​ Ergenekon: Yeni Babil Kulemiz / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '09

 
Kategori
Siyaset
 

Ergenekon: Yeni Babil Kulemiz

Ergenekon: Yeni Babil Kulemiz
 

Brueghel'in Babil Kulesi


Dil, bir anlaşma ve iletişim sistemidir. Toplumları kendi içinde birleştirir ve farklı bir dil konuşan toplumlardan ayırır. Aynı dili konuşanlar arasında bir anlaşma vardır; nesneler, fiiller, eylemler, durumlar, nitelik ve nicelikler belli bir sözle ifade edilecektir. Söyleyen “kalem” dediği zaman karşısındaki aynı dili konuşan kişi o sözle elle yazı yazılan bir aleti anlayacaktır. Sözün muhatabı “kalem”in ne olduğunu bilmeyebilir; bu bir sorundur ancak kolayca çözülebilir. Sözü söyleyen kişi kalemi karşısındakine gösterip “bak buna kalem denir” der, o da hafızasına kaydeder. Ondan sonra bir konuşmada “kalem” lafı geçtiği zaman adı geçen nesne ortada olmasa da bu lafla neyin kastedildiğini bilir.

Kalem gibi somut nesnelere isim verirken işimiz nispeten kolaydır. Kavramlara geçildiğinde işimiz zorlaşır. Örneğin, “kalem yararlı bir araçtır” dediğimizde buradaki “yararlı” sıfatı gözle görülebilir, elle tutulabilir bir nesne olmadığından onun üzerinde anlaşabilmek için biraz daha fazla çaba göstermemiz gerekir. Ancak zamana ve koşullara göre değişmekle birlikte “yararlı” gibi soyut kavramlardan ne anlamamız gerektiği üzerinde de belli bir uzlaşma sağlayabiliriz. Ayrıca cümledeki yargı üzerinde de (kalemin yararlı bir araç olduğu) anlaşmamız gerekir.

Bu bakımdan dil aynı zamanda genel bir uzlaşmadır.


Gelecekte büyük ihtimalle dünyadaki tüm insanlar ortak bir dil konuşacak ve dilin toplumları ayırıcı niteliği ortadan kalkacaktır. İnsanların farklı dillere sahip olması doğal bir süreçtir. Yaşam tarzları, coğrafik özellikler, mesafe ve zaman gibi etkenler dillerin farklılaşmasını arttırır. Mesela, şehirde doğup büyümüş bir genç köydeki dedesini ziyarete gittiğinde onun hayli farklı bir dil konuştuğunu görür. Burada zaman ve yaşam tarzı faktörleri dedeyle torunun konuştuğu dili farklılaştırmıştır. Yine de konuşmaya devam ederlerse farklılığa rağmen bir süre sonra rahatça anlaşmaya başlarlar.

İnsanların farklı diller konuşması iletişimin ve anlaşmanın önünde bir engeldir. Ama bu aşılabilir bir engeldir; farklı dilleri konuşan insanlar birbirlerinin dilini öğrenebilirler. Bu sadece istek, yeterli koşul ve zaman ile asgari yetenek meselesidir. Ancak dil konusunda ayrışma sadece iki kişinin iki farklı dil konuşmasından ibaret değildir. Aynı dile sahip olanlar da aslında iki farklı dil konuşabilirler. Bu tabloda dil üzerindeki temel anlaşma bozulmuştur. Taraflar aynı sözleri farklı biçimde değerlendirmektedir. Örneğin “kalem yararlı bir araçtır” cümlesindeki “kalem” adı değil ama “yararlı bir araçtır” yargısı üzerinde uzlaşamamaktadırlar. Esas sorun da budur. Bu çeşit bir anlaşma güçlüğü iki farklı dil konuşan iki kişi arasındaki anlaşma güçlüğünden çok daha derindir.

Aynı dili konuşanlar iki ya da daha fazla anlam dünyası içinde yaşamaya başladıkları anda bu dünyaların birbirleriyle çatışmaları da kaçınılmaz hale gelir. Toplumlar aynı sınırlar içinde, aynı devletin otoritesi altında yaşayıp aynı dili konuşan grup ve bireylerden oluşmuş olsalar da bu grup ve bireyler farklı düşüncelere, farklı çıkarlara, farklı taleplere sahiptir. Toplum bu farklılıklarına rağmen iç bütünlüğünü koruyup varlığını sürdürmek için birtakım değerler üretir. Toplumu oluşturan insanlar örneğin, “birbirimizi öldürmeyelim, bu yanlış bir şeydir” ya da “bizi kimlerin, ne şekilde yöneteceğini bir kurala bağlayalım, o kurala da hepimiz uyalım” derler. Hukuk normları, yasalar, ahlâk, etik böyle oluşur. En basit toplumsal örgütlenme birimi “aile”den en büyük ve karmaşık yönetim aygıtı olan “devlet”e kadar tüm organizasyonlar bu tip uzlaşmalara dayanır.

Tüm birimlerde zaman zaman uzlaşı krizleri baş gösterebilir. Örneğin, bir ailede bireyler sorumluluklarını yerine getirmemektedir. Ya da bir konu üzerinde taban tabana zıt görüşlere sahiptirler. Ailenin bireyleri bu durumda bir çözüm ve uzlaşmaya varamadıkları takdirde ailenin dağılması ya da gönüllü birlikteliğin zoraki birlikteliğe dönüşmesi kaçınılmaz hale gelir.

Aynı krizi çok daha fazla bireyden ve çok daha karmaşık ilişkilerden oluşan toplumlar da yaşar. Toplumun grupları ya da güç odakları arasında temel normlar üzerinde bir uzlaşmazlık baş gösterdiği zaman farklı anlam dünyaları ortaya çıkar. Örneğin gruplardan biri, önceden üzerinde anlaşmaya varılmış olan “adam öldürmek suçtur” kuralını kendine göre değiştirip mesela, “adam öldürmek suçtur ama bu suçu falanca kişi ya da falanca siyasi görüştekiler işlemişse suç değildir” iddiasını savunmaya başladığı anda derin bir uzlaşı krizi patlar. Bu aynı zamanda bir dil bunalımıdır. Bu görüşün karşısında olanlarla hâlâ aynı anadili dili konuşuyorlardır ancak iletişim kurma ve anlaşma zemini ortadan kalkmıştır.

İşte biz toplum olarak son yıllarda, özellikle de şu Ergenekon operasyonu başladıktan sonra böyle bir uzlaşı krizi içine girdik. Bu krizi yaratan ise Ergenekoncular ve onların gönüllü avukatları… Bu kesim doğru bildiğimiz ne varsa bunun tersini iddia ediyor. Örneğin biz “yasalar karşısında herkes eşittir” diye bilirdik, onlar şimdi “hayır, bazı kişiler daha eşittir; özellikle de falanca filanca kişiler daha da eşittir” diyor. Biz “yasaları çiğnemek suçtur” diye bilirdik, onlar “biz çiğnersek suç değildir” diyor. Biz, “hakkında suç işlediğine dair kuşkular bulunan kişiler soruşturulup yargılanır, bu işi de yargı organları yapar” diye bilirdik, onlar “hayır, eğer bu kişilerin adı falanca filancaysa üstelik bir de bizce itibarlı kişilerse asla soruşturulamaz, yargılanamaz” diyor.

Örnekleri çoğaltmak mümkün…

Bu çok tehlikeli bir durum; bu şekilde bir arada yaşayamayız. Toplumların iç bütünlüğünü sağlayan bağ, devletin fiziksel otoritesinden ziyade üzerinde anlaşmaya varılmış temel normlardır. Bu ise anadilden farklı ve daha belirleyici bir dildir. Bu dille ilgili sözleşme bir kere yırtıldı mı bizi hiçbir güç bir arada tutamaz.

Ergenekon’un avukatı CHP, güzide basınımızın şanlı kalemleri, televizyonlarımızın heyecanlı anchormanları, üniformalı-sivil-emekli-emeksiz paşalar, Ergenekoncuları sahipleneceğim diye bu temel sözleşmeyi kendi elinizle yırttığınızın farkında mısınız? Sizdeki bu Ergenekon fanatizmi bu basit gerçeği bilmeyişinizden mi kaynaklanıyor, başka bir şeyden mi?
.........

Resim: http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/e/e1/Brueghel-tower-of-babel.jpg

 
Toplam blog
: 431
: 3853
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..