- Kategori
- Mizah
Ev kaçkınları!.

Doluya koymuş, dolmamış… Boşa koymuş nafile.. Bir sünger olmuş hayatta.. Evin bütün dırıltılarını çekmiş üzerine..’ ’Bir sıksalar beni, ’dert’ ler, ırmak gibi akar’’ diyor, yeni Robinson Ümit.. Bu ümit, başka ümit, çul çaputtan değil öyle.. Arabasını süpermarket gibi donatmış. Tekniğin bütün cihazlarıyle birlikte
Bakmış ki Ümit Özoğlu, bu aklın cebe konacak yanı yok. Böyle dırıltı zırıltı içinde yaşamaksa nafile. Köpeği ile birlikte baş başa verip, bir karara varmışlar gizlice: ’’Evden tüymek!…’’
‘’Gel len, demiş kara köpeğine, bohçanı hazırla bakim, gidiyoruz!’’ Köpeğin bohçası n’olur ki?! Varmış gitmiş su tası ile çorba tasını alıp, bir bir önüne koymuş sahibinin. Kuaför malzemelerini, bayramlık cicilerine boş vermiş anlaşılan ki, koşup, garajdaki arabada yerini almış.. Köpek yüksek tahsilli bir kere.. O kadarlık olsun değil mi? Zaten evden tüymeyi, birlikte kararlaştırmışlar. Karabaşa danışmış sahibi.. Birlikte karar vermişler.. Öyle ya! Bir kahvenin bile hatırı var. Kahvenin, illaki kırk yıllık olması da gerekmez! ‘’Hadi len bohçanı hazırla!’’ denmesiyle birlikte, karabaş’ın jetonu düşmüş.. Sevinsin mi, yalandan karalar mı bağlasın?! Valla, tereddüt etmeden bir koşu gitmiş arabadaki yerine kurulup oturmuş bile.. Bu köpek yüksek tahsil gördüğü halde, ’takiyye, makiyye’’ bildiği yok. Olduğu gibi davranmış, hepsi bu!
‘’Evde, dirlik düzenlik yoktu.. Kapris kapris diz boyu.. Evdeki kızın marka merakı.. Laf dinlemezlik… Şımarıklılık.. Anaları ayrı havalarda… Bizim karaoğlanı sevsem ‘oğlum’ diye, evdeki oğlan bozulur… İşte böylesi durumlar ‘ Böyle söylüyor Ümit bey..
Çıkarmış arabayı garajdan..Yola koyulmuşlar…Karabaş da yanına kurulmuş. Dil iki buçuk karış dışarıda.. Başını yana dayamış..Bundan sonraki yeni hayatını düşünüyor olmalı ki , heyecanlı.Ara sıra uzanıp uzanıp arkalara bakıyor pencereden: ’’ Bari sen gitme körolasıca’’ diye söylenen var mı, yok mu diye ardından..Neyse ki, ev halkı, ikisini de gözden çıkarmışlar... ‘’Ha var, ha yoklar’’ Ne acı bir tablo!…Ama, Karabaş memnun…Dönüp dönüp sahibinin yüzüne sevgiyle bakıyor…Bunu da kafi görmüyor ki, şapur şupur da yalamayı ihmal etmiyor sahibinin yüzünüyol boyunca.....’’Dur oğlum, kaza yaptıracaksın bana!’’diyorsa da , nafile…
Eski kara kuşak sahibi, şimdiki yerli Robinson
Ümit, açılmış doğa’ya. .B ir an evvel ulaşmak istiyor, gaza basıyor, basıyor…İlk durak Marmaris…Sahillerde karşılaştık kendisiyle. Anlattı bir bir. Ben daha röportaj için makinemi hazırlıyordum ki , ’’Koskoca evde, beni bir tek karabaşım anlardı’’ diyor, daha sormadan..Hiç de şaşırmadım.Bu hallerin hiç de yabancısı olmadığım için , meseleyi ‘Şıp’ diye kavrayıverdim. O zaman, kendi kendime düşündüm: ‘’Demek ki, baca kurumla doluyorsa, bu baca çekmiyor demektir .Boşaltmak lazım.Boşalttığın halde yine de çekmiyorsa, demek ki çekilmez bir hayat vardır ortalıklarda..Ne garip?!Ben de soluğu Marmariste almıştım…Bazı geceler, köpeği ile oturup ağladığı günler çok olmuş…Karabaş dediği, Labrador cinsi erkek köpek.İsmi:’’Kara’’..
‘’Şimdi tek derdim, karabaşı başgöz etmek..Onu evlendireyim ki, sıra bana gelsin’’ diyor sahibi. İstanbul’da ‘’Oto kuaförmüş’’Arabaların iç dirliği ve düzeni ve güzelliği için uğraşlar vermiş....Gel gelelim, kendi dirlik ve düzenliğini kuramamış, yitirmiş..
Şimdilik ‘’İki’’ kişilik aileler.Arabasının arkasını süper market yapmış. Buz dolabından, çamaşır makinesine..TV.den bilgisayara kadar her şey var.Karabaşın bayramlık kıyafetleri, kışlık ve yazlıkları ile makyaj malzemelerinin bölümü ayrı.Tırnak makası ve ojeleri ayrı ayrı...Banyo bornozu bile var....’’Biraz da bu hayata özlemim vardı. Hormonlu insanlardan bıktıydım ayrıca’’ diyor. Bir istiridye, kabuğundan ayrılmaz , birlikte yaşar .Bunlar da şimdilik birlikte yaşayacaklar. Şimdi iki erkekler. Boylarına, postlarına, huyları ve sularına göre bayan arıyorlar .Evlenip çoluk çocuk sahibi olacaklar.Planları bu!…Bir ev kaçkınları ki, deme gitsin.!..
Bir hafta olmuş. Evden arayan soran yok onları..’’Her şeyi ver, ver, ver..Karşılığı? Yok!..Bakkal bile veresiyeyi kapatmadıkça mal vermez yeniden..’kapat da ondan sonra’ der.Diye yakınıyor Ümit Bey.Devamla da ‘’Hayatı yaşamak lazım.Hele bir emekli olayım, sonra keyfime bakarım dedin mi, hapı yutarsın.Ortalıkta posan kalınca parmağını bile oynatamazsın. Hayat zaten elinden gitmiş.Neyi yaşayacaksın?’’ diyor.
Kendisini doğaya vermiş.Köpeği ile her gün on Km.yürüyor.Köpeği ile karate çalışması yapıyor.Bu köpek cins.Karate biliyor.
Deniz kenarına getirmişler arabayı.Tentenelerin altında..Kumsalda üstsüz kadınlar..Püfür püfür esen rüzgar..Üüühh!..Yan gel osman...Arabanın şöför mahallinde karabaş’ın yatağı. Kendisi de arabanın içinde yatıyor.. Her sabah ‘’Rodrigo’nun gitar konçertosu’’ ile uyanıp güne başlamak güzel...Karabaşın konçerto ile arası iyi değil. Yattığı yerden arabanın kapısını açıp , ihtiyaç için çalılıkların dibine gittiği zaman oradan dinliyor konçertoyu..
Ümit bey, bildiğimiz Ümit bey değil şimdi .Bambaşka bir Ümit Bey.Öyle çerden çöpten, çuldan bir adam değil. Müthiş çevreci .Köpeğine de öğretmiş.Yerde bir çöp görse karabaş, getirip sahibinin önüne koyuyor. Sahibinden görenek kazanmış.
İki kafadar, hayatlarını yaşıyorlar. Çat kapı bu gün Marmaris’se, çat kapı bir gün Gökova’ dalar..Bakarsınız bir gün Amasra olur bu. Sonra Bartın…Mavi mavi uzanan bir dünya var önlerinde..Mavilikler onların…Düşleri bile mavi onların. Hülyaları da…’’Eskiden sözümü dinleyen yoktu .Şimdi sadece karabaş bana yeter.O sözümden çok, beni anlıyor’’ diyor da başka bir şey demiyor Ümit Bey..
………
Resimler: Manşette yeni Robinson Ümit Bey, arabasının süpermarketiyle..Aşağıda ise Karabaşı ile şöför mahallinde, karakuşaklı ve denizci haliyle görülüyor.