​ Eylül'ü Sevmek / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Eylül '18

 
Kategori
Deneme
 

Eylül'ü Sevmek

Eylül'ü Sevmek
 

“ Her ömrün bir Eylül’ü vardır.
Onca yaşadım,
Şimdi bildim.”*

 

Severim Eylül’ü

Belki de içimde yıllardır yaşadığım Eylül’ler aşkınadır bu sevgi. Takvimlere takıldığımda çoktan kışa girmiş olduğumu görsem de ne gam? İçimdeki Eylül güneşiyle ısıtıyorum, dışımdaki kış mevsimini.

Yakmayan , üşütmeyen, yumuşacık bir Eylül ikindisi yaşıyorum. İnsanı dingin bir ruh haliyle düşüncelere salıyor. Geçmişteki hataları affediyor, yaşanan güzellikleri bir kez daha anımsıyorum... Kırk yıllık anılar dün gibi yakın görünürken, kendime olan uzaklığıma inanmak zor geliyor. Hayat, yazgıyla yanılsamalarımız arasında geçen tuhaf bir yolculuktan başka nedir ki, diyorum kendi kendime.

Severim Eylül’ü.

Eylülde Pessoa okumayı. O da benim gibi kendi kalabalığında yalnız. Öylesine naif ve kırılgan. Kendini yağmurla özdeştirmiş bir adam: “Her yağmur damlalarıyla doğada ağlayan ıskalanmış hayatımdır” der ve devam eder: “Günün hüznünü boş yere toprağa akıtan, damla damla, sağanak sağanak yağmurda bendeki belirsizlikten bir şey var. (…) Dışardaki yağmurun hüznünü de, içimdeki boşluğun acısını da duymayan bir varlık olsam.”*

İçindeki boşluğun acısını duymayan bir varlık var mıdır dünya üzerinde?

Eylülse, yağmur yağıyorsa , geceyse ve yalnızsa, gizli bir hıçkırık gibi dolar içine o boşluğun acısı…

Bu mevsimde Pessoa’nın hüznüne ortak olmak, kendi hüznümü hafifletiyor sanki. Onunla aynı duyguları paylaşmak iyi geliyor bana. Hazan ve hüzün birbirini doğuruyor. Ve tamamlıyor birbirini. Ama biri nerde başlıyor, diğeri nerde bitiyor, bir sınırı yok. O sınır herkesin kendi içinde olmalı…

Severim Eylül’ü.

Ayrılık sarısı bir özlemdir Eylül, geçip giden yazlara. O yazlar ki, umut pembesi çiçekler açtıran. O yazlar ki, asla bitmeyeceğini düşündüğümüz aşklar yaşadığımız… O yazlar ki, özlemini her geçen yıl daha çok çektiğimiz… Aslında her şey şairin dediği gibidir, ne eksik ne fazla:

“Bir yaz daha geçiyor hiçbir şey anlamadan,
Oysa yapacak ne çok şey var ve ne az bir zaman.”

Zamanının azaldığını bilmek kadar korkunç bir şey daha var mıdır?  Eylül’den sonrası telaşlı adımlarla geçiyor zaten. Saatlerin, takvimlerin, günlerin acelesine akıl ermiyor…

Severim Eylül’ü.

 En çok şiir bu ayda yazılır, aşka, ayrılığa ve ölüme dair. Kimi ölümü ve aşkı bu ayda bekler, kimi kimsesizliğinin savruluşlarını Eylülden bilir, kimi Eylül kokulu ölümlerden söz eder. Ama Eylülde yazılan en güzel şiirler Nazım’ın kaleminden çıkar.  Saat 21-22 Şiirleri’ni Bursa cezaevindeyken Piraye için Eylülde yazmaya başlar Nazım. Buradan Piraye’ye yazdığı Eylül tarihli mektuplarsa buram buram özlem kokar: “Kitap okurum: içinde sen varsın, şarkı dinlerim: içinde sen. Oturdum ekmeğimi yerim: karşımda sen oturursun, çalışırım: karşımda sen. Sen ki her yerde ‘hâzırı nâzır’ımsın. Konuşamayız seninle, duyamayız sesini birbirimizin. Sen benim sekiz yıldır dul karımsın.” 22 Eylül 1945

Severim Eylül’ü.

Tam bitti derken, içimizdeki yaşama sevincini ortaya çıkarır.

Her ânı yaşamayı,

Aşık olmayı,

Unutmayı,

Vazgeçmeyi,

Sil baştan başlamayı öğretir .

 

 

*Murathan Mungan

 
Toplam blog
: 235
: 2079
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..