​ Ertuğrul Özkök: "Yağmurlu bir gündü" / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Ertuğrul Özkök: "Yağmurlu bir gündü"

Ertuğrul Özkök: "Yağmurlu bir gündü"
 

Bu dünyada herkesin mutlaka yağmurlu bir günü vardır. Islanmıştır yağmurda. İpincecik tabanlıysa ayakkabısı üşümüştür ve ayaklarına da yağmur suları dolmuştur. Şemsiyesi de yoksa ağlayan gökyüzünün sularıyla sırılsıklam ıslanmıştır.

Yağmurun yağışını evdeyken pencereden seyretmek güzeldir. Ama yağmur altında ıslanarak yürümek zordur. Arabaların su birikintilerini üzerimize sıçratmaları ise sinirlerimizi bozar. Yapacak birşey de yoktur; küfürbazsan küfredersin, sinirliysen kızarsın, bağırırsın şoförün ardından; bu köü durumların alışmış sabırlısıysan da susarsın, sineye çekersin.

Yağmurun en fena haliyse evlere, işyerlerine dolan halidir. Ev berbat olur; o güzelim eşyalardan hal kalmaz. Bir anda hayata küser isyan edersin.

Yağmur halleri bunlar!..

Ve her insanın kendine göre bir yağmuru ve yağmurlu bir günü vardır. Anılar galerisinde durur. Ağlarken hatırlanır belki de...

Ertuğrul Özkök'ün de yaşanmış yağmurlu bir günü var. Bugününü Özkök; 25 Eylül 2008 Perşembe günü Hürriyet'teki köşesinde yazdı. Aslında bu yağmurlu gün, Ertuğrul Özkök'ün değil; O'nun arkadaşlarının yağmurlu günü. Yazıyı yağmurla birlikte sevmiştim. Öylece bir kenarda duruyordu. Şimdi siz de okuyun bu yağmurlu günü; sonra da yağmuru ve yağmurlu günlerinizi düşünün derim.

Bu sene yağmurlar İstanbul'a erkenden yağmaya başladı. Sağanakça... Islatan... Ne zaman yağacağı ve duracağı belli olmayan yağmurlar... İstanbul'u yıkayıp temizleyen, barajlarını dolduran yağmurlar...

Gelelim Özkök'ün yazısına:

Yağmurlu bir gündü

1995'in temmuz ayıydı. Bir öğleden sonra telefonum çaldı.

Dışarıda acayip bir yağmur vardı.


Önümüzdeki TEM yolu dereye dönüşmüştü.

Arayan Sabah Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni Zafer Mutlu'ydu.

"Ertuğrul, hep birlikte Hürriyet'e doğru yürüyüşe geçtik" dedi.

Sesinde şakacı bir ton vardı, ama ne olduğunu anlamadım.

Devam etti:

"Camdan dışarı TEM yoluna bak."

Baktım ve şaşkınlıktan "Hay Allah" sesi çıktı.

Gerçekten de Zafer Mutlu önde, arkasında 25'e yakın insan, ellerinde dosyalarla TEM yolunu ayıran bariyeri aşmaya çalışıyorlardı.

Hepsi sırılsıklamdı.

"Sabah'ın binasını su bastı. Yandaki dere taştı ve bütün arşivimiz gitti. Elektrik ve bilgisayar altyapısı çöktü. Gazeteyi yapamıyoruz. Bize bir kat açarsanız gazeteyi orada yapabiliriz."

O günlerde Sabah'la aramızda kıyasıya bir savaş var.

Bir gün onlar bizi manşete koyuyor, bir gün biz onları.

Durum böyle, ama bir saniye bile düşünmeden, "Tabii Zafer. Bir katı hazırlıyoruz. Hemen gelin, arkadaşlar bütün istediğiniz desteği verecek" dedim.

Dedim ama içimde ağır bir duygu...

Kendi kendime "Patrona danışmadan böyle bir kararı nasıl verirsin" dedim.

Hemen Aydın Bey'i aradım ve durumu anlattım: "Size danışmadan böyle bir şey söyledim, umarım yanlış yapmamışımdır."

Aydın Bey, "Ne diyorsun Ertuğrul, başka ne cevap verecektin, tabii ki yardım edeceksin. İstedikleri kadar kalsınlar, her türlü yardımı yapın" dedi.

Çok çabuk organize oldular ve daha o akşam gazeteyi kendi kendilerine yapma yolu buldular.

* * *

Geçen hafta Başbakan Erdoğan'ın "Hürriyet'i almayın" kampanyasını başlattıktan sonra gelişen olaylara baktım.

Daha düne kadar birbirimiz hakkında demedik laf bırakmadığımız gazeteciler, yazarlar boykota karşı çıktılar.

Sadece karşı çıkmakla kalmadılar, bu düşüncelerini çok cesur yazılarla dile getirdiler.

Okurlarımızdan müthiş bir destek gördük.

Dahası, Hürriyet almayan insanlardan müthiş destek mesajları geldi.

Bu bana çok umut verdi.

Gerçek demokrasi, işte böyle anında reflekslerle kuvvetleniyor.

* * *

Tabii düne kadar rakip gördüğümüz meslektaşlarımızın bu dayanışma duygusu bizlere de görevler yüklüyor.

Yarın bir gün onların başına benzer baskılar, zorlamalar geldiğinde bizlere de nasıl davranmamız gerektiğini gösteren iyi bir kullanma kılavuzu var artık elimizde.

Başbakan'ın bu tavrı, hepimize demokrasinin şu muhteşem kuralını gösterdi:

Bir partiye, bir lidere oy vermek, ruhunu ona satmak anlamına gelmiyor.

O oy, her konuda bozdurulup harcanacak bir açık çek veya her alışverişte kullanılacak bir genel vekáletname değil.

* * *

Bütün bunlar çok güzel şeyler.

Ama son günlerde mesleğimiz açısından hüzün verici gelişmeler de oluyor.

Mesela, bazı gazetelerin yazı işlerinde çalışan gazetecileri, yazarları, patrona şikáyet etmek alışkanlığı başladı.

"Patron iyidir, mutfak kötü" sloganı ne patronlar ne de çalışanlar açısından övünülecek bir şeydir.

Kendini, "Bizler iyi Türkler ve iyi Müslümanlarız" diyerek tarif edip, sevmediği, fikrini beğenmediği gazetecileri "68 artığı kötü solcular" olarak niteleyen kişiye demokrat denebilir mi?

Bunlara bakınca, "Demek ki soğuk savaşın ilkel düşmanlığı genlerine işlemiş" diye düşünüyorum.

Bir de sınıflardaki müzevir çocuklar aklıma geliyor.

Bugüne kadar o müzevirlerden hiçbirinin hayatta başarılı bir insan olduğunu görmedim.

Dün bu yazıyı yazarken aklıma yine Ajda'nın o muhteşem şarkısı geldi:

"Yağmurlu bir gündü..."

Ve bizler o kavga içinde bile, birbirimizi "Kötü solcular" diyerek patronlara müzevirleyecek kadar küçülmemiştik... (Ertuğrul Özkök 25 Eylül 2008 Perşembe; Hürriyet.)

Özkök'ün sözünü ettiği Sabah-Hürriyet kavgasını bugün gibi hatırlıyorum. Sabah'ın bir yağmur sonrasında gazetesini Hürriyet tesislerinde çıkardığını da hatırlıyorum. Yağan yağmurun böyle halleri de varmış; kavgalı olanları da barıştırırmış yağmur...

Daha kimbilir ne çok halleri vardır yağmurun. Mesela oturduğum evin balkon demirine ne zaman yağmur yağsa iki tane kara karga gelir tüner. Yağmur durunca da uçup giderler. Hayatımın son on yılındaki tek misafirim de onlar. Ürkekler, insanlara güvenmiyorlar; ne kadar dost olmaya çalışsanız da olmuyorlar. Kendi dünyalarına kimseyi almıyorlar. Hep yağmur yağsın istiyorum ve o iki kara karga da gelip o balkon demirine konsun diyorum.

Demek ki yağmurlar yalnızca ruhları değil, vicdanları da ıslatıyor. Gözyaşı ile özdeştiği için de hüzünlü bir sevgiyi çağrıştırıyor. Yağmur işte.. İnsanı halden hale koyar... Pencereden bakarsan güzeldir; sırılsıklam ıslanırsan da başkadır.

Bir gün pencereden bakarsanız yağan yağmura; kızdığınız bütün insanları affedin.İçinizden barışın onlarla... Sevginin, hoşgörünün ne kadar güzel bir duygu olduğunu ayrımsayın. Islandığınız bir günde ise yağan yağmur altında; gökyüzünün ağladığı gibi ağlayın siz de; "bu yerkürede neden mutlu değil insanlar?!.." diyerek...

Yağmur güzeldir... Ağlamak güzeldir... Hoşgörülü olmak daha da güzeldir...

fot.www.sonsayfa.com



 
Toplam blog
: 323
: 2029
Kayıt tarihi
: 04.09.06
 
 

Yaşanan her hayat en iyi hayattır; yeter ki içinde kötülük olmasın!.. ..