- Kategori
- Aile
Evlilik ve aile
Çok yakınım yeni nişanlandı. Kızın annesi erkek tarafından kızının geleceğini maddi yönden garanti altına almak için ev vs isteyince nişan bozuldu. Üstelik kızı ve damat adayı da öğretmen. İki yıllık nişanlılık döneminde her şey dört dörtlük iken evlilik yaklaşınca olmayacak şeyler istemek ne garip. Bu tür olaylar toplumda sıklıkla yaşanmaktadır.
Allah'ın bir nimeti, Peygamberimizin sünneti, bir gönül bağı, bir can ortaklığı, seven ve anlaşan ruhların birliği olan bu kutsal müessese nasıl böyle basitleştirilir? İki insan severek, anlaşarak, birlikte bir hayatı acısıyla, tatlısıyla yaşamaya karar verdikten sonra niye dünyalık beklentilerle onların bu duyguları yok ediliyor? Evlilik ticari temeller üzerine kurulu resmi antlaşma değildir. Geleceğin korku ve kaygılarını sigortalamak için yapılan antlaşma da değildir.
Bir insan niçin evlenir?
Neden bir eş sahibi olur?
Bir ömrü birlikte yaşamak, acıları ve sevinçleri paylaşmak, topluma iyi bir nesil kazandırmak için… Esasen hiç kimse mutsuz olmak ve hayatı kendisine zehir etmek için evlenmez… Bir elmanın iki yarısını bir araya getirmek için evlenilir.
Büyüklerin görevi bu mutluluğu çocuklarına yaşatmak olmalı. Evlilikte damat veya gelin o ailenin bir evladı haline geliyor. Onların mutluluğunu istemek, mutlu olmalarına yardımcı olmak herkesin görevidir.
Elbette evlenen iki kişinin ekonomik sıkıntıları olacaktır. Ancak birbirini tamamlayan bu iki kişi bu sıkıntıları atlatabilir. Çalışarak, helalinden kazanarak geçinmemek mümkün değildir. Aile bağlarının güçlü olduğu bir müessesede ekonomik sıkıntı çekmek söz konusu olamaz.
Eğitimsiz bir toplumda yaşıyoruz. Geleneksel inançlar oluşturmuşuz. Bir kız verirken bir evlat aldığımızın farkında değiliz. Elbette çocuğumuzun geleceğini düşüneceğiz. Ancak geleceğin manevi yönünü mü öncelik haline getiriyoruz, yoksa maddi yönünü mü? Çocuklarımızı öncelikle evlilik müessesesi hakkında bilgilendirmeliyiz. Bilmiyorsak öğrenip onları da aydınlatmalıyız. İki genç hissi bir şekilde yuva kurmak istiyorsa onları bilgilendireceğiz. Manevi olarak birbirine yetmeleri söz konusu değilse müdahil oluruz. Ancak maddi zenginliği evlilikte önkoşul olarak ortaya getirmemeliyiz.
Eskiden başlık parası ile evlendirme olurdu. Neredeyse çocuğunu pazarda satar gibi. Bunun hiçbir örf, gelenek ve dinde yeri yoktur. Şimdi iş modernleşti. Ev, araba vs şeyler ölçü oldu. Kim servetin baki olmasını garanti edebilir. Para kazanılır ama sevgi, inanç, samimiyet kazanılmaz. Evlilikte her iki tarafta aranması gereken en önemli şey, dürüstlük, fedakârlık, inanç, karşılıklı sevgi saygıdır. Nice zenginler servetlerini bekârken mi biriktirdi yoksa evlendikten sonra mı kazandı?
Şu herkesin kulağına küpe olsun. Bu bir böbürlenme, hava atma olayı değildir. Biz aynı anne ve babadan olma on kardeşiz. Babam çok genç yaşta vefat etti ve hepimiz yetim kaldık sayılır. Ama azmettik, çalıştık. Kimimiz üniversite mezunu oldu. Hepimiz kendi kazancımızla evlendik. Evlenirken ev park sahibi değildik. Ama şu anda herkesin evi ve arabası var. Kimimizin ikişer evi var. Demek ki çalışınca her şey oluyor.
Son yıllarda televizyonların da körüklemesiyle Türkiye’de evlilik müessesesi yozlaştırıldı. Ne idüğü belirsiz, eğitimsiz, konuştuklarının ne gibi etkiler yapacağını bilmeyen insanlar ahkâm kesiyorlar. Aynen “bekâra hanım boşamak kolaydır” misali atıp tutuyorlar. Aile kutsallığı adına rezilliğin daniskası yaşanıyor. Üstelik kadın haklarının gaspetildiğini savunan bayanlar farkında olmadan kendi hak ve değerlerini ayaklar altına alıyor ve mahvediyorlar. Bizim annelerimiz ve bacılarımız da sabahtan akşama kadar ağızlarını açmış onları izliyorlar. Onlarla yatıp onlarla kalkıyorlar. Dizi filmlerimiz de cabası. Şakşaklar, oynamalar içinde al sana çöpçatan programı; emekli misin, kaç dairen var, kaç araban var, senin kaç çocuk var, eski kocandan niye ayrıldın, karından niye ayrıldın gibi özel sorular!
İşin ne mahremiyeti kaldı, ne de kutsiyeti, sanki iş ortaklığı kuruluyor. Televizyonlar nikah dairesine, düğün salonlarına döndü. Komşudan, akrabadan ilgi, yardım göremeyen insanların ekranlara sığınmasını da çok görmüyorum. Ama böyle olmamalı.
Eyy Türk anası. Doğru bilginin kaynağı televizyon mu olmalı? Bu program ve diziler Anadolu’daki yaşantının yüzde kaçını kapsıyor? Bizim kültürümüzün neresini yansıtıyor? Oradan öğrendiğine iman edip onunla amel ettiğimiz sürece aile içi şiddet artacak, boşanmalar ayyuka çıkacak.
Eyy analar. Hem kendinizi hem de evladınızı sağlıklı bilgilerle yetiştirmediğiniz sürece gelininiz de gelin olmayacak, damadınız da damat olmayacaktır. Kitabın ortası budur. Kıvırtıp süslü püslü kelimelerle izah etmenin bir gereği yok. O işten kaçmadır. Biz çocuklarımızı sağlıklı yetiştirmediğimiz sürece onların aile yuvasına bakışları maddi beklentinin ötesine geçmeyecektir. Sizler çocuğunuzun zengin, fakat üç beş yıl sonra ayrılıkla sonuçlanacak bir yuva mı kurmasını istersiniz, yoksa sevgiyle örülmüş kendisine yeter bir yuva mı kurmasını istersiniz.
Türk insanının en yüce özelliği aile kurumuna verdiği değerdir. Bu değer ki bizi dünya tarihinde binlerce yıl yaşattı. Bu değere sahip çıkmak her Türk vatandaşının asli görevidir. Bu cephede savaşmaktan, vergi vermekten daha kutsaldır. Çünkü aile düzeni olmadan bir millet olunamaz. O zaman ne uğruna savaşacaksın, ne için vergi vereceksin?
Avrupa’da aile mefhumu yoktur. Bu yüzden Avrupa’da yaşlıların cenazesini bile çocukları kaldırmadı, belediyeler kaldırdı. Yani bireysel yaşama insanları yalnızlığa sürükledi ve yalnız yaşayan, yaşlılar dünyası oluştu. Bizde çok şükür o boyutlarda değil, değil ama bizde de bunun örnekleri yaşanıyor. Biz de mi o yolun yolcusu olacağız? Temiz bir aile, tertemiz akıllı torunlar bir insanın en büyük serveti olmalı. Ölünce cenazeni kaldıracak, arkandan hayır dua okuyacak bir nesil bırakmak servetin en güzelidir.
Evet, dizini dövmeyen kızını döver. Anne ve babalar kendinizi iyi yetiştirin ki çocuklarınızı da iyi yetiştiresiniz. Çocuk doğurup lüks içerisinde yaşatmak amaç olmamalı. Toplumun temel direği olan aile müessesesini sağlıklı bir şekilde yaşatmak temel görevimiz olmalı. Bu müesseseyi yozlaştırırsak ne Türk kalır ne de Müslüman.
Kalın sağlıcakla.