- Kategori
- Güncel
Ermeni terörünün kısa tarihçesi ve Malta mahkemeleri (1)

Osmanlı Ermenileri tehcir (göç) sırasında
Ermeni terörünün kısa tarihçesi:
1890 Tiflis’te Taşnak Partisi kurulur. 1908’e kadar illegaldir. Amacı silahlı devrimdir.
1892 Taşnak Partisi bildiri yayınlar: “... Örgütlenin! Silahlanın! Bir yer ayaklandığında ya da direnişe geçtiğinde siz de aynını yapın!” Devamında Kayseri, Merzifon ve Amasya’da ayaklanmalar olur. Türkler katledilir. Avrupa devreye girer. Suçluların serbest bırakılmasını sağlarken, İngiliz gazeteleri “Hıristiyanlara vahşet” kampanyası başlatırlar. Ermeni militanlar saldırdıkça “Ermeniler katlediliyor.” kampanyaları artarak devam eder.
1895 İstanbul’da silahlı Ermeniler sokaklara dökülüp saldırıya geçer. Türkler karşılık verir. Çatışmalar üç gün sürer.
1896 Ses getirecek bir başka eyleme girişilir. Osmanlı Bankası merkez binasını havaya uçurmak için bombalar ve dinamit lokumları hazırlanır. 26 Ağustos 1896’da komitacılar, sırtlarında bomba çuvalları ve ellerinde silahlarıyla önceden belirledikleri yerlere bomba atmaya başlarlar. Öğle saatlerinde Karaköy civarı bomba ve kurşun yağmuruna tutulur. Saldırılar pek çok semtte birden başlatıldığı için güvenlik yetersiz kalır. Ermeni komitacılar Osmanlı Bankası binasını işgal ederek 157 kişiyi rehin alırlar. Rusya araya girer. Sultan Abdülhamit’ten teröristlerin bir gemi ile götürülmeleri için izin alırlar. Yüzlerce kişinin ölümünden sorumlu saldırganlar yabancı bir gemiye bindirilerek Marsilya’ya götürülürler.
21 Temmuz 1905 Tarihte ilk defa bomba yüklü bir araçla suikast girişiminde bulunurlar. 100 kilo bomba yükledikleri aracı, padişah Cuma namazını kılmak için gittiği camiden çıkarken patlatırlar. 26 kişi ölür, 58 kişi yaralanır. Sultan Abdülhamit ise saldırıdan yara almadan kurtulur.
1914 Şeriatçı Kürt-İslam ayaklanması olan Şeyh Sait isyanı Ermeniler’i de tehlike altında bırakınca isyanı bastırmak amacıyla asker gönderilir ve kendilerini korumaları için Ermenilere silah dağıtılır. Bir Ermeni gazetesi “hükümetin Ermenilere gösterdiği güven”den duyduğu memnuniyeti belirtir, gericilere karşı kendilerini savunmaları için silah dağıtıldığını bildirir. Amaç Ermenilerin Osmanlıya desteğini sağlamaktır. Ermenilere, Rusya’ya karşı savaşta Osmanlı’yı desteklemelerine karşılık, Kafkasya, Erzurum, Bitlis gibi yerlerde özerklik tanınacağı vaat edilir. Ancak, Rusya bağımsız bir devlet vaat eder.
Taşnak Partisi, İttihatçılara savaşta tarafsız kalmayı seçtiklerini bildirirken, Ermenilerin liderleri Rusya’ya başvurup Ermenileri koruma altına almalarını, altı vilayeti birleştirerek hepsinin başına Rusya’nın uygun göreceği Hıristiyan bir vali atamasını isterler. Ermenilerin Türklere karşı Ruslara yardımı kabul etmeleriyle Rusya bu teklifi hemen kabul eder. Tiflis’teki Ermeni Konseyi bildiri yayınlayarak “Kanlarını Rus zaferi için akıtmaya hazır olduklarını” bildirirler.
Türkiye’deki Ermeni komitacıları gönüllü birlikleri oluşturup Kafkasya’ya gönderilir. Her biri biner kişilik dört gönüllü birliği kurulur ve askeri eğitim verilir. Bundan sonra katılacak olanların da Osmanlı’ya karşı savaşta öncü birlikleri oluşturması planlanır. Gelen istihbarat bilgileri Ermenilerin niyetleri konusunda kuşkuları artırır. Binlerce Ermeni gönüllünün Muş, Bitlis, Van ve Erivan’a gittiği öğrenilir. Rusya’dan silah almak amacıyla yazılmış mektuplar ele geçirilir.
[Ermenistan Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı Hovannes Katchaznoui’nin 1923’te Bükreş’teki Taşnak Partisi’nin toplantısında yaptığı konuşma o dönemde Batılı devletler ve Rusya tarafından Ermenilere vaat edilenin büyüklüğünü ortaya koymaktadır. Sınırlar o kadar geniş tutulmuştur ki, gerçekleşme olasılığı lotoda büyük ikramiyeyi kazanma şansından daha azdır: “ bir yönü Karadeniz’e, bir yönü Akdeniz’e, doğusu Hazar’a açılan ‘Büyük Ermenistan”. Aynı konuşmada, Ermenilerin bu konuda ellerinden geleni yaptıklarını “ayaklanma, terör, savaş, saldırı, savunma, parti kurma, devlet kurma” gibi bütün yolları denediklerini de belirtir.]
24 Ekim 1914 Rusya’da eğitilmiş ilk Ermeni gönüllü birliklerinden biri Van üzerine harekete geçer. Ancak daha ulaşamadan Türkler tarafından durdurulur. Aynı gün Rusya Osmanlı İmparatorluğuna savaş ilan eder. Ermenilerin ardında Ruslar gelir. Van’ı işgal edemezler ama Saray ve Başkale kasabaları düşer. Ermeniler Müslümanların evlerini yağmalar. Ama sonra Türkler karşı saldırıya geçer, Başkale’yi geri alır, yakaladıkları Ermenileri öldürürler.
Bu dönemde Enver Paşa, Sarıkamış Harekatı olarak bilinen 120 bin kişilik, kışlık giysisi ve yeterli yiyeceği olmayan orduyu savaşmak üzere Doğu Anadolu Dağlarına sevk eder. Harekat Sarıkamış faciası olarak tarihe geçer. Bazı kaynaklara göre 90 bin, bazılarına göre 70 bin asker ağır kış şartlarında donarak hayatını kaybeder. Osmanlı’nın bölgedeki askeri direniş gücü zayıflar.
Bu arada yer yer isyanlar çıkmaya devam eder. Örneğin Erciş’te de 2 bin Ermeni silahlanarak dağa çıkar. Bu arada işgal altındaki ülkede savaşlar beş cephede birden devam etmektedir. Ermeni çetelerinin çalışmaları Doğu’da savaşan III. Ordu, Suriye’deki IV. Ordu ve Irak’taki VI.Orduya savaş malzemesi ve takviye getiren yolları tehdit etmeye başlar. Savaşabilecek nüfus cephelerde savaşa gönderildiği için güvenlik yok denecek kadar azdır. Ermeni çetelerinin erkekleri savaşta olan savunmasız köylere saldırıları ve isyanları ile asker kaçaklarının Ermeni köylerine saldırıları birbirini izler.
25 Şubat 1915 Tüm ordu birliklerine telgraf çekilerek, Halep, Dörtyol ve Kayseri’deki Ermeni tehdidinin Rusya ve Fransa etkisiyle büyüdüğü, gerekli tedbirlerin alınması gerektiği bildirilir. Ayrıca ordu içindeki Ermeni askerlerin komuta merkezlerinden uzaklaştırılması talimatını da verilir. Bu arada karların erimesini bekleyen Rus askerleri ile birlikteki Ermeni gönüllü birlikleri Van’a doğru harekete geçerler.
14 Nisanda Van’daki Taşnak ayaklanması başlar. Ayaklanan Ermeniler Müslümanları katletmeye başlar. Rus-Ermeni birlikleri bir ay kadar sonra Van’a ulaştıklarında kalan işi tamamlarlar: Çocuk, kadın dahil olmak üzere, 30 bin kişi, tüm Müslüman nüfus iki gün içinde yok edilir. Van’da devlet ilan edilir ve nüfusu kısa sürede 250 bini geçer. Ancak Osmanlı kuvvetleri temmuzda Ruslardan ve Ermenilerden Van’ı geri alır. Çekilen düzenli Rus birlikleri ile birlikte on binlerce Ermeni Kafkasya’ya doğru yola çıkar. Devamında, Erzurum, Bayburt, Doğubeyazıt ve Tortum isyanları çıkar. Bunun üzerine hükümet tarafından Ermeni komitalarının kapatılmasına ve evraklarına el konulmasına, başkan ve üyelerinin tutuklanmasına karar verilir. 2345 Ermeni komitacı bu karar gereğince tutuklanır. (Kararın tarihi olan 24 Nisan daha sonra “Ermeni soykırım günü” olarak kabul edilmiştir.)
27 Mayıs 1915Gerçekte tehcir kararı bu tarihte alınmıştır. Buna göre, askeri komutanlara casusluk veya hainlik hissettiklerini tek tek veya grup olarak bir başka yere gönderme yetkisi verilir. Bu karara göre ancak savaş sona erdiğince bu insanlar tekrar eski yerleşme yerlerine dönebileceklerdi. Hükümet kararının ve kanunun ardından talimatnameler hazırlanır.
Göç edenlerin yol güvenliklerinin ve ihtiyaçlarının karşılanması, geride bıraktıkları mallarına zarar gelmemesi için gerekli tedbirlerin alınması gerektiği yerel yöneticilere bildirilir.
Ancak düzenli birlikler zaten cephelerdedir. Yerel yöneticilerin elinde bir kaç jandarma vardır. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve sakatlar kalmış olan Türk köylerinin tamamı da savunmasızdır. Jandarmadan hem kafilelerin hem de köylerin güvenliğini sağlamaları beklenmektedir.
Göç edenlerin yanlarında kıymetli eşyalar bulunduğu dedikodusu, asker kaçaklarının oluşturdukları çetelerin saldırıları, Ermeni isyanlarından zarar görmüş olanların intikam alma arzuları ve erkekleri savaşta olan köylere Ermeni çetecilerin ve kaçakların saldırıları on binlerce masum Ermeni’nin ve Müslüman’ın ölümüyle sonuçlanır.
Bunun dışında açlık, yokluk, salgın hastalıklar kayıpların en büyük nedenidir. Savaşmak için bir yerden bir başka yere gönderilen ordu birliklerinin bile dörtte biri bu nedenlerle hayatlarını kaybediyorlardı. Ermeniler de aynı koşullarda aynı zararlara uğramışlardır. Bunun dışında çok sayıda Ermeni zaten Avrupa, Rusya ve ABD’ye kaçmış, bazı illerde, karar alınmasına rağmen, yerli yöneticiler tarafından tehcir uygulanmamıştır.
Tehcir uygulaması 4 Ekim 1916’da durdurulur.
Osmanlı istatistiklerine göre 1912 yılı Ermeni nüfus toplamı 1milyon 300 bin, 1921 senesinde ise 1 milyon 25 bindir. Aradaki fark yaklaşık 300 bindir. Ancak bu büyük vaatlerle kandırılan Ermenilerin nüfusu hemen hemen hiç bir ilde yüzde beşten fazla değildir. Osmanlı topraklarında yaşayan toplam Ermeni nüfusu -1919 Versay Barış Konferansında Ermeni Heyeti Başkanı olarak katılan- Bogos Nubar Paşa’nın verdiği bilgiye göre ise, 1.018.000 dir. Hangi bölgeye ne kadar Ermeni yerleştirildiği de belirtilen mektubuna göre, 600-700 bin Ermeni’nin yerleri değiştirilmiş, bunların 360 bini yerlerine varmışlardır. Buna göre yaklaşık 300 bin kişilik bir kayıp söz konusudur. Aynı mektupta Bogos Nubar Paşa” Ermenilerin kayıpları çok olmasına rağmen, Türklerin kaybı Ermenilerinkinden az değildir.” demiştir. (Bogos Nubar Paşa, 30 Ocak 1919 tarihinde “The Times of London” a gönderdiği mektupta ise, Ermenilerin savaş boyunca Türklere karşı müttefiklere yardım ettiğini, 5.000 gönüllünün Fransız zaferi için general Allerby komutasında savaştığını, 150.000 Ermeni’nin Ruslarla birlikte Türklere karşı savaştığını, toplam 4 buçuk milyon Ermeni’den 1 milyonunun bu uğurda öldüğünü belirtir. Bu hesaba göre ise, kalan Ermeni sayısı 3 buçuk milyondur?!) Anılarında Talat Paşa: “Esas itibarıyla askeri bir tedbirden başka bir şey olmayan tehcir, vicdansız ve karaktersiz insanların elinde bir facia halini almıştır. Maksadım bu hareketlerin çirkinliğini gizlemek değildir.” der. Talat Paşa’ya göre, bu çatışmalarda ölen Müslümanların sayısı ise, 600 bindir. (Birinci Dünya Savaşında Türkiye’de hayatını kaybeden Müslüman sayısı 2, 5 milyondur.)
Bu göç ettirme hareketinin mimarı olan İçişleri Bakanı ve Sadrazam Talat Paşa yer değiştirme işlemi bittikten sonra Bakanlığa bağlı “Yerleşim, Aşiretler ve Göçmenler Müdürlüğü”ne sonuç listeleri hazırlatır. Bunların birer nüshasını özel arşivine alarak saklamıştır.[1] Birinci derecede kaynak olan bu belgelere göre, 23 il ve idari birimde yer değiştirme yapılmıştır. Yine bu belgelere göre, sürgüne gönderilen Ermenilerin toplam sayısı 924 bin 156, tehcir edilen Ermenilerden 15 il ve 3 küçük yerleşim biriminde kalan terk edilmiş binaların toplam sayısı 41.117 adettir. İddia edildiği gibi Ermenileri toplayıp çöllere göndererek onlardan kurtulmak gibi bir amaç ve bunu kanıtlayacak hiç bir belge yoktur. Yapılan, güvenlik gerekçesiyle, bulunduğu yerde olay çıkaran nüfusun bir kısmının geçici olarak bir başka yere gönderilmesidir. Örneğin, Sivas’takiler, Suriye, Maraş, Kayseri, Ankara’ya gönderilirken, Sivas’a Trabzon, Erzurum, Kayseri’den getirilen Ermeniler yerleştirilmiştir. Van’daki Ermeni nüfusun bir kısmı İzmit’e, İzmit’teki Ermeni nüfusunun bir kısmı Kütahya’ya gönderilmiştir. Cephedeki orduya arkadan saldırıların olduğu ve yoğun çatışmaların olup, isyanların çıktığı Erzurum, Bitlis, Van, Diyarbakır, Elazığ ve Trabzon’daki Ermeni nüfusun tamamı olan toplam 471 bin kişi Ankara, Maraş, Suriye, Sivas, İzmit, Adana vs. gibi başka illere göç ettirilmiştir. Tek tük olayların çıktığı bölgeler kapsam dışı tutulmuş, olaylara sebep olan tek tek kişiler seçilerek sürgüne gönderilmiş, kalan Ermeni nüfusuna dokunulmamıştır.
1917 Bolşevik devriminden sonra yeni Rus hükümeti Çarlık Rusya’sının anlaşmalarını tanımadığını açıklar ve Rus askerleri Anadolu’dan çekilmeye başlanır. Ekim devrimi sonrasında SSCB ve Ermenistan Sosyalist Cumhuriyeti kaynakları “Büyük Felaket”ten söz eder. Halkların birbirine kırdırıldığını öne çıkarır ve bir soykırımdan söz etmez. (Ancak Sovyetler dağıldıktan sonra, Türki Cumhuriyetler olan Azerbaycan, Tacikistan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızıstan ile Türkiye’nin arasında Ermeni veya Kürt Devleti veya her ikisi birden tampon bir devletin varlığı işine geldiği için, Rusya da “soykırım” yasasını kabul etmiştir. )
1919 Paris Konferansında, her ikisi de Osmanlı paşası olan, Ermenilerin temsilcisi olarak Bogos Nubar Paşa ve Kürtleri temsilen katıldığını iddia eden Şerif Paşa ortak bir noktaya ve çözüme ulaşmak istemişler ancak, Doğu Anadolu her ikisi için de vazgeçilmez olduğu için görüşmeler sonuçsuz kalmıştır. Ayrıca Türkiye’deki Kürtler mektup gönderip Şerif Paşa’yı kendilerinin temsilcisi olarak kabul etmediklerini, Kürtleri öldüren Ermenilerle herhangi bir anlaşma istemediklerini bildirmişlerdir.
1922 Lozan Konferansında Ermeniler yayınladıkları bildiride sözü geçen bölgelerde Ermenilerin ve Kürtlerin çoğunluğu oluşturduğunu, Türklerin azınlık olduğunu söyleyerek bir ara çözüm bulmaya çalışmışlardır. Ancak Ermenilere sempati ile bakan bir kaç Kürt aşiretin varlığına rağmen düşman olanlar da vardır. Bu yüzden bu yöndeki çabalar da çözümsüz kalmıştır.
Atatürk, Nutukta bu konuya değinir. 1920 yılında yaşananları anlatır. Tehcirden, bazılarına göre “soykırım”dan sonraki yıllarda da, Ermeni çetelerinin hala enerjik bir şekilde Müslümanlara saldırılarının devam ediyor olması ve Türklere ait yerleşmeleri ele geçirecek silahlı güce sahip olması, zavallı ve yok edilmiş halk iddialarına hiç de uymayan bir başka manzara oluşturmaktadır. Nutuktan bir bölümü birlikte okuyalım:
“Yüksek hey’etinizce de bilinmektedir ki, Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan beri Ermeniler, gerek Ermenistan içinde, gerek sınıra yakın yerlerde, Türkleri toplu olarak öldürmekten bir an geri durmuyorlardı. 1920 yılının Sonbaharında Ermenilerce yapılan zulümler dayanılmaz bir kerteye geldi ve Ermenistan seferine karar verildi. 9 Haziran 1920 tarihinde, Doğu bölgesinde geçici seferberlik ilan ettik. 15’nci Kolordu Komutanın Kazım Karabekir Paşa’yı Doğu Cephesi Komutanı yaptık. 1920 Haziranında, Ermeniler, Oltu’da kurulan, mahalli Türk yönetimine karşı hareketle, o bölgeyi ele geçirdiler. Dışişleri Bakanlığımız tarafından Ermenilere 7 Temmuz 1920’de bir ültimatom verildi. Ermeniler aynı şekilde hareketlerine devam ettiler. Sonunda, seferberlikten üç buçuk dört ay kadar sonra, Ermenilerin Kötek, Bardiz bölgelerinde toplanan kuvvetlerimize taarruzu ile savaşa başlandı.
Ermeniler, 24 Eylül 1920 sabahı Bardiz cephesinden baskın şeklinde yaptıkları genel bir taarruz ile başarıya ulaştılar.(...) Ermeniler geri püskürtülüp girdikleri bölgelerden atıldılar. Ordumuz 28 Eylül sabahı ileri harekete geçti.” (Nutuk, s.331-333)
Özellikle 1950’lerden sonra “Ermeni soykırımı” iddiaları sıkça gündeme gelmeye başlar. Rakamlar gittikçe artarak, dünyadaki o zamanki toplam Ermeni nüfusundan bile fazla olarak, 2, 5 milyon, hatta 3, 5 milyon Ermeni’nin öldürüldüğü gibi gülünç iddialar ortaya çıkar.
Daha sonraki dönemde, “Soykırım olmamıştır.” diyenler, karşılarına iddiaları destekleyecek geçerli kanıtlar çıkarılarak değil, şiddet kullanılarak susturulmaya başlanır.
1975-1984 yılları arsında Ermeni terör örgütü ASALA tarafından dünyanın çeşitli yerlerinde görev yapan, 41 Türk diplomatı ve yakını öldürülür.
1985’de birden Ermeni terörü kesilerek işbirlikçi Kürtler (PKK) devreye sokulur
[1] 23-25 Nisan 2006 tarihli Hürriyet gazetesinde bu belgelerin bir kısmını yayınlamıştır.