek bakıyorum ülkeme...
Geleceğimize bakıyorum, aynen Orhan Veli’nin “İstanbul’u seyrediyorum, gözlerim kapalı” dediği gibi…
Gözlerimi kapatıyorum, gelecek günlerin nasıl olacağını hayalimde görmeye çalışarak.
Bir “Kara” görünüyor, içime sinmiyor, ardından zorluyorum hayallerimi, bu kez “Beyaz” görünüyor, ama çabuk siliniyor. Çünkü bugün sabah gazetelere yansıyan “Esat-Erdoğan” buluşmalarının “Aile fotoğrafını” görünce ruhum kararıyor, o da hayallerime yansıyor…
Ne demek istediğimi anlamışınızdır umarım…
X
Ardından yine hayallerimin beyaz olmasını istiyor ve o istekle yine zorluyorum…
Örneğin, memleketimde olan Kayseri Erciyes Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. H. Fahrettin KELEŞTEMUR’un atanması ile hayallerim birden aydınlanıyor.
Ya başkası atansaydı? Hani siyasi arenada reklam yapmayı, rektörlük seçimi için yeterli sayan biri… Türban serbestliği için Anayasa değişikliğini savunan, siyasi partilerin toplantılarında boy gösteren biri…
İyi ki Sayın KELEŞTEMUR atandı diye hayallerim “Beyaz” görünmeye başlıyor…
Ardından bakıyorum, en yüksek oyu almasına rağmen, bu kez Akdeniz Üniversitesi rektörlüğüne yapılan atama için içim kararıyor. Hayallerim birden simsiyah oluyor…
Yani, bazı üniversitelere yapılan atamalarda “İdeolojik” kararların etkin olduğunu görerek içim sıkılıyor, kararıyor…
Ne demek istediğimi anlamışınızdır umarım…
X
Oturduğum yerde yine gözlerimi kapatıp seyrediyorum ülkemi…
Ne mümkün?...
Bu kez televizyon kanallarından gelen sesler üzerine, ak-pak görmeye çalıştığım ülkemin üzerine yine siyah bulutlar çöküyor.
Bazı televizyon kanalları var ki, Ergenekon denilen davanın iddianamesine ek belgeleri yayınlıyor, üzerinde yorum yapıyor ve düşünmüyorlar ki “Ya bu iddianamede sözü edilen iddialar gerçek değilse” demiyorlar… Adı üstünde “İddia” bunların hepsi ve iddia edenin ispat etmekle zorunlu olduğu şeyler…
Hep diyoruz…
İddialar gerçek ise, suçlular cezasını çekmeli. Herkes bilmeli ki “Devlet” üzerinde başka bir güç yok, olamaz da olmamalı da…
Suç kanıtlanana kadar herkes suçsuz değil mi?...
Önce bir kanıtlayalım sonra… Sonra asarız gerekirse…
Yok, olmuyor, yine hayallerim kararıyor…
Ne demek istediğimi anlamışınızdır umarım…
X
Ardından bakıyorum İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad Türkiye’ye geldiğinde Anıtkabir’i ziyaret etmiyormuş…
Beklemiyoruz ziyaret etmesini de…
Ama Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın “Bu tartışmaları ben son derece yersiz görüyorum. Ziyaretin özüne ve başarısına gölge düşürecek yaklaşımlar olarak görüyorum” demesini de doğru bulmuyorum.
En azından ölçülü bir “Karşı tepki” olmalı…
Örneğin, İran ziyareti yapılmalı, başı açık olan Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU da bu ziyarete katılıp “Benim ülkemde böyle gezilir” demeli, onların kurallarına uymayacağını göstermeli, “Senin ülkendeki yasalar, senin ülkenin insanlarını bağlar, beni bağlamaz” diye bilmeli…
İçim kararıyor içim…
Ne demek istediğimi anlamışınızdır umarım…
X
Anayasa Mahkemesi kararından sonra “Acaba” diye umduğumuz ve beklediğimiz birçok olumlu gelişmelerin de “Hayal” olduğunu görüyorum “hayallerimin” içinde…
Hepsi de kapkara…
Ülkemi seyrediyorum, ama bu kez gözlerim hep açık…
Düşünüyorum (tabi düşünebiliyorsam) ve “Nasıl olsa bir gün tümden gözlerin kapanacak, tümden karanlıkta kalacaksın o mezarın içinde” deyip gözlerimi açık tutmaya çalışıyorum…
Hiç değilse her yer şimdilik aydınlık…
Umarım…
Umarım ne demek istediğimi anlamışsınızdır…
<ı>06 AĞUSTOS 2008 ı>