​ Ezan muhabbeti… / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mayıs '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Ezan muhabbeti…

Ezan sesi duyduğumuzda otomatik olarak bacak bacak üzere atmışsak esas duruşa geçerek toparlanan, bir de tekbir getiren nesildeniz…

Zaman epey ilerleyip de, sorgulamaya başlayınca; babanın yanında bacak bacak üstüne atılmasının ayıp karşılanması ile bir ilgi kuruyor insan.

İnsanın en rahat edeceği yer eviyken; bacak bacak üstüne atmanın ayıp, koltuğa uzanarak istirahat etmenin büyüklere saygısızlık olduğunun vurgulandığı evlerde; ezan sesi için hazırola geçenlerin İstiklal Marşı ya da On Kasım da uygulanan bir dakikalık saygı duruşuna katılıp-katılmadıklarını hep merak ederim.

Aynı şekilde, insanın en rahat edeceği yer olan evinde bacak bacak üstüne atamamanın, koltuğa kaykılıp yatamamanın, ayaklarını şöyle uzatamamanın eksikliğini hiç mi hissetmez gençler de, sorgulamazlar diye de düşünüp dururum!

Misal, biz babamız geldi diye oturuşumuzu bozanlardan asla olmadık, ezan sesinde toparlandık; aynı şekilde her bir İstiklal Marşı duyduğumuzda saygı duruşunda bulunduk, ailecek, her On Kasım’da bir dakika kıpırdamadan durduk, huşu içinde…

Ezan sesinin desibeli normal şartların üstündeyse elbette şikayet edilebilmeli.

Hatta, kaç yıldır düşündüğüm bir şeyi de açıklamanın tam zamanı, sanırım: Ezan namaza çağrıdır. Tamam mıyız?

O zamanlarda saat yoktu, güneşe ve gölgesine göre ayarlanıyordu, Ezan ise o karmaşayı engellemek için bulunmuş bir çözümdü, bana göre…

Saat, saatin alarmları, teknolojinin çeşitli uyarılarını kullanmaya başlayalı bu sistemi de sorgulamak gerekirdi.

Yani, mantığım böyle diyor!

Ezan sesinden, normal desibelde olduğu sürece, rahatsızlık duyduğumdan değil, mantık süzgecimden geçtiği şekilde, yani, gelişime ayak uydurun diyen kitap üzerinden, en azından, düşününce şartlara ayak uydurmak ve teknolojik gelişimden yararlanmak gerektiğini düşünüyorum.

Diğer türlüsü amacından çıkıp neredeyse bir tapınma halidir.

Yani, namazını kılmak isteyen kişi ezan sesini duymazsa namazını kılmayacak mıdır?

Evinde saati, elinde cep telefonu, elinin altında bilgisayarı, kolunda Swach saati varken ille de “Namaza çağrı” sesini duymayı mı bekleyecek?

******

Yılmaz Erdoğan da demiş ki: Neden ezan sesi filmlerde yok?

Vallaha, bizim seyrettiğimiz filmlerde, dizilerde ezan sesi de, namaz kılma sahneleri de fazlasıyla var ama demek ki Yılmaz Erdoğan kendi yapıtlarından başkalarını izlemiyor!

******

Şimdi, tiyatroların özelleştirilmesi konusu da otomatik olarak açılmış oluyor.

Yılmaz Erdoğan tiyatroyu destekleyen bir sanatçı, “Ezan sesi” isteğini nereye koyup da hangi açıdan bakmak gerek?

Tiyatrolarda Ezan sesleri, olmadı çağrışımları, dinsel konular mı işlenmeli?

Yani, anlayamadım gitti!

******

Ahmet Kaya ilk albümünü çıkardığında toy üniversite öğrencisiydik; birileri demişti, dinlemeye başlamıştık.

İzmir’de ilk konserine yana-yakıla gitmiştim; henüz tanınmamıştı pek…

“İçeri alınanlardan” demişti arkadaşım, “Eşini de almışlar… Hiç yoktan… Hem de eşine işkence yapmışlar, öyle şekilde, böyle şekilde…”

Hiç konuşmamıştı, bir-iki cümle dışında, yalnızca türkülerini söylemişti…

Tüylerimiz diken-diken…

Hele ki hakkında duyduklarımızdan sonra; kanatlarımız olsa saracağız, yani öyle bir sahiplenme…

******

Hiç kimseyi pat diye yargılamak olmaz!

Yanılırız; günahına gireriz…

Korkarım!

Bunca zamandır şarkılarını taparcasına dinlediğim ki; gençliğimin vaz geçilmeziydi, en son geçenlerde huşu içinde dinleyeceğimi sanarak en eski şarkılarından başladım yola…

Her bir şarkıda “Dağlara çıkmak” vardı!

Kadınlar dağlara çıkıyordu, emekçiler, gençler, aşıklar…

O vakitler bizler “Dağlara çıkan kadınlar” ı kendimiz sanıyorduk; hani dağ yüksektir, dağlara çıkan kadınlar yükseklere layıktır, falan…

******

O gece, Allah rahmet eylesin elbet, ama ben kendi anlamak istediğimle asıl söylenmek istenilenin ayırdına vardım!

Anılarımdaki o muhteşem şarkıların ışığı söndü, üzgünüm!

******

Sanatın halkla bulaşmaması gerek; siyasete bulaşması da anlaşılır da, soyunması anlaşılır gibi değil!

Siyasetin sanata müdehalesi ise hiç anlaşılır gibi değil diyeceğim, dedirtmiyor şekerim yaşananlar!

Herkes yazdı, hep karşı çıkılıyor bir şeylere, sonuç değişmiyor, anasını satayım!

Yazılıp-çizildikçe, sanki, daha mı bileniyorlar, ne?

Hani, sanki: “Sıka sıka alırız!”

******

Ezan sesi dedik ya: Şimdi bir sorum var beş vakit namaz kılanlara; ki Allah kabul etsin, Ezan sesi duymazsanız namazınızı kılmayacak mısınız?

Namazınızı kılmak için ille de ezan sesini mi bekliyorsunuz?

Her ezan sesinde namazınızı kılıyor musunuz?

Yoksa, ocakta yemeğinizin pişmesini mi bekliyor, işinizin tamamlanmasını, misal, emlakçıysanız, müşterinizi geçirdikten sonraya mı bırakmaktasınız?

Ocaktaki yemek bilmem kaç liraya bedel, iş deseniz aslanın ağzında, yaşamak için para kazanmak ısrarla gerekirken ve o para artık pek çok uzaklardayken…

Her şeyi bir tarafa bırakıp da ezan sesine koşanlar varsa eğer: Cidden hem tuzları pek kurudur hem de teknolojinin bir nimetinden faydalanmıyorlardır!

Twit atanları da var gerçi, aramızda kalsın…

 

http://twitter.com/Gulgunkaraoglu

gulgun_2006@hotmail.com

 

 
Toplam blog
: 1269
: 1343
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..