- Kategori
- Deneme
F klavye, Q klavye ( kendime sesleniş)

Komşular, eşime,"Ayşe Hanım, sizin evden geceleri tık tık sesleri geliyor." derlermiş, çekinerek...
Okuma yazmayı sökmeden önce de parmakların daktilo tuşlarında gezinirdi. O zamanlar, oynadığın daktilonun F klavye olduğunu nereden bilecektin? Yazmayı sökerken, parmakların daha bir alışıyordu daktiloya. Bazen parmak uçlarının hafiften kızardığını hatırlıyor musun, bilmem?
*****
Yaz tatillerinde öğlene kadar rahmetli babanın “daire”sine/ adliyeye gider, mübaşirin yapması gereken işleri yapardın.
Hatırla bakalım!
1960 öncesini...
Yani Ankara’ya gelmeden önceki o yılları...
Mahkemeye çağrı kâğıtlarını doldurur, sonra onları postaya, bazen de jandarma karakoluna götürdün.
Öğleden sonra ver elini Şehir Deresi...
Yüzmek bir başkaydı.
Büyümeye başlayınca Çoruh’a gitmek, kıyıda korka korka suya girmek...
*****
Ortaokulda, çarşamba günleri, öğleden sonra, arkadaşların “nutuk” dinlerken sen, memur olmadığı için, daktiloda yazılacakları yazardın.
Bazen, derslerden çağrıldığını, unutmamışsundır.
Bir farkın vardı, daktilo kullanarak hizmet ediyordun, başkaları sana paye vermiyordu.
Sen yine öğrenciydin; daktilo bilen...
İspir Ortaokulu’nu, memleketini nasıl unutursun?
*****
F klavyeli daktilolar senin arkadaşındı.
Öğretmenlik yıllarını hatırla!
Herkes, memurlardan birinin yazılı sorularını “mumlu kâğıtlar”a yazmasını beklerken, sen, yanından ayırmadığın daktilonda yazardın soruları...
*****
Mahkemeye düştüğün günlerden birini hatırla bakalım:
Yıl 1975 baharı...
Sen müdür yardımcılığından, değerli bir fakülte arkadaşın/ branştaşın öğretmenlikten açığa alındığı için öğrenciler eylemde...
Dersler yapılmıyor...
Yürüyüşler...
Polis, şimdiki gibi değildi...
Demek ki o zaman demokratik bir bakışı varmış polisin...
Daktilon ilk kez suçlanacaktı.
Hiç aklına gelir miydi?
Olacakları bildiğin için daktilon, sen yollardayken yanındaydı.
Okula gelirken, okuldan eve giderken belli yerlere/ işyerlerine uğruyor, hal hatır soruyordun...
Bir de ayrılırken:
“Saat kaç?” diyordun.
Olacakları bildiğin/ sezdiğin için kendini akıllı sananlara “mama” vermeyecektin.
Daktilon suçluydu; mahkemeye gidiyordu.
Dağıtılan bildiriler senin daktilondan çıkmıştı; yani onları sen yazmıştın!
Kendilerini akıllı sananlara “akıllı” unvanını bağışlayacak kadar “akılsız” değildin.
Parmaklarının, daktilonun tuşlarında her zaman dolaşmayacağını bilecek bilinçteydin!
*****
Sonra bilgisayar, evlere yavaş yavaş girmeye başladı memlekette.
F klavye bulmak zordu.
Sonunda Macintosh/ Apple diye bir markanın varlığından haberdar oldun!
F klavyeli bilgisayara kavuştun.
Bozulanın/ eskiyenin yerine yenisi aldın.
Masaüstü derken, dizüstü sardı piyasayı...
Sonra mecbur kaldın, Q klavyeli Mac türü dizüstü bilgisayara mahkum oldun.
Masaüstü F klavye...
Dizüsütü Q klavye...
Bocaladın durdun, bir onda bir onda yazarken...
Farklı işlerde kullanıyordun her birini...
Köyden kente gelene döndün:
Ne köylü, ne de kentli...
*****
Bak nereden nereye geldin.
Daldan dala atlayarak “daktilolu anılar”a şöyle kaçamak bir baktın.
Daktilo tuşlarının sesi kulaklarında...
Geri dönüş olmadığı için, ne denli hızlı yazsan da, dikkatli yazmak zorundaydın...
Şimdi öyle mi?
Yanlış mı oldu?
Dön geri, sil, yaz, sil, yaz... düzenle!
Daktiloda yazmanın disiplini kayboldu mu, dersiniz?
Bilgisayarda yazmak, düz yolda araba sürmek gibi bir şey...
Rahatlığı var, ama bu rahatlık, rahatsız ediyor bazen...
Daktilo öyle mi?
Dolambaçlı yollarda araba sürmenin dikkati var/dı onda.
Gel gör ki, yazarken sıkıntı basardı, yanlış yaparım, diye...
*****
Neredeyse yirmi yıldır daktilodan uzaksın.
Alışmıştın F klavyeye, daha okuma yazmaya başlamadan.
Bir süredir, dizüstünde Q klavyeye mahkumsun!
Alışacaksın!
Alışacak!...
*****
Yaz tatillerinde öğlene kadar rahmetli babanın “daire”sine/ adliyeye gider, mübaşirin yapması gereken işleri yapardın.
Hatırla bakalım!
1960 öncesini...
Yani Ankara’ya gelmeden önceki o yılları...
Mahkemeye çağrı kâğıtlarını doldurur, sonra onları postaya, bazen de jandarma karakoluna götürdün.
Öğleden sonra ver elini Şehir Deresi...
Yüzmek bir başkaydı.
Büyümeye başlayınca Çoruh’a gitmek, kıyıda korka korka suya girmek...
*****
Ortaokulda, çarşamba günleri, öğleden sonra, arkadaşların “nutuk” dinlerken sen, memur olmadığı için, daktiloda yazılacakları yazardın.
Bazen, derslerden çağrıldığını, unutmamışsundır.
Bir farkın vardı, daktilo kullanarak hizmet ediyordun, başkaları sana paye vermiyordu.
Sen yine öğrenciydin; daktilo bilen...
İspir Ortaokulu’nu, memleketini nasıl unutursun?
*****
F klavyeli daktilolar senin arkadaşındı.
Öğretmenlik yıllarını hatırla!
Herkes, memurlardan birinin yazılı sorularını “mumlu kâğıtlar”a yazmasını beklerken, sen, yanından ayırmadığın daktilonda yazardın soruları...
*****
Mahkemeye düştüğün günlerden birini hatırla bakalım:
Yıl 1975 baharı...
Sen müdür yardımcılığından, değerli bir fakülte arkadaşın/ branştaşın öğretmenlikten açığa alındığı için öğrenciler eylemde...
Dersler yapılmıyor...
Yürüyüşler...
Polis, şimdiki gibi değildi...
Demek ki o zaman demokratik bir bakışı varmış polisin...
Daktilon ilk kez suçlanacaktı.
Hiç aklına gelir miydi?
Olacakları bildiğin için daktilon, sen yollardayken yanındaydı.
Okula gelirken, okuldan eve giderken belli yerlere/ işyerlerine uğruyor, hal hatır soruyordun...
Bir de ayrılırken:
“Saat kaç?” diyordun.
Olacakları bildiğin/ sezdiğin için kendini akıllı sananlara “mama” vermeyecektin.
Daktilon suçluydu; mahkemeye gidiyordu.
Dağıtılan bildiriler senin daktilondan çıkmıştı; yani onları sen yazmıştın!
Kendilerini akıllı sananlara “akıllı” unvanını bağışlayacak kadar “akılsız” değildin.
Parmaklarının, daktilonun tuşlarında her zaman dolaşmayacağını bilecek bilinçteydin!
*****
Sonra bilgisayar, evlere yavaş yavaş girmeye başladı memlekette.
F klavye bulmak zordu.
Sonunda Macintosh/ Apple diye bir markanın varlığından haberdar oldun!
F klavyeli bilgisayara kavuştun.
Bozulanın/ eskiyenin yerine yenisi aldın.
Masaüstü derken, dizüstü sardı piyasayı...
Sonra mecbur kaldın, Q klavyeli Mac türü dizüstü bilgisayara mahkum oldun.
Masaüstü F klavye...
Dizüsütü Q klavye...
Bocaladın durdun, bir onda bir onda yazarken...
Farklı işlerde kullanıyordun her birini...
Köyden kente gelene döndün:
Ne köylü, ne de kentli...
*****
Bak nereden nereye geldin.
Daldan dala atlayarak “daktilolu anılar”a şöyle kaçamak bir baktın.
Daktilo tuşlarının sesi kulaklarında...
Geri dönüş olmadığı için, ne denli hızlı yazsan da, dikkatli yazmak zorundaydın...
Şimdi öyle mi?
Yanlış mı oldu?
Dön geri, sil, yaz, sil, yaz... düzenle!
Daktiloda yazmanın disiplini kayboldu mu, dersiniz?
Bilgisayarda yazmak, düz yolda araba sürmek gibi bir şey...
Rahatlığı var, ama bu rahatlık, rahatsız ediyor bazen...
Daktilo öyle mi?
Dolambaçlı yollarda araba sürmenin dikkati var/dı onda.
Gel gör ki, yazarken sıkıntı basardı, yanlış yaparım, diye...
*****
Neredeyse yirmi yıldır daktilodan uzaksın.
Alışmıştın F klavyeye, daha okuma yazmaya başlamadan.
Bir süredir, dizüstünde Q klavyeye mahkumsun!
Alışacaksın!
Alışacak!...