- Kategori
- Gündelik Yaşam
Facebook'un sanal sosyalliği

Facebook biz özel olarak istemesek de hayatımıza girdi bir kere. En çok konuşulan şu eski arkadaşlarımıza kavuşturma hizmeti dışında güncel arkadaşlarımızla olan ilişkimizi de sanal ortama taşıyor. İlk bakışta son derece faydalı görünen bu sosyalleştirici tarafı alsında biraz kurcalandığında hiç kimsenin olduğundan daha fazla sosyalleşmediğini ve hatta sosyal olan ilişkilerin de sanal dünyaya gerçekdışı bir biçimde girdiğini görüyoruz.
Bu site üzerinden arkadaşlar birbirlerinin resimlerine bakabiliyor, birbirlerine küçük birer resimcikten ibaret olan sanal hediyeler, çiçekler alkollü-alkolsüz bilimum içecekler yollayabiliyorlar. Sanal rakı masası kurup dostlarınızı bu sanal masaya çağırıp sanal mezeler yiyip, sanal içkiler içebiliyor ve hatta diğer arkadaşlarınızın kurmuş olduğu masalara sanal dansözünden yanar dönerli meyve tabaklarına kadar her çeşit ikramları gönderebiliyorsunuz. Tabi bunların hepsi birer küçük resimden ibaret. Aklınıza gelecek her konuda bir sanal gurup kurup arkadaşlarınızı da bu guruba katılmaları için davet edebilirsiniz. ‘Şuna şöyle diyen bir milyon kişi bulabilirim’ ‘bundan nefret eden beşyüzbin kişi bulabilirim’ diye yüzlerce gurup var. Bu kişileri bulup bulmadıkları ve buldularsa vatana millete ne gibi bir fayda sağladıkları ise hep meçhul. Arkadaşlarınızın sinema zevkini, çocukluğunuzdaki çizgi filmleri hatırlayıp hatırlamadıklarını da test edebileceğiniz imkanlar sunulmuş. Bu sitenin sosyalleştirici etkisi olduğuna inanlara şaşırıyorum doğrusu. Bir arkadaşınızla oturup çay içmenin gerçek keyfinin yerini nasıl olur da bir internet sitesindeki sanal çay resimleri alabilir. Ben şahsım adına söyleyebilirim ki eski arkadaşlarım beni bulmasına rağmen hiç biriyle yeniden görüşmeye başlamadım. Yani hayat sizi ayrı köşelere fırlatmış ve bu evren sizin görüşmenizi istememiş bir şekilde. Facebook aracılığı ile bir iki sanal içecek resmi veya sanal ayıcık resmi gönderildi diye mi görüşeceğiz tekrar. Onca ayrı yaşanmış yıl ne olacak peki? Bizim toplumumuzda dokunmak çok önemlidir. Arkadaşlarımıza sarılırız, elimizi omzuna koyarız, alacağımız eşyaya şöyle tık tık diye vurmadan, ellemeden alamayız. Gerçekliği seven ve gerçek acılarla, gerçek sevinçlerle yaşamış bir toplumuz. Her ne kadar sanal bir yeni nesil yetişiyor olsa da özümüzde bu tip yapmacıklıklara yer olmadığını düşünüyorum.
Dikkat ettim bu yazımda onaltı defa sanal kelimesini kullanmışım. Bildiğiniz üzere sanal kelimesi sanmak fiilinden türemiştir. Sanmak ise öyle olduğunu zannetmek veya bir çeşit yanılmak değil midir? Öyle olduğunu sanmaya daha ne kadar devam edeceğiz?