​ Ergenekon ve korku kültürü! / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '09

 
Kategori
Siyaset
 

Ergenekon ve korku kültürü!

12.dalga Ergenekon operasyonunda yapılan aramaları, tutuklamaları izledikçe utanç içinde kalıyorum, kendimi göbeğini kaşıyan biri olarak nitelendiriyorum ve "yalnız ve güzel ülkem" için son derece endişeleniyorum. Buradan Türkan Saylan'a, Erol Manisalı'ya, Mehmet Haberal'a ve diğerlerine geçmiş olsun diyorum ve yanlarında olduğumu bildirmek istiyorum.

Tüm bu olanlara sebep toplumumuzun iliklerini işlemiş Korku Kültürünün eseridir diye düşünüyorum. Neden mi? Daha önce katıldığım bir eğitimden aklımda kalanlarla açılayayım izin verirseniz;

Bir arkadaşım anlatmıştı. Japon balığı almış. İşten sonra evine gidip balığını seyrediyormuş. Şahaneymiş seyretmesi, böyle dalga dalga gidiyormuş balık. Ama bir süre sonra balık yan yatmış, debelenmeye başlamış. Kavanoza koyup deniz biyoloğu olan bir arkadaşına götürmüş. Biyolog incelemiş, demiş ki;

- İyi haberim var, kötü haberim var, hangisinden başlayayım?

- Hangisinden istersen

- İyi haberim balık hasta değil. Kötü haberim suyun hasta.

- Su hasta olur mu ya?

- Evet olur, iyi oksijen almıyor bu su. Bundan dolayı bir bakteri girmiş . Ve
bu bakteri balığın sinir sistemini böyle etkilemiş.

- Ne yapmam lazım?

- Balığın suyunu değiştireceksin, bir de pompanı değiştireceksin.

Su değişince, pompa sistemi değişince gerçekten de balık iyileşmiş bir süre
sonra. Yine şahane biçimde dalga dalga gitmeye devam etmiş!

Bizim suyun hastalığı ne peki?

Korku kültürü.

Ülkemizde korku kültürü ne kadar hakim? Hep korkutularak mı yönetilmiş Türkiye?

Korku kültürünün dışında başka bir akım olmamış ki. Avrupa’nın yaşadığı
aydınlanma, birey olma hakkı mücadelesi olmamış.

Bir tek Atatürk devrimleriyle bunu yapmaya çalışmış. Fakat korku kültüründe yetişmiş insanlar onu da hemen bir canavar haline getirip iki kampa ayrılmış, hangisi güçlü olacak mücadelesi yapıyor. İki tarafında anlaştığı temel değerler nedir konusunda bir araştırma içerisine girmiş değiliz. Ben şimdi olanların hepsini korku kültürü içinde bir mücadele savaşı olarak görüyorum. Bu da bana acı veriyor.

Bir de bu savaşın, bu en tepedeki güç savaşının bizlerde, sıradan insanlarda
yarattığı korkular var. Herkes endişeli, kaygı içinde ve mutsuz.

Gerçeğe saygı bir değer olarak kurumlarda yaşamıyorsa o zaman benim çok
dikkat etmem gereken şeyler var. Ailem var, işim var, düzenim var. Yaşamımı
devam ettirmek için benim ya çok güçlü olmam lazım ya da çok güçlü bir
ekibin parçası olmam lazım. Bütün mücadele böyle dönüyor şimdi Türkiye’de.
Karşı tarafın hakları umurunda değil, zerre ilgilendirmiyor. Bir onların
gözüyle bakayım diye kimse demiyor. Çünkü bakarsa gücünü kaybediverir. O
yüzden herkes yüzde 100 haklı olduğunu iddia ediyor. O yüzden de diyalog
imkanı ortadan kalkıyor. Diyalog imkanının olabilmesi için herkesin “Arkadaş
sen de ben de farklı bakıyoruz ama müşterek bir gayemiz var” diyebilmesi
lazım. Müşterek kabul ettiğimiz kriterler olması lazım. Bu kriterler yok. O
yüzden ben sana baktığımda acaba hangi taraftan diyorum. Sana da sormuyorum, güvenim yok, alttan alttan anlamaya çalışıyorum.

Benim gördüğüm kadarıyla hem parti içi hem partiler arası politika güç
mücadelesinden başka birşey değil. Kim mevkiye makama gelirse nemalanma
durumu olarak görüyorum bunu. İçten içe hepimiz de bu böyle olur diye kabul
etmişiz. O nedenle korku kültürünü bizim en önemli baş belamız olarak
görüyorum. Henüz daha farkında değiliz nasıl ki balık suyun farkında değil,
biz de korku kültürünün farkında değiliz.

Bu arada ülkemiz ayaklarımızın altından kayıyor, çekiliyor ne gam! Daha öncede yazdım şimdi yineliyorum, Namevcut Herzaman Haksızdır.

Evet doğru bundan 85 yıl öncesinde dedelerimizin, ninelerimizin, babalarımızın, analarımızın kendi nesillerini feda etmek uğrana verdikleri mücadeleyi unutmuş, Türkiye'nin tarihini unutmuş yaratıklar var! Dışarıda planlanıp uygulanan ideolojik, etnik, ayrıştırıcı bir çatışmayla ve yurt içindeki işbirlikçi hainlerle son 60 yılımız tezgahlandı...Tezgahın ana teması ise hep serbest piyasa ekonomisi, liberalizm, muhafazakarlık, demokrasi, hak hukuk gak kuk oldu... Ve bugünlere geldik...

Ama Türkiye'nin insan kaynağı içinde bu ülke için bir şeyler yapacak, aklı başında, aydın, proje üretebilecek, geliştirebilecek 100 binlerce insanı var... Eğer etrafımızda 1000 tane kötü örnek varsa 100 tane de iyi örnek var. Bu iyi örneklere imza atmış mühendis de var, hoca da var, ilim insanı da var, doktoru da var, namuslu ticaret erbabı da var, iyi şöförü de var, çalışkan öğrencisi de var, mimarı da var, yere çöp atmayanı da var, kitap okuyanı da var, marangozu da var, oymacısı da var, ressamı da var, askeri de var, polisi de var, hakimi de var, avukatı da var, savcısı da var, gazetecisi de var, rüşvet almadan iş yapanı da var, kazandığıyla yetineni de var, yardımseveri de var, yani var oğlu var...

Tüm bu insanların içerisinde Türkiye'yi aydınlığa, girdiği kısır döngüden kurtaracak, Çağdaş Medeniyetler seviyesine çıkartabilecek, güvenilebilecek insanı var... Yoksa 85 yıldır bu çark dönebilir miydi? İsmet İnönü'nin dediği gibi namusluların namussuzlar kadar cesur olması yeter...

Bu insanların sayısı tüm partilerin üye sayısından fazladır hatta bu insanlardan her partide mutlaka vardır. Ülkemizin geleceği bu iyi niyetli insanların iradesi ile mümkün olacaktır. Sadece biraz zaman ayırmakla bu başarılabilir.

Çok değil her gün 30 dakikanızı "iyi bir fikir" için ayırın ve sesinizi yükseltin, yazın, anlatın, konuşun, insiyatif alın, eleştirin, sorun... Düşünün bunu günde 10, 000 kişi yapsa, 50, 000 kişi yapsa ya da 100, 000 kişi yapsa, kaç doğru düşünce ortaya çıkacaktır...

Böylelikle aymazların karşısında yüzbinlerin, milyonların ortak aklı ve sağ duyusu içeriği boş ve hedefsiz parti polemiklerini bertaraf edeceği gibi, Ulusumuzu da girdiği karanlık günlerden kurtaracaktır.

Yeter ki zaman ayıralım...

 
Toplam blog
: 115
: 586
Kayıt tarihi
: 29.01.07
 
 

Tarsus Amerikan Lisesi (1984) O.D.T.Ü - İnşaat Müh. (1989) SUNY at Buffalo - Yüksek Lisans (1992) 19..