- Kategori
- Spor
Federasyon Beşiktaş'ın kongresini mi bekliyor?

1993 yılında Sepp Piontek işini yardımcısı Fatih Terim’e devrederken kuşkusuz futbol tarihimizin en iktidar sahibi teknik direktörlerinden birinin göreve başladığının henüz kimse farkında değildi.
Milli takım Piontek zamanında belli bir düzeye gelirken Fatih Terim de boş durmamış, 1990’lı yılların tamamına ve 2000’li yılların ilk beş senesine damgasını vuracak kadronun tohumlarını genç milli (1993 Akdeniz Oyunları Şampiyonu) takımın başında atıyordu.
Türkiye 1996’daki Avrupa Futbol Şampiyonasına Fatih Terim’in bu kadrosuyla katıldı.
Görevi turnuva sonrasında Mustafa Denizli’ye devrederek, kendisi Galatasaray’ı UEFA Kupası Şampiyonu yapacak maceraya atılırken, Türkiye’nin karizmatik teknik adamı Mustafa Denizli’nin dönemi milli takımda başlayacaktır.
Denizli, Türkiye’yi tarihinde ikinci kez Avrupa Şampiyonası finallerine taşımakla kalmamış; uluslar arası bir turnuvada ilk defa çeyrek final de oynatmıştır.
Yine turnuva sonrasında aynen Fatih Terim’in yolundan ilerleyerek, belki de tarihte bir ilki gerçekleştirmek, Fenerbahçe’yi yerli teknik direktör yönetiminde şampiyon yapmak üzere anlaşma yapmıştır.
Denizli görevi Şenol Güneş’e devrederken, Trabzonspor’un efsane oyuncusu Türkiye’yi Dünya Kupası’nda üçüncü yapacaktır.
Fatih Terim, Galatasaray’ı UEFA Kupası’nda şampiyonluğa taşıdıktan sonra hedefi büyütüp Avrupa’ya açılmış; ancak umduğunu bulamamış, tekrar Galatasaray’a geri dönüp çok başarısız olduktan sonra milli takımdaki yerin boşalmasını beklemiş, 2005 yılında Ersun Yanal’dan boşalan yeri doldurmak üzere görev almıştır.
Fatih Terim’in milli takım serüveni devam ederken Mustafa Denizli, Fenerbahçe’yi ilk sezon şampiyon yapmış, ikinci sene kovulmuş, teselliyi İran’da aramıştır. İran dönüşünde kısa boşluktan sonra Beşiktaş’ın başına geçmiş; ilk senesinde büyük bir mucizeye imza atarak takımı altı yıl sonra şampiyonluğa taşımış ancak Fenerbahçe’deki gibi istikrarsız görüntüsüne geri dönmüştür.
Şenol Güneş de milli takımdan ayrıldıktan sonra ikinci kere Trabzonspor’un başına geçmiş, oradaki başarısızlığını takiben o da teselliyi Güney Kore’de bulmuştur. Mustafa Denizli gibi yurtdışı başarısı onu tekrardan Trabzonspor’un teknik direktörlüğüne taşımıştır.
Bu uzun tarihçenin içinde gizli bir sıra takip edildiğini fark ediyoruz. Son yirmi yıl süresinde milli takımın başında başarılı olmuş teknik direktörlerin kaderi bir şekilde birbirlerini tekrarlıyor veya takip ediyor.
Bunlardan Fatih Terim sırasını savdığına ve (gizli) kurala göre milli takımın başına Mustafa Denizli gelmelidir!
İlginçtir kader sanki Mustafa Denizli’yi milli takımın başına geçmesi için de zorlamaya başlamıştır.
Beşiktaş’ın durumu ortada; çok istikrarsız bir grafik çizdiği yetmiyormuş gibi önümüzdeki hafta sonu büyük bir kongresi var. Beşiktaş yeni başkanını ve yönetimini seçecek. Son altı yıldır görevde bulunan Demirören’in koltuğu sallanmakla kalmıyor, taraftar her maç kazansa da kaybetse de başkana “yeter” diye bağırıyor.
Murat Aksu göreve gelirse kuşkusuz kulüp içinde taşlar yerinden oynayacaktır. Aksu’nun Denizli ile devam edeceği yönünde bir açıklaması oldu mu, hatırlamakta zorlanıyoruz. Sadece Denizli’nin kongre ile ilgilenmediği, kendisinin Beşiktaş’ın teknik direktörü olduğunu belirten açıklamalarını takip edebildik.
Denizli sezon başında da göreve devam etmede çok isteksizdi. Biraz zorlama diyebiliyoruz ki sanki bunu kendisi de üstü kapalı itiraf ediyor. Beşiktaş’ın kupadan elenmesinden sonra takımını eleştiren açıklamalar yapması, Mustafa Denizli’nin Fenerbahçe’deki son dönemlerini anımsatıyor. Takımla arasına bir soğukluk girdiğini tahmin etmek çok zor değil. Hocanın kendisinin takıma güveninin sarsılmış olması da doğal bir sonuç olarak beklenebilir.
Fatih Terim görevi bırakalı neredeyse dört ay bitti. Federasyon bu süre içinde yabancı teknik direktörlerle görüştü. Burada olası ihtimaller üzerinden fikirler yürüttük.
“Şu olsun, bu olmasın” dedik.
Ancak görev yeri halen dolmadığı gibi ortada belirginleşmiş bir aday da görünmüyor. Son günlerde Yılmaz Vural ismi tartışılıyor; bunun fantezinin ötesinde bir anlam taşıyıp taşımadığını ilerleyen zamanda göreceğiz.
Bütün işaretler, federasyonun sessizliği ve eylemsizliği sanki Beşiktaş kongresinden çıkacak sonucun beklendiği yönünde bir kanaat yaratıyor.
Tarihsel süreç de bunu destekler nitelikte bir çizgi izlemiş durumda. Mustafa Denizli’nin Beşiktaş misyonunun tamamlandığını söylemek de erken bir yorum olmayacaktır.
Her şeyden öte sanki Mustafa Denizli’nin karakterine uyan görevin de bu olduğunu söyleyebiliriz.
Neden olmasın, diyelim mi?
Uzay Gökerman