- Kategori
- Öykü
Esinti

Topallayarak, ağır aksak ilerledi, kükürtlenmiş üzüm bağının içinde. Artık omzuna ağır gelen tüfeğini on metrede bir değiştiriyordu birinden diğerine. Pişman oldu sürülmüş tarla içinden yürüdüğüne, bir elli metre fazladan gidip yola çıkacağına kendine bu eziyeti reva gördüğüne kızdı. Arada elini beline koyup derin nefesler çekmek için başını göğe doğru kaldırıyordu. Biraz daha yürüdükten sonra vardı dere kenarına. Derenin içine doğru uzanan geçiş yolunun tümseğine oturdu, özenle yerleştirdi tüfeğini yanı başına. Asmalara sürtünen pantolonu sırıl sıklam olmuştu yağan çiğden, uçuşan tozların yapışmasıyla çamur sıvanmış gibi görünüyordu. Öylesine bir silkeledi ama bir şey değişmedi görüntüde.
Yeni yeni mızırdanmaya başlamıştı ağustos böcekleri, iştahsız yarım yamalak cırıldayıp kolayca susuyorlardı sabah serinliğinde. Dereye doğru dönüp baktı, gelen esinti ve karanlık görüntü içini ürpertti. Yüzünü yükselmekte olan güneşe doğru döndü. Nefesine odaklanıp normale dönmesi için daha derin nefesler almaya çalıştı.
…
Kadın yalvarıyordu; “ne olur yapma”. Dinlemedi bile ne dediğini, hızlı ve kesik solumaları eşliğinde sürükledi onu dere yatağına.
…
Aksak bacağının sızladığını hissetti, kuvvetlice sıvazladı. Özenle rahat edeceği bir pozisyona yerleştirdi. Nefesini normal temposuna düşürmeye yeltendi ama ciğerleri müsaade etmedi, hızla inip kalkmak istiyordu hala göğsü. Beş adım ötesindeki çalılıktan bir karatavuk öyle bir patırtıyla ve bağırarak kalktı ki, tüfeğine uzanmakla yere yatmak arasında bir hareketle inleyerek yuvarlandı. Uçup giden kuşun ardından şöyle bir bakıp, tıslayarak dizlerinin üzerine doğruldu.
…
Durmadan koştu, gittikçe uzaklaştığı inleyerek ağlama sesini duymayana kadar.
.
Bir silah sesi duydu, ne yandan geldiğini anlamaya çalıştı önce, sonra bıraktı kendini toprağın üstüne, sızlayan dizini aldı avuçlarının arasına. Göğsü hala hızla inip kalkıyordu. Güneş aldı gözünü, kapadı. Dereden serin bir esinti geldi yüzüne, dönüp baktı. İleride bir karatavuk öttü.