- Kategori
- Futbol
Fatih Terim ve ona öykünmeyen Arda Turan nereye koşuyor?
Söylemedikleriyle ünlü olmak...
İlk bakışta bu, okuyana/duyana ters gelebilir. Çünkü kişinin “yaptıkları”, “söyledikleri” anlaşılır da, “söylemedikleri”yle ünlü olması anlaşılmaz. Ama Fatih Terim’in kimi söylediklerine bakıldığında, “söylemedikleriyle ünlü” olmanın ne demek olduğu anlaşılır.
Fatih Terim’in, Türkiye-Rusya özel maçı öncesi düzenlediği basın toplantısında, istifa edip etmediği konusundaki soruyu, “Bana yakışanı yaptım” diye yanıtlaması, “Yakışan ne?” sorusuna yanıt olacak tek sözcük söylememesi... Ona yakın olanların, “İstifa etti, kabul edilmedi” demeleri, “Yakışan ne?” sorusunun yanıtı yine de olamaz. İkincisi, Arda konusunda, Mehmet Demirkol’la girdiği diyalogda, “Sen niye çağırmadığımı biliyorsun, ama benim ağzımdan duymak istiyorsun, sen söyle” demesi, ayrıca, “İsteyen istediği gibi anlasın” tavrı...
Ayrıca...
Özel maça kimi futbolcuları çağırmayışına bağlı olarak, çağırmayı “milletten özür dileme” koşuluna bağlarken, “Niye?” sorusunun yanıtını kamuoyuna vermemesi...
İşte, Fatih Terim’i ünlü (!) yapan bu söylem... Fatih Terim’in, eleştiri konusu olan bu söylemi, onaylanacak, örnek alınacak bir söylem değildir. O söyleme ancak, öykünülür.
(Bir futbolcuyu, bugünkü gücü/ yeri ne olursa olsun kadroya çağırmamak, çağırsa bile sahaya sürmemek, Fatih Terim’in hakkıdır. Ama soruları açıkça yanıtlamamak, ona verilmiş bir hak olamaz. Çünkü Fatih Terim, Milli Takım direktörüdür; TFF’ye olduğu kadar, bu milletin her bireyine karşı da sorumludur. Dışladığı kimi futbolcuların kendisinden değil, milletten özür dilemeleri gerektiğini söylediğine göre, millete karşı bir “açıklama” yapmak sorumluluğunu nasıl olur da unutur?)
*****
Öğrenci, öğretmene; yeniyetme yazar, ünlü birine öykünür.
Ya futbolcu?
İlk akla gelen, teknik direktörüne öykünür olabileceği... Sözgelimi, Fenerbahçe’den Beşiktaş’a gitmesi normal karşılanması gereken Gökhan Gönül, kimi söyledikleriyle, Fatih Terim’in söylemine öykündüğünü gösterdi:
“Fenerbahçe’nin bana verdiği para da ortada, Beşiktaş’ın KAP’a bildirimi de... Beşiktaş’a çok daha azına geldim.”
Gökhan Gönül, niye “Bana verilen para” demiyor da, “KAPA bildirilen” diyor?
Buradaki “verilen” ile “bildirilen”in farkı kendiliğinden ortaya çıkar.
Gökhan Gönül, açık konuştuğunu sanıyor!
Oysa Arda Turan, Gökhan Gönül gibi, Fatih Terim’e öykünmüyor; onu “açık konuşma”ya çağırıyor:
“Hocamın, bizi halktan özür dileyecek gibi göstermesi yanlış. Özür dileyecek ne yaptık?”
Arda Turan’ı böyle demeye iten, Fatih Terim’in dedikleriydi:
“Benim kimseyle kişisel sorunum yok. Hata yapıldıysa da bana karşı yapılmadı, Türk halkına yapıldı. Bir özür dilenecekse ve dileyeceklerse, Türk halkından dilenmelidir, benden değil.”
Fatih Terim’in “hata” dediği ne?
İnatla, bu konuda açık konuşmuyor Terim. “İsteyen istediği gibi anlasın” demesine bağlı olarak düşünürsek, demek ki konuşursa, “hata”nın yönü değişecek...
*****
Dışlanan futbolcular için şu söylenen ağır bir suçlama değil mi?
“Milli Takım, belli değerler ve ilkeler doğrultusunda, bu formayı taşıma şerefine hazır olan, Milli Takım oyuncusuna yakışır davranan herkese açıktır.”
Suçlanan futbolcuların suçunun ne olduğunu bilmek, “ilk ağız”dan duymak; Milli Takım milletin takımı olduğuna göre, her yurttaşın hakkıdır. Bu hak, Fatih Terim’ce yok sayıldığına göre, görev, TFF’ye düşüyor. Görevinin karşılığını alan Fatih Terim, milli görev yapan futbolcuları suçluyor, bunu bir gerekçeye bağlamıyor ve kanıtlamıyorsa, “görev kusuru” işliyor demektir. Bunu sormak da, ona görev verenlere düşüyor.
(Düşüyor dedik de, Ahmet Mithat Efendi misali aklımıza geldi: Fatih Terim’in sözleşmesinin tıpkıbasımının medyaya düşmesi, zamanlama bakımından biraz ilginç/ anlamlı değil mi?)
Fatih Terim'nin, herkes her şeyi biliyor havasına bürünerek susması, doğru değildir.
Fatih Terim, TFF’nin bir çalışanı, Arda Turan ise “hedef”e konan, öteden beri Milli Takım’da “milli görev” yapan bir futbolcu, öteki dışlananlar gibi... Terim ile Arda arasındaki bu farkı görmeyip, işi “baba-oğul" ilişkisine indirmek, magazinsel bir yaklaşım olur.
“Fatih Terim’in yaptığı da milli görev değil mi?” sorusunu duyar gibiyim.
Fatih Terim, “görev”inin karşılığını alan bir çalışandır; askerlik göreviyle kışlaya giden değildir.
(Medyaya yansıyan sözleşmenin tıpkıbasımı, Milli Takım'da kavganın "para"dan kaynaklandığı dillere dolanmışken, Fatih Terim'in düyanın en pahalı teknik direktörü olduğunun söylemden çıkıp resmiyet kazanması, tartışmaları iyice alevlendirecektir. Sözleşme içeriğinin, milli maçlar öncesi öne çıkması, olası bir başarasızlıkta "Bu kadar para kazanmaya..." gibi söylemleri gündemde tutacağına göre, bulunan yerde tutunmak da zorlaşacaktır. Ama başarı gelirse, söylenenler boşlukta kalır.)
*****
Sona doğru...
TFF’nin, Fatih Terim’e “koşulları iyi” sözleşmeyle görev vermesi...
Fatih Terim’in emeğinin karşılığı olan paranın azlığı çokluğu, geçmişinin “parlak” oluşu ve “başarılar”la dolu olması...
Hiç gereği yokken, yaptıklarının doğru olduğu algısını yaymak için Fatih Terim’e “patron” denmesi...
Zorda kalınca, bu demenin “mecazi” anlamda kullanıldığına sığınılacak olması... bir yana...
Son söz:
Sorunu anında ve yerinde çözmek varken dallandırıp budaklandırmak, söylemedikleriyle ünlü olmak; “patron”a, “patron”u haklı bulanlara hiçbir şey kazandırmaz.
https://www.facebook.com/turgutcelik