- Kategori
- Futbol
Engellilere engelsiz tribün

Sarı-Laci yüreğimde Başkent dolaylarından Ceren Ceren esen kavak yellerinin yanı sıra, bir de “Var mısın Yok musun?” programının surat köprüsünün sol şeridinden emin adımlarla ilerlemekteyim “Ben de varım” diye haykırmak için. Hesapladım; tam
Bu Cuma güne çok zinde uyandım. Sebebi malumunuz, üçüncü eleme telaşı ve tabi ki günlerce fragmanı dönen Var mısın Yok musun’da Fenerbahçe’mizin oluşu. Eminim ki bu çekimlere katılabilmek adına her renktaş gözünü kırpmadan ömür dediğimiz şeyden bir parça verir. Girdiğim eleme sayesinde ben ve annem katıldık bu çekimlere. Anlayacağınız torunlarıma miras olarak bırakabileceğim bir masalım daha oldu. Düşünsenize; hemen önümde, iki sıra halinde koskoca Fenerbahçe Spor Kulübünün çok değerli yönetim kurulu oturuyor. Ortada büyük Başkanımız Sayın Aziz Yıldırım. Uzansam dokunacağım yüreklerine, o haldeyim. Program boyunca Asbaşkanlarımızla birbirimize göz kırpışlarımızı saymıyorum bile. Özellikle “Sen benim uğurumsun” diyen Sayın Ali Koç. O benim canım Ali Ağabeyim. Yüreğini anlatmaya kalkışsam, inanın kelimeler yetersiz kalmaktan, anlam kaybından darağacına asarlar beni. Bu arada merak ederim hep, anlam kaybı mı yoksa su kaybı mı daha önemlidir?
Neyse sayın okur, laf ebeliği yapmamın gereği yok. Programı izlediniz sanırım, o yüzden yaşananları tek tek yazmamın da bir anlamı yok. Bu rüya gibi günü bizlere yaşatan, programın mimarı Sayın Acun Ilıcalı’ya ve katılımlarından dolayı başta Sayın Başkanımız olmak üzere yönetim kurulumuz ve sporcularımıza bizlerle Fenerbahçe’yi paylaştıkları için sonsuz teşekkür ederek bir güzellikten diğerine geçmek istiyorum.
“Sayılı gün çabuk geçer” denilir ya hani. Baktığımızda 20 Mayıs’a da ne kaldı ki şunun şurasında. Salı’nın sallanmadığına, Çarşamba’nın çarşafa dolanmadığına ve Perşembe’nin perişanlığına inanmayarak geri sayıma biraz erken başladık. Bunu yaparken de üzerimizden Metrobüs fobisini atmayı da ihmal etmedik tabi. Tam tersine, Metrobüsle gelmenin fobi değil de, hobiden ibaret olduğuna kanaat getirdik. Kadıköy’e gelişlerin mi, yoksa Mecidiyeköy’e gidişlerin mi daha zevkli olduğuna da önümüzdeki Pazar karar vereceğiz.
Bu hafta konuyu dağıtmakta üstüme yok sanırım çok kıymetli okur. Konunun elinden tutup, Eskişehirspor maçımıza getirmek marifet isteyen bir şeymiş meğer. Emin olun Ankara’daki engelsiz bir Pedagog sevgilinin elinden tutup İstanbul’a getirmek, Guiness Rekorlar Kitabı’na giren kutsal çubukluyu giydirerek Saracoğlu engelli tribününde gözlerinin içine bakarak “Seni Fenerbahçem kadar çok seviyorum sevdiceğim” demek daha kolay.
Engelli tribününden konu açılmışken yazmazsam, engelsiz annelere ve engelsiz sevgililere, eşlere ayıp olur kanımca. Bir sürpriz bekliyordu biz engellileri Es-Es maçında. Gökyüzünde çapkın çapkın gülümseyen güneş kulağıma “Engelsiz anneciğinin yanı sıra, artık engelsiz sevdiceğini de maçlara götürebileceksin bundan sonra. Sarı saçlı oturaklar konuldu yanında rahat oturmaları için” şeklinde fısıldıyordu adeta. Görüş açısı da benzersizdi. Göz zevkimize perde misali çekilen tel örgülerinde izlerine rastlanmıyordu artık. Şansım yaver gitti ve 2-1 lehimize biten maçta payımıza düşen goller hemen önümdeki kaleye atıldı Deivid ve Güiza tarafından. Ve ben 12 yıldır gittiğim statta ilk kez bu kadar net gördüm atılan golleri. Demek ki sandığım kadar yaşlanmamışım, gözlerim de ağır işitmiyormuş hani. Tek kabahatli olan tel örgülermiş. Neyse ki emekliye ayrıldılar. Uzun lafın kısası, biz engellilere artık seyir zevki daha yüksek maçlar izlettirecek olan Sevgili yöneticilerimize sonsuz teşekkürler. Ne iyi etinizde gözlerimizden o tel örgü pasını sildiniz. Hay ömrünüze bereket.