- Kategori
- Futbol
Fenerbahçe'nin, “keyfine göre gören” hakemlerden çektiği...
Uydurulan penaltıyı öne çıkaranlara denecek belli:
Fenerbahçe gol attı da Mete Kalkavan mı vermedi?
Doğru, Van Persie’nin attığı golü verdi. Ama bir de olmayanı, yani penaltıyı Fenerbahçe aleyhine verdi. Sarı kart gösterilmesi gerektiği yerde penaltı uydurulması, Mete Kalkavan'ın nasıl maç yönettiğinin göstergesidir.
Kimi hakemler, takımına/ futbolcusuna göre maç yönetiyor. Başka maçlara da bakıldığında, temiz goller/ penaltılar verilmez, ama öte yandan bu maçta olduğu gibi penaltı uydurulur.
(Regattin ayağını, Volkan'ın ayağına takarak uçuyor. Mete Kalkavan, penaltı noktasını gösteriyor. Oysa aldatmadan Regattin'in sarı kart görmesi gerekirdi.)
Mete Kalkavan’ın penaltı uydurmasını dile getirmek, öne çıkarmak, Osmanlıspor’u küçümsemek gibi algılanamaz. Algılayan olursa, bu, “niyet”le ilgilidir.
Orhan Veli Kanık’ın, “dünyada, nasırdan çektiğini hiçbir şeyden çekmeyen” Süleyman Efendisi misali, Fenerbahçe de bazen “görmez”, bazen de “keyfine göre gören” hakemlerden çekiyor.
Biliyoruz, hakemlerden yakınınca, onların “çifte standart” diye adlandırılacak tutumlarına değinince, “Gol attı da hakem vermedi mi?” masalı başlıyor.
Bu “hakem”li girişten sonra, Advocaat’ın bile beğenmediği oyuncularının çok iyi oynadığını söylemek, mümkün değil. Kuşkusuz, iyi olmama nedenlerinden biri de, Osmanlıspor gibi bir takımın rakip olması...
*****
Fenerbahçe, bir gol daha atıp 3 puan alsaydı, 3 puandan fazlasını almış olacaktı!. Çünkü Osmanlıspor gibi bir takımdan 3 puan almak her “babayiğit”in harcı değil.
Son üç maçına bakarak Fenerbahçe’nin de, geneline bakarak Osmanlıspor’un da etkili bir oyun sergilediğini söylemek mümkün değil. Ama bunu her iki takımın da UEFA Avrupa Ligi maçlarından “yorgun” çıkmasına bağlamak o kadar doğru değil.
O Osmanlıspor ki, UEFA Avrupa Ligi’nde oynadığı Zürih maçından çok, Fenerbahçe maçına verdiği önemi gösterdi. “Bizim önceliğimiz Lig” diyen Osmanlıspor Teknik Direktörü Mustafa Reşit Akçay, Avrupa Ligi’nde oynatmadığı, daha doğrusu dinlendirdiği birçok oyuncuyu bu maçta sahaya sürdü.
Bu neyi anlatır?
Fenerbahçe’yi yenmek ya da Fenerbahçe’den puan almak, dünyalara bedel!.
Fenerbahçe’de ise, “dinlenmiş” iki bek, Şener ile İsmail, o kadar etkili olmadılar. İsmail’in, top bende kalsın havasında oynamasıyla, zaman zaman kalesinde tehlike yarattı. Bir başka “dinlemiş” Volkan Şen, gol pasını vermesine karşın, hem etkili olmadı, hem de sürekli durduruldu. Mete Kalkavan, bu durdurmalarda hiçbir “kasıt” görmedi.
“Dinlenmiş”lerin içinde Sow ile Van Persie de sayılabilir.
Van Persie, attığı beraberlik golüyle görevini yaptığı gibi, "dinlenme" süresinin sonuna geldiğini de gösterdi.
*****
Hesaplar, Başakşehir, özellikle Beşiktaş ve Galatasaray’ın kazanmasına göre yapılınca, Fenerbahçe’nin 2 puan daha geriye düşmesi, büyük kayıp!.
Havaya bakılırsa, bir maç öyle, bir maç böyle sürüp gidecek... Bu arada, takımlar ya kendilerine gelecek ya da ilerleyen haftalarda takımın gücü/ bundan sonra yapacağı bu denenecek... Bu dilimde alınan/ yitirilen puanların değeri o zaman anlaşılacak.
Kimi maçlarda alınan/ yitirilen puanlarda hakemlerin etkisi, kuşkusuz, sonucu olumlu/ olumsuz yönde etkileyecektir. Bundan yola çıkarak, öyleyse, hakemle başladık, hakemle “sona doğru” gidelim:
Kart gösterip göstermemeler, penaltı verip vermemeler; kararlarını takımına/ futbolcuna göre vermeler, kısacası, keyfince davranmalar, nasıl bir "güç"le açıklanabilir?
Hakemlerin “kötü” olduğu bir yerde, maç izlemenin keyfi, sadece lehine karar verilen taraftara keyif verir. Oysa “çifte standart”ın olmadığı, bir hakkın bir taraftan öbür tarafa aktarılmadığı yerde olmak, yaşamak, asıl keyif vericidir.
Futbolcu kurallara aykırı davranınca, yönetici “sportmenliğe aykırı" konuşunca, “mahrumiyet”in yanında para cezası da alıyorsa, hiçbir suçu olmayan taraftar suç işleyenlerin yüzünden “seyirden men” ediliyorsa... “görev kusuru” işleyen hakem/ler ve onları verdikleri “hormonlu not”larla koruyanlar da yüklü bir para cezası almalı ki... kimi şeyler "kafaya dank" etsin.
Son söz:
Kayıplar, her zaman aynı takım için olmayacağına, zaman içinde “telafi” edileceğine göre, şimdilik, umutlanmak da, umutsuzluğa düşmek de “tek maçlık” olmalı!.
https://www.facebook.com/turgutcelik
https://twitter.com/#!/turgutcelik