​ Evet hayır / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mart '17

 
Kategori
Siyaset
 

Evet hayır

Evet hayır
 

Çocukluğu seksenlerin sonuna tesadüf etmiş olanların hafızasında, TRT ve TRT'de Cumartesi - Pazar günleri yayınlanan hafta sonu programlarının ayrı bir yeri vardır.
Cumartesi günleri saatler 15:40'ı gösterdiği vakit, Sapanca Sokakları'nda diğer günlere kıyasla sokakta oynayan çocukların sayısında gözlemlenen belirgin azalmanın yegane nedeni, o saatte başlayan " Kara Şimşek " dizisidir.
Yıllarca o dönemin Cumartesiler'ine damgasını vurmuş olan bu diziyi izlemek kadar; bir sonraki bölümünü izleyinceye kadar geçen süreyi " Maykıl Nayt ve Kit'in " maceraları üzerine konuşarak geçirmek de o günlere ait en akılda kalan detaylardandır.
Mahallede işitilen ve kimden geldiği belli olmayan " Kara Şimşek başlıyor " diye bir sesle  beraber sokaklarda inin cinin top atmaya başlaması bir olur.
Maykıl Nayt ile Boni arasındaki tatlı çekişmelere, konuşabilen araba Kit'in esprileriyle dahil olmasından tutun da; arabanın önündeki hareketli kırmızı ışığın çıkardığı " Kuv kuv " sesine kadar pek çok şey o dönemin unutulmazları arasında yer almaktadır.
Dizinin bitmesi ardından Sapanca Sokakları'na geri dönen çocuk sesleri arasında  " dırı dı dıt dıt, dıt dırı dı dıt dıt, dıtttırı dıttttt, dıtttırı dıttttt " sesi rahatça seçilebilir.
Çünkü o ses, kimimizin ıslıkla, kimimizin de mırıldanarak çıkardığı Kara Şimşek Dizisi'nin müziğidir.
Pazar Günleri diğer günlere göre daha erken açılan TRT'deki programları izlemek, bir Pazar sosyalliği açısından şimdilerde akşamın körüne kadar Avm-Avm gezmekten katbekat daha eğlenceli bir uğraştır o yıllar.
" Voltran "  isimli çizgi film ile başlayan yayın, " Pazar Konseri " ile devam eder ve Kovboy filmlerinin olduğu " Pazar Sineması " kuşağıyla öğlene kavuşur.
Öğleden sonra Rahmetli Cenk Koray'ın sunduğu ve 3 saat süren canlı yayınla günü akşama ulaştıran program " Pazar Stüdyosuydur."
Pazar Stüdyosu'nun en çok sevdiğim bölümü Rahmetli Erkan Yolaç'ın sunduğu " Evet-Hayır Yarışmasıydı ".
2 dakika boyunca Erkan Yolaç'ın sorduğu sorulara '' evet ya da hayır '' kelimelerini kullanmadan yanıt veren yarışmacı, yarışmayı kazanmış olur ve ödül alma hakkı elde eder.
Erkan Yolaç yarışmacıları '' Mehter Marşı '' ile sahneye alır; '' İzmir Marşı '' ile uğurlardı. Bu yarışmada evet ya da hayır telaffuzu, kaybetmek anlamına geldiği için ekran başındakiler, yarışmacı bu iki kelimeyi kullanıp da yarışmayı kaybetmesin diye dua ederlerdi.
Sahneye çıkan seyirci, evet ya da hayır dediği anda Erkan Yolaç aniden zıplamaya başlar;  " evet dediniz ve kaybettiniz; hayır dediniz ve kaybettiniz " diyerek seyirciyi alkışlarla yerine alırdı. O an öylesine coşkulu bir an olurdu ki; kimse açısından kaybedilmiş birşey olmazdı aslında.
Bu yarışmadaki evet-hayır ifadesi bir figür olarak, ayrışmanın ya da ötekileşmenin değil; tam manasıyla aynı duygularda buluşmanın bir tezahürüdür bir bakıma.
O yüzden bu yarışmayı o kadar çok sevmiş ve izlemiştim ki; bunu çok iyi bilen İlkokul Öğretmenimiz Selma Hanım ( Çakmakçı ) 1988-1989 eğitim yılı sonunda Alaçam İlkokulu'ndan mezun oluşumuzla ilgili hazırladığı mezuniyet programında bana Erkan Yolaç olacağım ve '' Evet-Hayır Yarışmasını '' sunacağım bir rol vermişti.
Boynumda papyonumla Erkan Yolaç olarak Alaçam İlkokulu'nun ikinci katında sahneye çıktığımda yarışmaya katılmak için tüm okulun nasıl birbiriyle yarıştığını ömrüm boyunca unutamam.
Unutamayacağım bir diğer şey de oradaki herkesin hem Mehter Marşı; hem de İzmir Marşı çalarkenki o kabına sığmaz coşkusudur.
Lakin şimdilerde çocukluğumuzda ezberlediğimiz ilk marşlardan olan " Mehter Marşı'nın " bir sistem değişikliğinin melodisi; " İzmir Marşı'nın " da rejim değişikliğine karşı olmanın senfonisi olarak görülmesine ve toplumdaki belirgin bir ötekileşmenin sembolü haline gelmesine şaşkınlıkla tanıklık ediyoruz.
Evet ve Hayır ifadelerinin, bir toplumu şeytanlar ve melekler; teröristler ve terörist olmayanlar gibi akla ziyan katagorilere ayırabilecek güçte kelimeler olabildiğini görmek de böylesi bir şaşkınlığın zirve yaptığı nokta oluyor.
Şimdiki evet-hayır meselesinin muhakkakki bir kazananı ve kaybedeni olacak ama oraya gelene kadar çoktan kaybettiğimiz şeyleri bakalım zaman bizlere telafi ettirebilecek mi?
Hoşgörü, toplumsal birliktelik ve saygı anlamında !
Hayır'lı Cumalar herkese...
 
Toplam blog
: 70
: 289
Kayıt tarihi
: 26.07.14
 
 

Sapancalı, Üniversite mezunu, satış pazarlama sektöründe çalışan Errare Humanum Est ve Dum Spiro ..