Eski MB'nin "zenci"leri yeni MB'de de "köle"liğe devam mı edecekler? / Blog / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ağustos '11

 
Kategori
Blog
 

Eski MB'nin "zenci"leri yeni MB'de de "köle"liğe devam mı edecekler?

Eski MB'nin "zenci"leri yeni MB'de de "köle"liğe devam mı edecekler?
 

Aslında eski MB'deki ayrımcılığın zencilikten de öteye bir anlamı vardı. Çünkü zenci köleliğe mecbur bırakılmıştır; istese de köleliği bırakmak gibi bir şansı yoktur. Azat edildiğinde ancak kurtulabilir... 

Oysa eski MB'nin zencileri "gönüllü köleler"di. Geldikleri gibi gitme şansları da vardı. Tabii ki "iki kapılı MB hanında" birinci kapıdan "mehter marşıyla" girip ikinci kapıdan "İzmir marşıyla" koşar adımlarla kaçanların çetelesini tutmak neredeyse imkansızdı. Nasıl olsa arkası kesilmiyordu; üç adımda MB üyeliği için giriş kapısında izdiham vardı ya! 

Benim sözüm MB'nin "Züleyha"ları ile ilgilidir. Ümitsiz ve karşılıksız bir sevda, bir kölelik. Kendi kendimize hayaller kurarız, maşukumuzu yücelttikçe yüceltiriz, onun da bizi sevdiği hayaliyle kendimizden geçeriz ama her defasında "farkındasızlıkla", "refüzeyle" karşılaşırız, Hz. Ali'nin "zülfükarı" gibi "ret" ise her zaman başımızın üstünde sallanmaktadır. Açıktan reddediliz, rencide ediliriz, dahası "Yusuf" umuz yeni sevgilisiyle arzı endam eder; hayallerimiz, gururumuz paramparça olur, kendi kendimize "artık bu aşk burada bitti" deriz, amma ve lakin bu aşktan vazgeçmek imkansızdır. Eve gideriz, Yusufumuzu haklı çıkartacak, kendi kendimizi kandıracak bir sürü mazeretler üretiriz: "Aslında öyle demek istemedi...", "Yusuf buna mecburdu", "Dili öyle söylüyordu ama o bakışlar neydi ya!", "Yok yok... belli etmiyor... Yusuf da bize aşık" deyip hiçbir şey olmamış gibi "Züleyha"lığa devam ederiz. 

"Adalet mülkün temelidir", "Zulüm ile abad olanın ahırı berbad olur" atasözleri her toplum için geçerlidir. Gerçekten de ayrımcılık, haksızlık olan bir yerde huzuru sağlamak, başarılı olmak, ileriye gitmek imkansızdır. Bu, blog sitesi de olsa böyledir. Böyle bir ortamda sadece mağdurlar değil ayrımcılık yapılanlar da huzursuzdur. Bol "tık"lara ve yağmur gibi yağan yorumlara alışıp "köşe yazarı modu"na girmiş yazarların, tık ve yorum işlerinin "kesat" gitmesiyle bir anda "attan inip eşeğe binme" duygusunu yaşadıkları görülmektedir. Nitekim MB'de en çok avazı çıkanlar, en çok şikayetçiler yine güvenilir üyelerdir. Zeynep Gülay Kibaroğlu'nu saymazsak, diğer gariplerimin sesleri bile çıkmıyor... 

Bundandır Ümit Çulduz'un Nelson Mandela"lığa soyunması. Çok garip değil mi? Ümit Çulduz zenci olmadığı halde bir numaralı zenci savunucusu! Neden acaba? Çünkü MB zencilerinin huzursuzluğu onun da huzurunu bozuyor da ondan. 

MB her geçen gün eski canlılığını, ihtişamını kaybediyor. "Her kemalin bir zevali vardır" atasözünde olduğu gibi MB kemalini yaşayamadan zevale geçti. Neydi o yorumların havalarda uçuştuğu, bir günde 1000'i 2000'i geçen yazılar bolluğu! MB, Türkiye'nin bir numaralı tartışma platformuydu. MB'nin bu statüsü her yıl tesçilleniyordu. Bugün o yorumlardan da, o tıklardan da eser yok. Sanki MB terkedilmiş bir gemi gibi... Ya da anasını kaybetmiş arı kovanı gibi... Kovana tek tük arılar girip çıkıyor ama onlar da kovanda kalmış balları yemeğe gelmiş yağmacı arılar! 

Osmanlı'nın çöküşünü Kanuni döneminde aramak gibi, MB'nin geri gidişi de o ihtişamlı günlerde belliydi. Ama birileri bunu görmek istemediler, devekuşu gibi başlarını kuma gömmeyi tercih ettiler. Yazdıkları bloglarla Türkiye'nin bugünü ve yarını hakkında ahkam kesen bazı bloggerlar da, yazılan toplam blog adetini ve toplam okunma oranlarını ileri sürerek MB'nin hala zirvede olduğundan dem vuruyorlar. Bu, yönetime yağcılık değilse eğer, gaflet ve dalaletin danıskasıdır! Bu kadar basit bir gerçeği göremeyen biri, Türkiye hakkında nasıl ahkam kesebiliyor ki? 

Ümit Çulduz "MB faaliyet raporu"nda toplam blog sayısının hangi kalemlerden oluştuğunu ayrıntılı olarak açıkladı. Toplam okunma oranları da "Bugün en çok okunanlar" listesinden belli olmuyor mu? 2006'da, 2007'de yazılmış "Eski tanrılar", ile "Şeyin büyükse yaklaşma" vs yazıları. Hepsi de eski yazılar; google'dan okunuyorlar. Yani anlayacağınız MB "sermayeden" tüketiyor! 

Geri gidişle ilgili yaklaşık bir yıl önce bir blog yazdım ve yönetimin dikkatini çekmek istedim. Geçtiğimiz günlerde peş peşe iki blog daha yazdım. Tabii ki sizler bu blogların hiçbirini okuyamadınız. Çünkü ben güvenilir üye değildim. Geçtiğimiz yıl "konjonktür", geçtiğimiz günlerde de "yanlış değerlendirdiğim" gerekçe gösterilerek yazılarım reddedildi. 

İşte size somut "ayrımcılık", "haksızlık" göstergesi. Aynı konularda çok daha ağır eleştirel yazıları Ümit Çulduz, Beran Uzer vs yazabilirler ama bizler, zinhar yazamayız. Bizlerin ne haddine, daha güvenilir üye bile olamamışız! Güvenilir üyelerin yazıları otomatik olarak yayına girmekte ve afişe olmaktadır; geri çekmek daha büyük bir sorun demektir. Oysa bizim yazılarımız gariban işçilerin vergileri gibi "kaynakta" kesilmektedir. 

Kaldı ki yanlış değerlendirme de olsa, yazının yayınlanmasından ne zarar olabilirdi ki? Yazı tartışmaya açılır, eğer bir yanlış değerlendirme varsa bunu yapan yanlışıyla baş başa kalırdı. MB'nin geleceğiyle ilgili, yani bizleri doğrudan ilgilendiren bir konuda bizlerin hiç mi söz söylemeye hakkımız yoktur! 

Geçtiğimiz yıl yazdığım ve reddedilen yazımın başlığı "Milliyet Blog irtifa kaybetmeye devam ediyor" idi. MB'nin irtifa kaybettiği bugün için artık rakamlarla sabittir. Bunun tabii ki bir çok sebebi olabilir. Bununla ilgil patronaj sorunları, facebook ve twetter etkileri, konjonktür vs gibi nedenler sayılabilir. Ama bana göre esas nedeni, MB yönetiminden kaynaklanan hizmetlerin zamanında yerine getirilmemesi, tamamlayıcı unsur olarak yorum ve yorum cevaplarındaki aksaklıklar ve de yukarıda bahsettiğim ayrımcılık oluşturmaktadır. 

Büyük bir heyecanla ve emekle yazılan yazıların günlerce bekletilmesi, o yazıların reddedilmesi ya da güncelliğini yitirdikten sonra yayına girmesi, yorum ve yorum cevaplarının da benzer uygulamaya tabi tutulması, bloggerların psikolojilerini olumsuz etkilemekte ve yazma azmini kırmaktadır. Bu olumsuzluk güvenilir olmayan üyelerle sınırlı kalmayıp bütün MB'yi de etkilemektedir. 

İlk ve tek göz ağrısı olarak MB'ye karşılıksız bir aşkla bağlanmış olan ben ve benim gibi üyeler umutla ve ısrarla bir düzelme beklerken durumun daha da kötüye gitmesi bizleri üzmektedir. 

4 yılı aşkın bir süredir MB'de siyaset ve güncel ağırlıklı yazılar yazan biri olarak tek kazanımım yazılarımın zengin bir yakın tarih arşivi oluşturmasıdır. Yeni yazılarımı yazarken önce kendi yazı arşivimden yararlanıyorum. Ama yazacak çok şeyim olmasına rağmen artık içimden hiç yazmak gelmiyor. Çok mecbur kalmadıkça da yazmıyorum. Tek kazanımım gibi tek üzüntüm ve tek kaygım da arşivimin eksik kalmasıdır. 

Bunun içindir ki yeni MB'yi umutla bekliyorum. Her ne kadar içerik kadar şekil de önemliyse de ve çoğunluk gibi şekili benim de beğenmem söz konusu değilse de, yine de yeni MB'ye şans tanımak istiyorum. Olumsuz gelişmelere karşı ilgisiz gibi görünülen, adeta MB'nin gözden çıkarıldığı izlenimi uyandırılan bir ortamda, büyük bir emek verilerek MB'nin baştan sona yeniden dizayn edilmesini anlamlı buluyorum ve önemsiyorum. Bunu iyimser olmak için başlı başına bir gösterge olarak görüyorum. 

Ayrımcılığa bu kadar karşı çıkan biri olarak aslında ben de ayrımcılıktan yanayım. Benim ayrımcılığım kaliteyle ve yazıların Milliyet İnternet'te değerlendirilmesiyle ilgilidir. Blog kategorisini saymazsak, MB'deki okunma oranlarını Milliyet İnternet belirlemektedir. Kaliteli yazıların Milliyet İnternet'in ana sayfasında daha göz alıcı bir şekilde yayınlanmasını istiyorum. Burada otomasyon uygulanması hem MB'yi hem de Milliyet İnternet'i olumsuz etkileyeceği açıktır. Çünkü MB içe dönük bir yapıyken Milliyet İnternet dışa dönük bir yapıdır. Herkesin bilebileceği bir konuda yapılmış olan basit maddi hatalı bir yazının Milliyet İnternet'in ana sayfasında yer alması herhalde iyi bir şey olmaz. MB'yi en iyi şekilde temsil edecek kişiler değil, yazılar özenle seçilmelidir. Niceliğin değil niteliğin öne çıkarılması gerektiğini, bu konudaki yarışın kaliteyi teşvik edeceğini ve bunun uzun vadede niceliği de getireceğini düşünüyorum.Yani benimkisi "pozitif ayrımcılık"tır. 

Ha bir de yeni MB'de "iğdiş" edildiği söylenen blog kategorisinin sınır kapısına bir "muhafız" atanmasını öneriyorum. Bunun mali bir külfet getireceğini de sanmıyorum. "Temalı blog sitesi" vurgusunu hala algılamayıp bu işi meccanen yapmaya gönüllü olan adayların "Propaganda" filmindeki Kemal Sunal'a "taş" çıkartacaklarından eminim! 

 

 
Toplam blog
: 337
: 4184
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..