- Kategori
- Güncel
Ergenekon ve sanatçılar

milliyet com. tr
Ergenekon iddianamesinde klasördeki dosyalar açılıp okundukça Ergenekon olayı her tarafa dağılıyor. Devletin en tepesindekilerden tutun sanatçılara kadar herkesi sarıyor dosya.
Dosyanın sarıp kucaklamadığı kurum, kuruluş neredeyse kalmayacak gibi. Basına henüz yansımayan ve sayıları bir hayli kabarık klasörlerdeki belgeleri göz önüne alırsak daha çok kişiye heyecan vereceğe benziyor.
Dosyada tarikatlarla ilgili bölüm var mı, yok mu merak ediliyor. Bunca dinlemenin arasında anlaşılan müritler, şeyhler, ulemalar, efendiler ‘ es’ geçilmiş. “Onların hiç telefon konuşması olmadı mı acaba?” diye insanın sorası geliyor. Onların sözcülerine sorarsanız, iddianamede adı geçenlerin hepsi suçlu. Hazine bulmuş gibi seviniyorlar. Konuyla ilgili haberleri verirken ses tonları değişiyor, kendilerini yargı salonunda sanarak savcı, yargıç yerine koyuyorlar. Masalarında otururlarken birer cüppeleri eksik.
Basın, klasör ve dosyalardan bulduklarıyla her gün sıraya birilerini alıyor.
Şimdi sıra sanatçılarda. Fişlenenler, adları çeşitli şekilde geçenler. Kiminin cevabı panikli, bazıları argolu, çok azı soğukkanlı. Sanatçıların cevapları veya tepkileri de değişik oluyor. Bir noktada herkes kendi seviyesi ve durumunu ortaya seriyor.
İddianamede geçenler hakkında sanatçıların basına yansıyan tepkilerinden birer cümle;
Nuri Sesigüzel, “Memleketini seven, vergisini ödeyen ve sözüne sadık biriyim”
Lale Mansur, “Düşünce suçunda aktiftim, acaba bundan dolayı mı diye düşündüm.”
İlhan Cavcav, “Ergenekon olayında bir benim adım eksikti, ben de karıştım iyi oldu.”
Hande Ataizi, “Hiç öyle bir olay hakkında yorum yapmak istemiyorum.”
Kadir İnanır, “Herkese bok atıyorlar, deli saçması bir şey.”
Ayşe Gruda, “Bu kadar suyu çıkan bir şeyi ciddiye bile almıyorum.”
Fatih Ürek, “Buna devlet büyükleri bile gülüyorlardır… Sahneme çıkar insanları eğlendiririm, ne anlarım kırbaçtan.”
Ayrıca, iğne ve çuvaldızı hep başkasına batırmış olanlar var. İğnenin ucu hafifçe kendilerine dokununca, “aa, bu kadar da olmaz ki, böyle de batırılmaz ki, ” diyorlar. Bunlar, hayatlarında daima “tuzu kuru” yaşamaya alışmış olanlar, yani olaylara duyarsız, seyirci kalanlar.