​ Etnik ırkçılık ve etnik terörle mücadelede yaklaşım yanlışlıkları / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Eylül '11

 
Kategori
Siyaset
 

Etnik ırkçılık ve etnik terörle mücadelede yaklaşım yanlışlıkları

Etnik ırkçılık ve etnik terörle mücadelede yaklaşım yanlışlıkları
 

İhtiyacımız olan zihniyet


Değerli bir yorumcumuz bir önceki yazıma “ Sorunlarımızı değişen dünyada bu şekilde çözemeyiz..” şeklinde/mealinde bir yorum yazmış. 

Mantıkla ve akl-ı selim bir tarzda cevap verdiğini görmek sevindirici. Sorular şunlardır: “ Etnik ırkçılı ve teröre karşı ne yapılmalı? Adi suçlarda hesap veren vatandaşlara uygulanan kısıtlamalar, insanlık dışı bu suçu işleyenlere ne zaman uygulanacaktır?” 

Etnik ırkçılık ve terör, devlete ve millete karşı savaş açmış vaziyettedir. Bu savaşta her türlü suskunluğu bir kazanım olarak görmektedir. Bunu da Kürt toplumuna propaganda ederek bir savaşı kazanmak üzere olduğu intibaını güçlendirmekte ve taraftar toplamaktadır. 

Şu aşamada kültürel, ekonomik vs çözümler saçmadır. Sizin “Mesele terörden ibaret değildir..” diyerek kaybettiğiniz her dakika, terör örgütü ırkçılığı topluma daha fazla enjekte etmekte, ırksal ayrılıkçılığı kafalara daha çok yerleştirmekte, gücü gücü yetene zihniyetini, hukuk devletine karşı daha fazla kabul ettirmektedir. 

Topluma terörün taraftarı dahi olmanın ahlâksızca ve gayri meşru bir iş olduğunun, kabul edilemez olduğunun bir an önce gösterilmesi gerekmektedir. 

Devlet eğer kabule dilemez davranışlara karşı bir zor kullanma aygıtı ise işte gün , kabul edilemez etnik ırkçılığa ve teröre ve onun taraftarlarına bunu göstermek günüdür. 

Herhangi bir maddi borç durumunda, borçluyu ülkenin her yerinde eliyle koymuş gibi bulan devletin, askerimizi, polislerimizi şehit eden, kızlarımızı yakan, parçalayan alçakların nerede yuvalandığını bulamaması mümkün müdür? 

“Değişen dünya” düşüncesi, bize neyin değiştiğini düşündürmelidir. Cinayet, ihanet, alçaklık, kalleşlik ve soysuzluk artık değişen dünyada kabul mü görmektedir? Bunlar ifade hürriyeti hakkının içinde meşru bir yer mi edinmişlerdir? Polislerimizi vuran insanların Kürtçe televizyonla durdurulabileceği mi düşünülmektedir? Neden Kürtçe televizyonda sadece Kürtçe şarkı türkü çalınmaktadır da millî bütünlüğe yönelik yayın yapılmamaktadır veya biz bunu hiç duymamaktayız? 

Dünya daha demokratik bir yer haline gelmişse şayet işte değişen dünyada, demokrasilerin hayat alanını sağlayan ulusal bütünlüklere saldıran etnik ırkçılıkların, etnik terörün, etnik ayrılıkçılıkların yeri yoktur. Değişen dünyada her şey iyiye gitmemektedir. Ulusal devlete alabildiğine saldırılmakta, devletler ırksal/etnik egemenlik alanlarına ayrılmaya çalışılmakta ve ayrılan ülkelerde asla huzur ve demokrasi tesis edilememektedir. Kuzey Irak yığışması, Ermenistan, Sırbistan, Yunanistan, bunların örnekleridir. Bu idarelerin hepsi, istisnasız, bölgelerinde çıban başı olan, rahatsızlık veren, terör ve şiddet odağı idarelerdir. 

Ülkemizdeki etnik terör ve ayrılıkçılık sorunun çözümünde, etnik ırkçılara, terörün ve ırkçılığın taraftarı olmanın bir bedeli olduğunun gösterilmesi gerekmektedir. Hem ay yıldızlı metinlerin sağladığı imkânlardan yararlanıp hem de “İşgalci TC Kürdistan’dan defol!” demeye hiç kimsenin hakkı ve haddi olmadığı etnik ırkçılara acilen gösterilmelidir. Etnik ırkçılığa ifade alanı açmak, demokrasi ve insan haklarıyla bağdaşmaz. Daha fazla örgüt propagandası yapabilmelerine izin verilmesi, etnik ırkçıların yatışmasını ve ülke bütünlüğüne sahip çıkmalarını sağlamamaktadır. Mesele daha fazla ifade hürriyeti değil, ifade hürriyetinin sınırlarının net yaptırımlarla çizilebilmesi meselesidir. 

Meselâ bahsi geçen pankartı açan kişiler derhal tespit edilip haklarında soruşturma açılmış mıdır? Ellerindeki yeşil kartlar veya sosyal güvenlik/sağlık güvenceleri iptal edilmiş midir? Beni kendi ülkemde işgalci gören ırkçı terör yandaşları, nasıl olup da şehirlerimde polisin sağladığı emniyet ortamında barınabilmekte, doktorlarımızda muayene olup hepimizin kesesinden tedavi edilmektedir? Mobese kameralarıyla trafik suçlarını tespit edip eve makbuz yollayabilen devletin, aynı kayıtlarda görülen etnik terör yandaşlarının sağlık ve sosyal güvenlik kayıtlarına kısıtlama koyması, bunların yurdun her yerinde bir kırmızı listeyle belirlenmesi neden hâlâ yapılmamaktadır? Aşı kampanyalarında dağ tepe demeden gezen, koruyucu hekimlik için canını tehlikeye atan, buna rağmen hâlâ hakaret gören ve darp edilen Türk hekimlerinin can güvenliği neden hâlâ sağlanamamaktadır? Kendilerine hizmet eden insanlara hakaret eden etnik ırkçıların nasıl olup da hâlâ bu hizmetlerden yararlandırıldığı ciddi bir sorudur. “İhmal edilmiş bölge, ihmal edilmiş insanlar” yaklaşımı da artık geçersizdir. Etnik ırkçılara, etnik terörün şiddet tehdidinden yararlanarak kendilerine sağlık hizmeti veren insanları taciz edemeyecekleri, artık sağlık hizmetlerinden dışlanarak gösterilmelidir. 

ABD’de uyuşturucu ve terör şüphesiyle tutuklananların banka hesapları dondurulup mülkiyet hakları derhal kısıtlandığı halde, ülkemizde terörist yakınlarının nasıl iş kurup mal mülk edinebildiği, seyahat edebildiği, öğrenim görebildiği artık düşünülmelidir. Çünkü o insanlar “ Suçun ferdiliği” karinesinin işletilmesini, “terörle elde edilmiş bir taviz” gibi yorumlamakta, terörle kendilerine bir tür dokunulmazlık kazandıklarını düşünmeye başlamaktadırlar. Oysa terörle bağlantılı uyuşturucu kaçakçıları Doğu Anadolu’da enva-i çeşit ticaret ve inşaat faaliyetiyle rahatlıkla kara para aklayabilmektedir. Demek ki sorunun aslında yoksullukla falan da alâkası pek yoktur. 

“Onlar da bizim çocuklarımız” tarzı bir yaklaşım hiç kimseyi birbirine yaklaştırmamaktadır “Bizim çocuklarımız” bize ihanet etmeyen, canları pahasına bizim rahat uyumamızı sağlayan evlâdımızdır, elinde silâhla halı saha tarayan, mayınla çoluk çocuk parçalayan, otobüs yakan, dükkân taşlayan primat yavruları değil. Etnik ırkçılara “ailenin” kayıt ve şart altında bir arada bulunduğunu, yavrulamakla değil, değerlere bağlılıkla kurulduğunu göstermemiz gerekmektedir. Ailesinin değerlerine ihanet edenlerin “Bizim çocuklarımız” olmadığını, reddedileceğini artık göstermeliyiz. 

Etnik ırkçılara “Ne pahasına olursa olsun barış” diye bir şeyin olamayacağını, barışı, şiddetin uygulayıcılarını yok ederek göstermeliyiz. Türk bayrağına saldıranlara, ancak o bayrağı savunacak tek bir kişi kalmayana veya saldırganlar yok edilene kadar barış yapılmayacağının gösterilmesi gerektir. Kıbrıs’ta bayrağı indirmeye kalkan düşmana ne yapılmışsa, bugün de aynısı ülkemizde yapılmalıdır. Barış ne pahasına olursa olsun sağlanan bir suskunluk hali değil, meşruiyetin mutlak egemenliği halidir. Buna itirazı olanlar savaşmayı göze alırlar ve filleriyle uygun şekilde karşılık görürler. 

“İç savaş” terimini kullananlar her kim olurlarsa olsunlar vatana ihanet ve nefret suçlarından derhal tutuklanmalı ve gerekli yasal düzenlemeden sonra da vatandaşlıktan çıkarılmalıdırlar. 

Mantıksızlığı, vahşeti ve tehdidi, yöntem olarak benimseyenlerle aynı dilde konuşulmadıkça herhangi bir “çözüm” bulunması mümkün olmayacaktır. Çünkü onların bizim hukuk dilimizden konuşmaya niyetlerinin olmadığı bellidir. 

Ne mutlu Türküm diyene! 

 
Toplam blog
: 153
: 503
Kayıt tarihi
: 11.02.11
 
 

Eczacıyım, memlekete meraklıyım.....