- Kategori
- Güncel
Fazıl Say ve biz

Fazıl Say
Son iki haftayı, Fazıl Say'ın ülkeyi terketmekte haklı olup olmadığını tartışarak geçirdik. Kalsın mı, gitsin mi? Bu iş, Fazıl Say'ın, bir AKP milletvekilini Bekir Çoşkun'un "göbeğini kaşıyan adam"ına benzetmesine kadar uzadı.
Zaten dünyaca tanınmış bir sanatçı olan Fazıl Say ülkemizde, "mesleğiyle ilgisiz" bir beyanıyla yeniden ünlendi. Hem de öyle bir ünlendi ki, bizim görmediklerimizi gören, bilmediklerimizi bilen, hissetmediklerimizi hisseden bir mübarek haline getirildi.
Önceleri pek farkedemediğimiz sanatçı hassasiyeti, rikkati, dehası, basireti, öngörüsü bir bir keşfedildi. Ardından, "Böyle bir insan boşuna konuşmaz; mutlaka bir şeyler biliyordur, gelecegimizi mana ekranından izlemiştir" kanaatine bile varıldı.
Velhasıl zatını yücelttikçe yücelttik, büyüttükçe büyüttük ve birkaç gün öncesinin standart insanı olan Fazıl'ı, yere göğe sığmaz bir hale getirdik.
Her hareketinde bir bereket, her sözünde bir hikmet bulduk. Yazarlarımız, çizerlerimiz onun öngörülerine hayran kaldılar. Proğramcılar peşinden koşturdular. Televizyonlar, telefon bağlantısı yapıp konuştular.
Bir defasında kendisi bile, "Yahu, ben bildiğiniz sanatçı Fazıl Say'ım Ondan öte biri değilim" anlamında bir şeyler söyledi ama buna kimse kulak asmadı. Çünkü o şimdilik, Fazıl ötesi bir şey olmalıydı. Durum bunu gerektiriyordu. Yoksa bu çark dönmezdi.
Mademki, gizlediği kerametini yabancı basına "faş" eylemişti, o zaman bize de bildiklerini gördüklerini, anlatmalıydı. Yüzde 30 la, yüzde 70 oranı ülkeyi terketmek için yeterli miydi? Yoksa bu oranın laikler adına biraz daha bozulması mı gerekiyordu?
Hazırlıklara ne zaman başlanmalıydı, gitmek için hangi ülke seçilmeliydi, en laik Avrupa devleti hangisiydi? Giderken yanımızda neler götürülmeliydi. Laikliğimizi kanıtlamak için sadece Atatürk rozeti yeterli miydi, yoksa sol yakamıza İnönü'yü de iliştirmeli miydik? İşte Fazıl Say'dan, bütün bu soruların cevabı alınacaktı,
Sonra da sıra, büyük İstanbul depreminin ne zaman olacağını, kızlarımızın ne zaman koca bulacağını, bozulan işlerimizin ne zaman düzeleceğini sormaya gelecekti. Fakat araba kundakçıları işi bozdu, gündemi değiştirdi.
Halbuki, adaklar adayabileceğimiz, kollarına çaput bağlayıp, avuçlarında mum yakabileceğimiz, dertlerimizi ve sırlarımızı açabileceğimiz, etrafında dönerek dansedebileceğimiz yeni bir "sembol" yaratmak üzereydik. Böylece güzel günler görüp, mutlu olacaktık. Ne var ki, kundakçıların gazabına uğradık.
Dün Hasan Cemal'i okudum. Yazısını özetleyerek bilginize sunuyorum: "9 kasım 2005 tarihinde Şemdinli'de bir kitapevi bombalanmış, bir kişi ölmüş, asker olduğu söylenen iki zanlı halk tarafından yakalanmıştı.
Van Cumhuriyet Başsavcısı konuyla ilgili bir iddianame hazırlamış, fakat bunun bedelini, avukatlık dahil, bütün haklarını kaybederek ödemişti. (Hatta bazı beyinsizler, savcının hak mahrumiyetini alkışlamışlardı.)
Fakat mahkeme, savcının iddianamesini kabul etmiş, 19 haziran 2006 da iki sanığa ağır cezalar vermişti. İtiraz üzerine Yargıtay bu kararı bozmuş, davanın askeri mahkemede görülmesini istemişti. Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay'ın bozma kararına uymuş, fakat davayı sürdürmede ısrar etmişti.
Gene itiraz üzerine, ilgili yargıçlar hakkında dava açılmıştı. Atama döneminde mezkur mahkemenin bir çok mensubu başka yerlere gönderilmişti. Yeni gelen hakimler ise, dava hakkında görevsizlik kararı verip, iki şahsın dosyalarını askeri mahkemeye göndermişlerdi. Sanıklar buradaki ilk duruşmalarında, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmışlardı. Yani sivil mahkemede 40 yıl ceza alan insanlar şimdi serbestler..."
İşte bu son durum medyamızda, Fazıl Say'ın demecinin 100 de biri kadar yer almamıştır.
Siz Fazıl'ı kutsamaya devam edin. Bunları sakın bilmeyin ve duymayın. Yoksa şeriat gelir, ülke İran'a döner ve yaşanmaz olur!
Başta bizim nazımızı/buğzumuzu çeken fedakar Milliyet çalışanları olmak üzere; tüm insanlara iyi seneler ve sağlıklı, mutlu, bol kazançlı bir hayat diliyorum.
Resim:
www.videosofturkey.com/turkce/category.asp?id=29
Sayfam:http://huseyinatacan.blogspot.com/