- Kategori
- Aşk - Evlilik
Evlilik kişiden kişilere geçişin bitmemesi gereken mutluluk sürecidir

İki çıplak bir hamama yakışır mı, hamamda parasız peştamal varmı..?
Kader birini sevmek için oluşturduğunuz bir köprüdür
Yıllardır duyarız, İki çıplak bir hamama yakışır.... Yada, Tencere yuvarlanır kapağını bulur...
Kadın ve erkeğin birlikteliği sıradan bir ilişki değildir. Çift ayaklı bir merdivenin, basamaklarının alt alta yada üst üste durması gibi bir şeyde değildir.
Sevmek illaki sevilmek, sevilmek de illaki sevmek de olamayabilir.
Sözlenmek, sözün tutulması açısından bir kesinliği ifade edemeyeceği gibi, nişanlanmak da, sizin yada partnerinizin işaretlenmesi gibi bir olgu asla değildir. Yada taraflardan birisini hedef olarak algılanması ise hiç değildir.
Evlenmek bir çatı altında iki kişinin yan yana durma eyleminden daha ötede bir olgu olup, aynı evde yemek, içmek, yatmak, oturmak, kalkmak asla değildir. Evlilik, paylaşmak, hayatı birlikte yaşamak, bir yemeğin lezzeti gibi, ondan tat almak olmalıdır.
Sözlülük, Nişanlılık, Evlilik süreçlerinde, mutsuz beraberlikleri sürdürmeye çabalayan çiftler suçlama moduna girdiklerinde, sözlü ile, nişanlı ile anlaşamadıklarını dile getirerek belki bir yüzüğü, belki birkaç maddi değere sahip dünyalığı atıp arkalarına bakmadan geldikleri yola geri dönebilmektedirler. Evlilik denilen birliğin o kırmızı cüzdanına yapıştırılan iki resimde görülen kişilerin, evlilikten vazgeçmek istediklerinde ise, aynı kolay vazgeçme olanağı her ikisine de uzaktır. Kırmızı cüzdanı büyük bir zevkle aldıkları günden, pişmanlık sürecine gelindiğinde, cüzdanın artık hangisinde olduğu da, mutluluğu getirmek açısından durumu değiştirmemektedir.
Çiftler, bu mutluluk ile mutsuzluk arasında geçen sürede acaba birbirlerini değiştirmeye mi çabalamışlardır, yoksa etkilemeye mi..?
Bu önemli bir yaklaşım şeklidir. Bir kişiliği değiştirmek asla mümkün değildir.
Kadın erkeği değiştirebilir mi..?
Ya da erkek kadını..?
Çözüm değiştirmeye çalışmakta mıdır..?
Yoksa kadın-erkek birlikteliğine farklı bir yaklaşımda mı..?
Sevilmek, sevilen kişinin varlığının onaylanması demektir.
Sevilen kişi, en büyük güç olan sevgiye kavuşmuştur. Sevgi korkunun olduğu yerde ölümlüdür, orada sevgi büyümez, yaşatılamaz. Korku daima yaklaşıma mesafe, engel koyacaktır. Buzlaşan korkak ürkeklik, bir damdan sarkan sipsivri buzdan bir hançer gibi korkağın yüreğine saplanacaktır.
NEREDE VE NASIL…
Çocukluğumuzdaki evcilik oyunları, ilk gençliğe gelindikçe farklı bir algılamaya doğru yol almış, tarafların yüreklerinde bir kıpırtı olmuştur. Sanki bir buğday tarlasının başakları arasındaki, gelincikler gibi çelimsiz ama onlar kadar da fark edilir görünürler.
Bu süreçlerdeki korkular, ilk heyecanın korkularıdır, bu korku sevdalanmaya engel korkulardan değildir. Fakat bu süreç çok tehlikeli bir dönemdir. Sevdalanmayı geliştirecek bu dönemde açılan yaralar hiç kapanmaz. Hep bir hayalin, beklentinin peşinde, can acıtan, adalet duygularını yerle bir edenler çoğunlukla bu süreçlerin kahramanları anne ya da babalar, ailenin ebeveynleridir. Bu süreçlerde sevdalanan yürekler bu ilk acı darbeleri aldığında, kendilerinde en yakınları tarafından sevilmiyor zannedilmekle ilişkilendirilir, büyük hayal kırıklığı yaratır insanda. Erkeklere göre kızların annelerinde yaşadığı hayal kırıklığı çok derindir. Ömür boyu ondan kurtulmak çabası içinde bocalarlar ve hatta geçen uzun yıllardan sonra küskünlüklerini fark ederler, fark ettiklerinde geçen yılların uzunluğuna üzülerek bu kez önceki üzüntülerinin karekök hesaplarına dalarlar.
BİR KÖPRÜ KURULMALIDIR..?
Evlilik denilen kırmızı pasaport üzerindeki iki resimin tarafları mutlaka bu çocukluk ve gençlik dönemlerinin başarılı birer yüksek yada uzun atlayıcıları olarak engelleri aşabilmiş ve bu evlilik cüzdanını almış olan, ödüllü kişilerdir. Bunlar birbirlerine köprü kormuş olan iki farklı kişi/yürek olup birlikte kişi/yürek yani bir çift yürek olmuşlardır.
Nefesin nefese, tükürüğün tükürüğe, terin tere, tenin tene karıştığı süreçlerdeki mutluluklar betimlenememiş, belki de yıllar bu alışkanlıklar içerisine hapsolunmuştur.
Sonraki zamanlar işte evlilik kavramı içerisindeki sevgi ve aşk arasındaki net farkı ortaya koymuş, sevginin ateşini, aşkın fırtınası savurmuş, sap ve saman eylemiştir.
Sevgi ile aşk arasındaki fark hâkimiyet derecesiyle ölçülür. İnsan, gönlündeki hâle hâkim olabiliyorsa buna sevgi denir.
İnsanın gönlündeki hâl insana hâkim ise onun adı aşk olur.
Sevgide irade vardır ama aşkta irade elden gider.
Dünyanın tüm maddi varlıkları, birilerinin birilerinden daha iyi olanaklar içerisinde yaşamalarının göstergesidir. Ağzına kadar dolu bir çuval ile boş bir çuvalın arasında ne fark vardır gibi bir soru sormak, uzun bir yolu, eşek sırtında yada jaguar bir otomobille gitmek gibi, soğan/ekmek/duru çorba yenirken, başka bir yerde, karides/istakoz/ballıçerez yemektir. Tüm bu göstergeler etki ve tepkiyi kimilerinde çok net dışa vururken, kimilerinde ise sinsi bir ateşin pamuk balyaları ile dolu bir depoya sıçraması gibidir.
İradeli kişinin sevgisi büyük, ve dağıttıkça da sanki maya gibi çoğalan, bir yağmur sonrası tarlaları baştan aşağı sarı ve beyaza boyayan papatyalar gibidir.
Oysa aşk tutsağı olan kişinin beyni belirli saplantıların derin bataklığına kendini hapsetmiştir, zincirlemiştir. Bu beynin sağlıklı ve sevgili düşünce kapıları kapanmıştır. Gözler kör, kulaklar duyumsuz, diller tat almasızdır.
EVLİLİK KİŞİDEN KİŞİLERE GEÇİŞİN BİTMEMESİ GEREKEN MUTLULUK SÜRECİDİR
Evlenmek bir çatı altında iki kişinin yan yana durma eyleminden daha ötede bir olgu olup, aynı evde yemek, içmek, yatmak, oturmak, kalkmak asla değildir. Evlilik, paylaşmak, hayatı birlikte yaşamak, bir yemeğin lezzeti gibi, ondan tat almak olmalıdır demiştik, Peki lezzetli bir yemeği kim ve nasıl yapabilecektir. Cevap gayet basittir. İyi aşçılık yapabilen lezzetli yemeği yapacaktır, ama mutlaka bu lezzeti sağlamak için, tuz gibi , baharat gibi, sevgiyi de tutam tutam o aş kazanına katmayı bilecektir.
YANİ EVLİLİK, EVLENMEK DEĞİL, EVLENMEKTİR….?