- Kategori
- Söyleşi
Eylül Şarkıları

Eylül güzeldir...
Bizim kuşak bu ayı "Eylûl" diye telaffuz ederdi. Sonradan şapkalı "u "yerini "ü " ye bıraktı... Bizim kuşağın , Eylül şarkıları içinde en bilinenleri , Alpay'ın söylediği "Eylül de gel" Bir de, Ajda Pekkan'ın diye anımsıyorum,yanlış da olabilir..."Eylül geldi yine,sen de döndün şehre" diye başlayan şarkısı... İşte yeni bir Eylül ayı kapıda. Antalya gibi nemli sıcağın hakimiyetindeki şehirlerde oturanlar, bu ayı özlemle beklerler , büyük çoğunluk itibariyle. Okullar açılacağı için öğrencileri kapsamıyor tabiki bu özlem duygusu... 62 gün yani Temmuz ve Ağustos ayı ,denizle arası çok iyi olmayan benim gibiler için gerçekten tam anlamıyla bunaltıcı ve bunalımlı bir zaman dilimi... Ekim'de , nüfus cüzdanım bir yıl daha eskimiş olsa da ondan bir önceki ay olan Eylül'ü , her yıl özlemle bekleyenlerdenim... Hem artık, saymayı bıraktım nasılsa, yılları... :)))
İnsan ömrüne benzetilir, mevsimler...Bizim gibi dört mevsimi yaşayabilen şanslı ülkelerdeki dört mevsime...O deli dolu nasıl , ne zaman geçiverdiğini anlayamadığımız çocukluk ve ilk gençlik, ilkbahardır.Gençlik; okuldur,hayata atılmadır,evliliktir, çocuklara karışıp,onların sorumluluğu ile, koşturmacayla geçen sıcak yaz günleridir...Saçlara düşen aklar,emekliliğin ilk yılları, torun zevkinin tadıldığı, artık hayatı tam anlamıyla tanıdığımız yıllarsa, güz mevsimi, sonbaharımızdır...Sonrası...Eğer ömrümüz varsa, gelen, kıştır...Kimine göre soba başındaki mır mır kedi huzurunda geçer ki, herkese böylesi huzurlu yaşlılık dönemi kısmet etsin Yaradan...Kimisi için de, bora, tipi, çılgın yağmurlardardan ibaret bir kıştır, yaşlılık... Birilerine muhtaç olmak,elden ayaktan düşmek, gözleri kapıda beklemek... Kimbilir , belki de ektiğini biçmektir yaşlılık. Ağustos böceği-karınca misali,hazırlıklı veya hazırlıksız yaşamaktır kışı...
En güzel olanı baharlar, bana göre; ilki de sonu da...İlkinde sorumluluk yok, herşey toz pembe , akıl bir karış yukarda...Sonuncuda ise, yine sorumluluklar açısından, yaza göre çok daha esnek bir dönem... Bu , ikinci bahar diye de adlandırılan zaman içinde, hayatın oyunları, şakaları,tuzakları karşısında temkinlisindir, hazırlıklısındır...Öyle her lafa, her olaya ,her insana gerektiğinden fazla önem vermediğin, her şeyi ,herkesi olduğu gibi kabul etme becerisini elde ettiğin dervişlik dönemidir hayatın güzü...Hüzündür bir adı,bir adı da, hazım...:))) Çünkü hazmetmişliktir, çoğu duyguyu,çoğu olguyu... Açlığın o , hayvani çağrışımları yoktur, doygunluğun rehaveti, mideden çok beynin daha etkin olduğu, rahatlama ve düşünme zamanlarıdır, hayatın güzü...Açken nasıl sinirli oluruz, huysuz ve aceleciyizdir,sağlıklı düşünemeyiz çoğu kez... Oysa karnımız doyduktan sonra sorunlarımızı inceden inceye düşünüp , günlük veya daha uzun süreli yol haritamızı belirleriz...Yaşama dair, varoluşumuza dair; beyin kapasitemiz, içsel değerlerimiz ölçüsünde saptamalar yaparız doygun zamanlarımızda...Belki de, bu bir "züğürt tesellisidir" kimblir..."Aç olayım varsın, genç olayım da... " diyor mu bir yanım diye, sorguluyorum kendimi... Yok... Bir sihirli değnek beni döndürse"yaz"ıma, o savaşa yeniden girmeyi göze alamam...Çünkü hayattan en çok beklediğim, huzur ve sakinlik. Belki de hırslı, çok gayretli,çok çalışkan bir yapım olmadığı için böyle düşünüyorum... Farklı yapıda olanlar için , gençlik; hep özlemle anılan bir dönemdir sanırım. Hâlâ bir şeylerin yarım kaldığı duygusu hakimdir, böylesi ruhlara .... Sonbahar ; geçmişte veya içinde bulunulan zamanda doğruların,yanlışların tartıldığı, hayatı kendince en doğru algılayıp, etrafındakilere ve kendine olması gerektiği gibi davranabildiğin en anlamlı bir zaman dilimidir, bence:))...
Sağlıklı,mutlu,güzel haber ve olaylarla dolu bir bayram ve ardından , dingin,huzurlu bir EYLÜL diliyorum , hepimize...