- Kategori
- Siyaset
Ergenekon ya terör örgütüyse

Ergenekon davasını 'intikam maçı' gibi gören fanatik kesim, sorgulamalara yönelik en küçük eleştiriyi bile terör yandaşlığıyla eş tutuyor. Neden? Ergenekon'u önemsek, ille de bu davanın ateşli bir savunucusu olmaktan mı geçiyor? Bana göre yaşanan süreç tarihsel yönleri ve şüpheyle bakılması gereken taraflarıyla değerlendirilmeli. Çünkü toplumsal dengelerimizi alt üst eden Ergenekon davası, eleştirel bir gözün gördüklerine yanıt verebildiği takdirde ciddiyetini koruyabilir. Asla ve asla şak şakçılıkla değil!
Elbette, Türkiye'yi kendi oyunlarının ağına düşürmek isteyen karanlık dünyanın aktörleri cezasız kalmasın. Sahipsiz ve tarifsiz acılarımız artık boğazımıza kadar dayandı. Terör ve baskıyı, toplum iradesine sahip olmanın aracı zanneden hiç kimseye tahammülümüz yok. Ama en az bu kadar, yargıyı ilgilendiren bir davanın, iktidarın otoritesini artırma mekanizmasına dönüşmesine de tahammülümüz yok. Bugün ne yazık ki, Ergenekon dalgalarıyla sokaktaki çocuğun bile dalga geçer hale gelmesi, olayın toplumsal inandırıcılığını yitirdiğinin en önemli kanıtıdır.
Nasıl yitirmesin bu dava inandırıcılığını? Siz kalkın, 2001'de ortaya çıkarılan Ergenekon Belgesi ve yüzlerce dokümanla, 7 yıl sonra soruşturma başlatın. Ünlü araştırmacı-gazeteci Saygı Öztürk, 'Belgelerle Ergenekon' kitabında, bu iddiaların ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını kanıtlarıyla ortaya döküyor. Kitapta, Ergenekon davasında tutuklanan en önemli isimlerin sorguları, savcılık tutanaklarıyla açıklanıyor.
Ergenekon Belgesi ve bugün suç kanıtı sayılan birçok evrak, ilk kez 2001'de Tuncay Güney adlı gazetecinin evindeki aramalarda ele geçiriliyor. O dönemde İstanbul Organize Suçlar Amirliği'nin sahtekârlıktan sorguladığı Güney, Ergenekon örgütleşmesi ve evinde bulunan çuvallarca belge hakkında birçok kişi hakkında suçlamada bulunuyor. Tüm bu iddialar ve dokümanlar kayda geçirilerek savcılığa gönderiliyor.
Ve nedense o gün rafa kaldırılan dosya, 7 yıl sonra indirilerek operasyonlara başlanıyor. Ergenekon'la ilgili gözaltılarda, zanlıların tümü Güney'in verdiği ifadelere dayanarak sorgulanıyor. Aynıları Güney'in evinde bulunan evraklar kanıt gösterilerek tutuklamalar başlıyor. Madem Ergenekon metni ve Güney'in evindeki belgeler suç niteliği taşıyor, neden bu gazeteciye Ergenekon soruşturması yapılmıyor? Niçin serbest bırakılıyor? Yurtdışına çıkma yasağına rağmen nasıl Kanada'ya kaçıp orada hahamlık yapabiliyor? Ve en önemlisi, neden Ergenekon'un izine rastlandığı 2001'de değil de, 7 sene sonra harekete geçiliyor?
Üstelik, tam operasyonların başladığı sırada, Tuncay Güney Kanada'dan katıldığı tv programlarında ve Saygı Öztürk'ün kitabı için verdiği röportajda, 2001'deki ifadelerinin kendisine işkenceyle imzalatıldığını öne sürüyor. O zamanki suçlamalarının uydurma olduğunu açıklayan Güney, Ergenekon'la ilintilendirmek amacıyla birçok kişiye iftira atması için kullanıldığını itiraf ediyor. Şimdi bunca şaibeye açıklık getiremeyenlerin, davada 'siyasi boyut' arayanlara kızma hakkı var mı?
Ayrıca 'terör örgütü' denilen Ergenekon'la ilgili soruşturmalarda kimseye, karıştıkları bir terör eylemiyle ilgili soru sorulmuyor. Terörün tanımına uygun bir suçun kanıtlandığı yok. 7 yıllık bekleyişin ardından, suçlamalar hep Güney'in şimdi inkar ettiği ifadelerine ve sanıkların birbirleriyle konuşmalarına dayanıyor. Bir de evlerinde ele geçirilen dokümanlara.
Yine de bir an için Ergenekon'un azılı bir terör örgütü olduğunu düşünelim. Farz edelim ki iddia edildiği gibi tüm faili meçhul cinayetlerin sorumlusu Ergenekon. O zaman daha kötü değil mi? 7 yıl önce çökertilme ihtimali olan bir örgütün yaktığı canların hesabı kimden sorulacak? Sıradan bir vatandaşın bile bildiği suçu gizlemesi yasalara aykırı iken, adaleti sağlamakla yükümlü yargı sisteminin yıllarca kulağının üzerine yatması kimseyi rahatsız etmiyor mu? Etmiyor!