​ Erken öten (!) hocanın iflahını keserler! / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Eylül '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Erken öten (!) hocanın iflahını keserler!

Erken öten (!) hocanın iflahını keserler!
 

www.kenthaber.com (fotoğrafın söz konusu haber ile bağı yoktur)


Bilmeyeniniz yoktur herhalde , ‘erken öten horozun başını keserler’ demiş atalar.

Peki, ‘ezanı erken okuyan hocaya ne yapılır?’ diye sorarsanız eğer ben de yeni öğrendim yanıtını. Döverlermiş!

‘’ Ezanı erken okudu dayağı yedi!

Bursa'nın Gemlik ilçesinde, müezzin akşam ezanını 2.5 dakika erken okuyunca halk orucunu erken açtı. Müezzinin bu nedenle tartıştığı ilçe müftüsü tarafından darp edildiği öne sürüldü.’’

Son olay Bursa ilinde yaşanmış olsa da, Erzurum, Sivas, Şanlıurfa, Trabzon, Rize ve Samsun gibi illerdeki örnekleri de hatırlayanlarınız çıkacaktır.

Geçmiş yıllardaki erken iftar kazalarının sıklığına bakınca bu konuda ipi göğüsleyen bölgemiz Karadeniz gibi görünüyor.

İster misiniz, müezzinlerin benzer dikkatsizlikleri süregelsin ve Karadeniz’in meşhur delikanlıları Temel ve Dursun, fıkralardaki şöhretlerini erkenci müezzinlere kaptırsın?

Olur mu olur! Hatta gidişatta onu gösteriyor.

Bu işin şaka kısmıydı. Okuyan herkesi gülümseteceği üzere, beni de gülümseten detaylarıydı.

Gelelim şimdi düşündüren kısmına.

Ne kadar tahammülsüz bir toplum olup çıktığımızın farkında mısınız siz de?

Sabır, anlayış, hoşgörü ve affetme/affedebilme gibi değerlerimiz, her geçen gün daha da uzaklaşıyor bizden sanki. Hele de karşılıklı tartışarak uzlaşabilmek yani her insanın aslında yapması gereken ‘konuşa konuşa’ anlaşabilmek tamamen tedavülden kalkmış gibi görünüyor.

Başta Büyükşehirlerde yaşayan insanlarımız olmak üzere, birkaç bin nüfuslu köylerimizin sokaklarına kadar yayılmış bir tahammülsüzlük ve kızgınlık hali.. Hani, dilim pek varmıyor söylemeye ama nerdeyse herkeslerde bir ‘cinnet’ hali!

Trafikte, sokakta, işyerlerinde, aile içinde yerleşmeye ve bir davranış biçimi oluşturacak şekilde üzerimize sinmeye başlamış bir garip durum yani.

Konuşmak için kullanabileceğimiz kelimelerimizin yerini küfürler, yapılabilecek tartışmaların yerini de yumruklaşmalar ve kavga dövüş almış gibi bir durum var ortada.

Tabii ki ezanlar okunması gereken vakitte okunsun. Tabii ki insanlar işlerine gereken dikkati ve özeni her zaman göstersin, gösterebilsin!

Trafikte sürücüler uyması gereken kurallara uyarak kullansınlar arabalarını. İnsanlarımız, kendilerine yapılmasını istemedikleri ve karşılığında tepki gösterileceğini düşündükleri davranışları, karşı tarafa da yapmamak konusunda özenli ve duyarlı olsun! Bunlar olmak zorunda olanlar! Yapılması gerekenler yani..

Ama yapılmaması gerekenleri bilmek ve ayırt etmekte, en az yapılması gerekeni bilmek kadar önemli bir detay bana kalırsa. Dayak, küfür, kavga, dövüş neyi çözmüş ki bugüne değin, erken okunan ezanı çözebilsin?

İnsan gibi konuşmak ve uzlaşmak dururken kavga neyin nesi? Dayak neyi çözüyor? Bunu anlamakta zorlanıyorum işte!

Özellikle de mübarek Ramazan ayında! Nefsimize hâkim olma ve irademizi zorlama konusunda kendimizi terbiye etmek için en büyük fırsatımız olan bu mübarek günlerde, hata yaptı diye birine işini dayak atarak öğretmeye kalkışmak da neyin nesi?

‘Hoşgörü’ dini olarak değerlendirilen İslamiyet’in hangi öğretisine sığdırılabilir böylesi bir ders verme biçimi acaba?

Sevaba girmek için tüm gün açlıkla terbiye etmeye çalıştığımız nefsimizi, bir başkasının yiyeceği dayakla doyurmak mıdır iman etmek?

İnsan isek eğer, gün gelecek başaracağız, gün gelecek büyük veya küçük hatalar da yapacağız! İnsanız çünkü! Hepsi bizim için..

İnsanlık yaşamaya devam ettikçe, insana dair her şey de yaşamaya ve var olmaya devam edecek. Ne hatalar bitecek ne de cezalar...Tıpkı ödüllerin ve başarıların da bitmeyeceği gibi! Her zaman hepsi olacak. Olmalı!

Ama insan olduğumuzu unutmadan, karşımızdakinin de bir insan olduğunu gerçeğini göz ardı etmeden yaşamayı başardığımızda, toplum olarak bu cinnet hallerini üzerimizden atmak daha kolay olacak diye düşünüyorum.

Haberi okuyunca, ortadaki hatalı duruma, hepimizin az buçuk yapacağı gibi hafifçe bir tebessüm ettim önce. Ama devamını okuyunca, ‘Neler oluyor bize? Ne oldu da bu hale geldik?’’ diye düşünmeden edemedim işte.

Mademki insanız, düşüneceğiz elbet! Ve düşündükçe eğrisini de doğrusunu bulacağız her işin.
Tıpkı, bir hatadan sonra o hatalı durumu düzeltmek için ne yapılması gerektiğini bulacakları gibi imamların, müezzinlerin.

Camilerin de, bizlerin de 'saatleri saatlerine uymamazlık etmesin' diyorum.

Nice kazasız Ramazanlara..

 
Toplam blog
: 126
: 1276
Kayıt tarihi
: 10.09.06
 
 

48 yıldır yaşıyorum.Gazeteciyim, müzisyenim, babayım... Önce insan ve iyi bir yurttaş olabilme çab..